"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hasta, hastalık, hekim, hekimlik

Mustafa Gönüllü
04 Eylül 2019, Çarşamba
Günümüzde sağlık alanında epey mesafe kat ettiğimiz aşikâr. Ancak bazı şeyleri öğrenmekte güçlük çektiğimizi ifade etmek isterim.

Tıpta klâsik bir tabir vardır: ‘Hastalık yoktur, hasta vardır.’

Bu tabir, her hastayı hastalığı açısından ayrı bir şekilde ele almayı, hastayı birçok yönüyle değerlendirmeyi sağlık çalışanlarına öğretmektedir. 

Bu doğru. Ancak bu noktaya gelebilmiş bir hekimin, şimdi gelecek cümleyi de çoktan aşması gerekirdi: ‘Hastalık yoktur, hasta da yoktur, insan vardır.’ Bir insan hasta olsa bile, öncelikle insan olduğu için saygı duyulmayı hak ediyor demektir.

Burada, ‘hastaya hasta demeyin’ gibi bir fikri savunma amacında değiliz tabi. Ancak, önceliğin hastalık ya da hasta olmamasını, önceliğin insan olması gerektiğini hatırlatıyoruz.

Bu cümlede ‘insan’ kelimesini ön plana almak istedim, çünkü sağlık çalışanlarının göz ardı etmemesi gereken bir kelime olduğunu vurgulamak amacım. Ne demek istiyoruz bir örnekle açıklayalım.

Tıp öğrencilerinin sıkça yaşadığı, ‘visit’ adı verilen hasta ziyaretlerini örnek olarak ele alalım. Üniversite hastanelerinde, tıp öğrencilerine staj dersleri verilirken, belli bir kademeye gelmiş bir hekim eşliğinde çoğu zaman serviste yatan hastalar ziyaret edilir. Ancak hastalar mı ziyaret ediliyor, yoksa hastalıklar mı? anlamış değilim. Çünkü servisteki bir odaya girilince, odadakilerden herhangi bir izin istenilmez. Odaya girilir, hasta yakınlarının odadan çıkması istenir, hasta ile pek muhatap olunmaz, hekim o hastalık üzerinden dersini anlatır ve odadan çıkılır. 

Elbette genelleme yapılmaması gerektiğini biliyoruz, ancak bir tıp öğrencisi olarak visitlerin çoğunlukla bu şekilde olduğunu söylemek isterim. Yatan hastaların zaten hastalıkları yüzünden gergin oldukları belli, ancak kalabalık bir grubun odaya müsaadesiz girip Latince kelimeler kullanarak konuşmasının hastayı daha da gerdiğini yüz ifadelerinden kolaylıkla anlayabiliyoruz.

‘Peki nasıl olmalı? Visitler nasıl yapılmalı?’ diye soracak olursak, belki şu şekilde olabilir: Öğrenciler ile visit gezerken, mahremiyet hakkını ihlâl etmeden odanın kapısı çalınır, oda sakinlerinden müsaade istenir ve hastaya ve yakınlarına hal hatır sorulduktan sonra ders anlatılacak ise anlatılır, tekrar müsaade istenir ve çıkılır. Bunları yapmak o kadar da zor olmamalı diye düşünüyorum.

Hele ki, hastanın yanında hastaya adıyla hitap etmeyen hekimlere de sıkça rastladım. ‘Şu şu pankreas hastasından kan örneği alın’ veya ‘286 numaralı odaya insülin verin’ gibi...

Affınıza sığınarak size soruyorum, orası bir veteriner kliniği midir? Yoksa kendini veteriner zanneden hekimlerin çalıştığı bir hastane midir?

Moral bozmak, hastayı germek, sevgisizliği geçtim saygısız davranışlarda bulunmak vs. bunlar hekimlik sıfatına yakışmaz elbette. Çünkü hekim bir memurudur. Hekim, hastaya bir hizmetkârdır. Bunun bilincinde olmayan sağlık çalışanları ise gururlarında boğulurlar. Yaptığı muamelelerin karşılığında hastadan beklemediği bir söz işitince de, bunu gururlarına yediremezler ve hastayı suçlu görüp üstüne giderler, olay daha kötü yerlere gidebilir.

Ancak insanî muameleler öncelik olursa, ne hasta hasta haklarına müracaat edip hekimi dâvâ eder, ne hekim şikâyet edip sıkıntı çeker. Tatlı söz yılanı bile deliğinden çıkarıyor ya, bu da onun gibi.

Hekimler ve hekim adaylarından şöyle itirazlar gelebilir: “Doktor çok çalışıyor, gece gündüz hastaları için uğraşıyor, hastalar da biraz anlayışlı olsun canım.”

Bu doğru, hekimler çok çalışıyor olabilir. Ancak biz, mesleğin bu şartlarını bilerek bu mesleğe adım attık. Yoğun çalışma şartları, bizleri insanlık görevlerinden taviz vermeye itmemeli. İnsanları tedavi etmeye çalışırken, en önemli değerimizi korumamız herkes adına gereklidir.

Meselâ bir fırıncının ekmek satarken müşterilere olan davranışı, sattığı ekmeğin kalitesinden daha önemlidir. Etrafına negatiflik veren bir fırıncının ekmeği ne kadar kaliteli olursa olsun, o fırını tercih etmem.

Ya da bir belediye çalışanının davranışları, yaptığı işten daha değerlidir gözümde.

Ancak, davranışları güzel olanın, yaptığı iş de elbet güzeldir. Çünkü işini severek yapan kişi, çevresine pozitiflik katar. İşini sevmeyen, istemeye istemeye yapan birinin, o işi ne kadar yapabileceği bellidir, çevresine kattığı negatiflikten de anlaşılır bu.

Sonuç olarak, Üstad Bediüzzaman’ın bir doktora yazdığı mektubundaki şu sözleriyle yazımızı şimdilik noktalayalım: “Hem bilirsin, meyus ve ümitsiz bir hastaya manevî bir teselli, bazen bin ilâçtan daha ziyade nâfi’dir. Halbuki tabiat bataklığında boğulmuş bir tabip, o bîçare marîzin elîm yeisine bir zulmet daha katar. İnşâallah bu intibahın seni öyle bîçarelere medar-ı teselli eder, nurlu bir tabip yapar.” (Risale-i Nur - Barla Lâhikası)

Okunma Sayısı: 740
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı