"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nefret söylemi, ifade hürriyeti değildir

Muhammet ÖRTLEK
01 Ocak 2022, Cumartesi
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 25 Aralık 2021 tarihindeki basın toplantısında “Hz. Muhammed’e (asm) hakaret etmenin ifade hürriyeti olmadığını” söyledi.

Çünkü Putin “Paris’te Ocak 2015’te Charlie Hebdo Dergisi’nde, Hz. Muhammed’in (asm) hakaret muhtevalı karikatürünün” yayınlanmasına atıfta bulunarak, karikatürün “inanç hürriyetini ihlâl ettiğine” dikkat çekiyor. Putin’in sözleri din ve inanç hürriyeti kavramlarını bir kez daha uluslar arası kamuoyunun gündemine taşıdı.

Özellikle ABD’deki 11 Eylül 2001 terör olaylarından sonra, İslâm dinînin değerlerini baltalayan, Kur’ân-ı Kerîm’e ve Hz. Muhammed’e (asm) yönelik hakaret muhtevalı girişimler Müslümanları rencide etmektedir. Ancak geçen sürede benzer provokasyon ve suistimallerin artmasıyla, nefret söylemini yaymayı hedefleyen teşebbüslerin barış içinde bir arada yaşama gayretlerini engellemeyi devam ettirdikleri görülmektedir. Hatta Katolik Kilisesi lideri Papa Francis ile El-Ezher Büyük İmamı Şeyh Ahmed El-Tayyeb arasında 4 Şubat 2019’da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’nin başşehri Abu Dabi’de imzalanan “Dünya Barışı ve Birlikte Yaşamak İçin İnsanî Kardeşlik Belgesi”nin de küresel çabalarının engellenmesi söz konusu.

Gelişmeler bizlere Bediüzzaman Said Nursî’nin “ifsad komiteleri”nin faaliyetlerine çektiği dikkati hatırlatıyor. “Dünyada hemen her dinden şiddet yanlısı grupları ve Batı’da yükselen aşırı sağ fanatizmini, dünyayı kontrol etmek için bir araç olarak kullanmaya çalışan” birçok unsur ya da grubun olduğu belirtiliyor. Bu amaçtaki “unsur / grupların tamamen maddî kazanımlara yönelik hareket ettikleri” bildirilirken, “dinlerle hiçbir ilgilerinin olmadığı” aktarılıyor.

Bununla birlikte herhangi bir dinî ve kutsalı hor görmenin kuşkusuz nefret söylemi olduğu, ayrıca ifade hürriyetiyle hiçbir ilgisinin olmadığı her dinde teyit edilmektedir. Birde “şiddeti, aşırılığı ve hakareti önlemek, farklı toplumlar arasında hoşgörülü ortamı tesis etmek için kışkırtıcı davranışların suç sayılması gerektiği” ileri sürülüyor. Buna ek olarak BM “Uluslararası Medenî ve Siyasî İnsan Hakları Sözleşmesi”, hürriyetler ve insan hakları alanındaki en önemli uluslar arası belgelerdendir. Sözleşme’nin 20. Maddesi’nin 2. Paragrafı “ifade hürriyetinin nefreti kışkırtmaya yol açmamasını şart koşuyor.” Paragraf açık bir izahla “yasa, ayrımcılığa, düşmanlığa veya şiddete teşvik eden herhangi bir ulusal, ırksal veya dinî nefretin savunulmasını yasaklar” mahiyettedir. Böylece Sözleşme, uluslar arası hukuk niteliğindedir. Ancak bazı Batılı saiklerce, “Müslümanların kutsal değerlerine karşı en başta karikatür ve muhtelif şekillerde yapılan ayrımcı / nefretmuhtevalı yayınlar hakkında zikredilen Sözleşme’nin uygulamaya geçiril(e)mediği” vurgulanıyor. Elbette Sözleşme’nin pratiğe geçiril(e)memesi, uluslar arası hukukun uygulanmasındaki keyfilik ve seçicilik de ifade hürriyetini olumsuz etkilemektedir.

Yine 11 Eylül 2001 terör eylemlerinden sonraki geçen süreçte, bir takım uluslar arası kuruluşlar, BM İnsan Hakları Konseyi’ni “dinî hakareti yasaklayan ve suç sayan bir BM kararını kabul etmeye teşvik etmek için çaba sarf ettiler.” Ancak bazı Batılı “ifsad komiteleri”nin belirtilen çabalara karşı çıktıkları kaydediliyor. Yapılan bu girişimlerin hiçbiri “dinleri veya dinî değerleri aşağılamayı ve nefreti, uluslar arası bir hukuk kuralı haline getirmeyi başaramadı.” Başarısızlık “dinlere hakaret / nefret kavramının ciddî, kapsamlı ve uluslar arası yasal bir tanımının olmaması”na dayandırılıyor. Çünkü ilgili kavram, uluslar arası aktörler arasında belirsizliğe sahiptir. Aynı zamanda muhtelif hukukçular ve din âlimleri arasında da tartışma konusudur.

Diğer taraftan Avustralya vatandaşı Brenton Tarrant, 15 Mart 2019’da Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrinde yarı otomatik tüfekle Cuma namazı sırasında iki farklı Camiye saldırarak 51 kişiyi katletmişti. Tarrant’ın eylemleri, İslâm’a ve Müslümanlara karşı nefretin geldiği boyutu göstermesi açısından önemli. Buna benzer eylemlerin, uluslar arası barış ve güvenliğe yönelik tehlikeyi de ortaya koymaktadır. Nursî’nin “dünya, büyük bir mânevî buhran geçiriyor. Mânevî temelleri sarsılan Garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir vebâ, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor (Tarihçe-i Hayat, S. 543)” cümlesinden hareketle dinî değerlere hakaretin, nefretin ve diğer dinlerin müntesiplerine yönelik şiddetin Batı kaynaklı buhran ve hastalıklardan olduğu değerlendirilebilir.

Herhangi bir dinin kutsallarını aşağılamak, hürriyet değildir. İnançlara ve dinlere saygıyı tesis etmek, dünyayı daha güvenli ve istikrarlı bir hâle getirecektir. Böylece Batı da, Nursî’nin demokrasi, hürriyetler, insan hakları ve hukukun üstünlüğünü izah ettiği “müsbet Avrupa” idealine yaklaşacaktır.

Okunma Sayısı: 992
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hasan

    1.1.2022 14:22:14

    Hocam çok yerinde ve güzel tesbitlerde bulunmuşsunuz. Allah razı olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı