Bir konuyu fikir olarak bilmek, varlığını görmek veya hissetmek o konuyu anlamak değildir.
Veya o konu ile alakalı beş on meselenin bir veya birkaçını da bilmek yine o konuyu anlamış olmak, kavramış olmak değildir. En zor anlaşılan ve zorlanılan mesele ise kendi kendine karar verip, bildiğini zannettiğin konuda anlaşılmış demek değildir.
Avam arasında anlaşma ve haberleşme vasıtası olan “ha, hu, öyle, böyle, evet, hayır, ya, yoo” gibi hece tasdikleri ve baş sallamaları da herhangi bir konunun anlamını anladığını ve anlattıklarını ifade ettiğini de anlamak olarak kabul edemeyiz..
İlmî meseleler ilmin kural ve kaideleri içerisinde ifade edilmeye çalışılmalıdır. İmanî meselelerde yine imanın anlatabileceği kudsî, manevî düstur ve prensiplerle anlaşılmalı ve anlatılabilmelidir.
Özellikle de iman ilminin aktarılması en evvel çok iyi okumaya ve anlamaya bağlı kalmalıdır. Aklına gelen, aklına esen kendi kural ve kaideleri ile imanî meseleleri aktaramaz. “Ben böyle yaptım böyledir” diyemez.
Madem ki ilimlerin sultanı ve padişahı iman ilmidir, bu ilme yakışır öğrenmek, okumak ve anlamak da ona göre olmalıdır. Evet, her ilmin öğrenme basamağı, merdiveni başlangıcı okumak ve anlamak olduğu gibi iman ilminin de birinci faaliyeti okumayı, anlamayı ve anlatabilmeyi ifade edebilmeyi elde etmektir.
Bilgisayar tanzimleri ve yapay zekâ tespitleri ile tam bir okuma elde edilemediği gibi tam bir anlama da vuku bulmaz. Çünkü yardımcı olarak kabul edilen her müracaat bazen esas anlamının gerçekleşmesine sebep olacak okumayı tam yapamamakta ve kavram eksikliği ile bilgi eksikliğine sebep olmaktadır. Bizler imanî eserleri aceleye getirmeden, yavaş yavaş, azar azar, hazmederek okuyarak anlamaya çalışabilmeliyiz.
Okurken yanımızda kâğıt kalem olması ve notlar alarak okumak ise en iyi okuma şekli olacaktır.
Önemli olan okumak için okumak değil, iman ilmini elde etmek için okumak, anlamak gayreti ve çalışması mesaisinde olabilmektir.
Okumak ve anlamak niyet ve gayreti içerisinde olabilmek için Rabbimizin inayeti daima yanımızda olsun.