"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sinir hücresi penceresinden meşveret-şûrâ mesleği-3: Akson & şûrâ kararı

Ziya Nur BİRLİK
04 Eylül 2026, Cuma
Artık bütün sinyaller, ortak bir sinyale dönüştürülüp yüksek özelliklere hâiz tek bir sinyal hâline gelir. Sinir gövdesinden çıkan mesajın iletildiği aksonlar, miyelinle kaplanmıştır; ta ki hâricî parazitlerin tesirinden etkilenmesinler ve mesaj da sıhhatli iletilebilsin.

Peki meşveret kararlarına hâriçten yapılabilecek itiraz ve hücumlardan etkilenmemek, rüsûh (sağlamlık) peydâ etmiş kararların temini için hâricî parazitlerin tesirini izâle edecek “miyelinin” karşılığı nedir? Bu sorunun cevabı şu ifadelerde mündemiçtir:

Bediüzzaman’ın “Ey millet, biz şimdi kalın şeridiz. Her kim muhalefet ile veyahut hodserâne ile bunu zayıf etse, umumun hakkına affolunmaz bir cinayettir.”8 ikazı, aksonun miyelinle muhafazası gibi, şûrâ kararlarının da ciddiyetle korunması ve tatbiki dersini verir. Meşveretten sonra azmetmenin Allah’ın bir emri olduğunu ifade eden “İş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” âyet-i kerîmesinin emri gereği ikinci bir meşverete kadar korunması gereken kararlarda sebat esastır. Meşveret âyetinde geçen “azmedersen” ifadesi bu hakikati gösterir. Meşveret kararlarına muhalefete temayül edenler, rey sahibinin kendi reyini beğenmesini fitne olarak zikreden hadîs-i şerîfi hatırlamalıdır.

Artık şahs-ı mânevînin metin hükmü ortaya çıkmıştır ki “Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevîdir ki şûrâlar o ruhu temsil eder.”9 “Siz, meşveretle ne lâzımsa yaparsınız. Fakat ihtiyatla, telâşsız, velveleye vermemek lâzım”10 “İçinizdeki şahs-ı manevînin fikrini, o meşveretle bildirir.” 11

Kararların hızlı bir şekilde ulaştırılması çok önemlidir. Sinir hücresinde bu fonksiyonu tamamlayan da aksondan çıkarak iletiyi her yöne yayan “akson terminali” denen püsküllerdir.

Hülasa: Bir ekip anlayışı ile yapılabilecek iman ve Kur’ân hizmeti olan Risale-i Nur, kendine has meşrep-meslek esasları ihtiva eder. Bu hizmet, şahs-ı manevîyle yapılır. Şahs-ı manevî Risâle-i Nur’da “tam ve daimî bir üstat” olarak nitelendirilmiştir. Kastamonu Lâhikası’nda: “Zaman cemaat zamanıdır, ehemmiyet ve kıymet şahs-ı manevîye göre olur. Maddî, ferdî ve fânî şahsın mahiyeti nazara alınmamalı.”12 cümlesi ile Nur talebesi olabilmenin, şahs-ı manevî anlayışını kavramakla mümkün olduğu hatırlatılır. Elbette fertler hatalı olabilir fakat şahs-ı manevî, kişilerin meziyetlerinin toplandığı bir havuzdur. “Fertte bulunmayan şey cemaatte bulunur.” 13 hükmünce, Kastamonu Lâhikası’nda şahs-ı manevî için “Tam ve daimî bir üstaddır. O manevî Üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor.”14 denmiştir.

Ehl-i imanın maruz kaldığı mağlubiyetlerin ve sıkıntıların temelinde, ortak aklı ve şahs-ı manevîyi ıskalayan tek adam merkezli hastalıklı anlayışlar yatar. Bediüzzaman Hazretleri’nin tespitiyle, bu asrın ağır ve umûmî yükünü hiçbir fert, hiçbir şahıs tek başına taşıyamaz. Bu ağır yük, ancak hürriyet zemininde neşv ü nemâ bulan, meşrûtiyet-i meşrûa düsturlarıyla hareket eden ve şahs-ı manevîyi “tam ve daimî bir üstat” kabul eden bir anlayışla taşınabilir. Şu halde; ferdî enaniyetleri meşveret havuzunda eriterek “Ben değil, biz” diyebilmek bu zamanın en büyük imanî ve içtimaî vazifesidir.

Bu düsturları önceleyip cemaat ruhu içinde hizmet eden dentrit mesabesindeki şahıslar, Nur talebeleridir. Kendi aralarında yaptıkları meşveretlerle heyet kararları oluşur. Heyetlerin katılımıyla yapının müesseseleştiği, şahısların aşılıp bir sisteme, bir şahs-ı manevîye dönüştüğü zemin, şûrâyı ifade eder. 

Günümüzde sivil toplumun, cemaatlerin en büyük hastalığı olan “Nemelâzım, başkası düşünsün.” atâleti veya karar alıcıların zamanla komite istibdadına kayması, ancak sistemle aşılabilir. Tabana yayılan meşveretlerle kabiliyetler filizlenir, her fert mesailerin tanzimi, iştirâk-i emval ve taksîmü’l-a’mâl sırrıyla sisteme dahil olur; tavanda ise şûrâ (ve onu dengeleyen ilmî murâkabe) ile istikamet muhafaza edilir.

Unutmayalım ki Asya’nın bahtının miftahı, sadece meşveret etmek değil, aynı zamanda şûrâyı (sistemi) tesis etmektir. Şahs-ı manevînin ve hürriyetin gerçek hüviyeti, tabandaki 1111’lerin tavandaki 4444’lere dönüştüğü bu fıtrî ve Kur’ânî döngüde saklıdır.

Meşveret- Şûrâ arasındaki fark 

“Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır. Asya kıt’asının ve istikbalinin keşşâfı ve miftâhı şûrâdır. Yani nasıl fertler birbiriyle meşveret eder; taifeler, kıt’alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki…”15  Bu ifadeye göre meşveret fertlerin, şûrâ ise heyetlerin istişâresidir.

Dipnotlar:

8-   Eski Said Dönemi Eserleri, s. 94.

9-   Age., s. 350.

10-   Emirdağ Lâhikası, s. 174.

11-   Kastamonu Lâhikası, s. 135.

12-   Age., s. 29.

13-   Tarihçe-i Hayat, s. 121.

14-   Kastamonu Lâhikası, s. 39.

15-   Eski Said Dönemi Eserleri, s. 257.

Okunma Sayısı: 165
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı