"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çerçeve Yasası, Kürt meselesi ve demokrasimiz-2

Nurullah UDUN
20 Ağustos 2026, Perşembe
Ne var ki, 12 Eylül 1980 askerî müdahalesi, Türkiye’nin onlarca yılda tırnaklarıyla kazıyarak biriktirdiği bu sivil demokratik mirası âdeta bir silindir gibi ezip geçti.

Bu karanlık sürecin en ağır faturası, Diyarbakır Cezaevi örneğinde tüm çıplaklığıyla görüldüğü üzere, insanlık onurunu ayaklar altına alan sistematik baskılarla Kürt toplumuna kesildi. Sivil siyasetin kanalları tamamen kapatıldığında, mesele sokağa ve çatışmaya itildi. Özal döneminde, devlet içindeki bazı yapıların yönlendirmesiyle arka planda zorunlu göçlerin, köy boşaltmaların ve ağır travmaların yaşandığı o çatışma iklimi bitirilemedi. Zira sivil siyasetten koparılan Kürt meselesi, artık Türkiye’nin kendi millî inisiyatifinin ve iç dinamiklerinin çok ötesine taşınmış, küresel bir enstrümana dönüşmüştü.

Avrupa’nın sağladığı lojistik ve finansal esneklikler, Pentagon merkezli karanlık stratejik tasarımlar, bu meselenin yıkıcı uluslararası boyutunu gün geçtikçe netleştirdi. Marksist ve çatışma eksenli fraksiyonlar üzerinden birleştirilen bu yapı; Irak, Türkiye, Suriye ve İran gibi bölgenin köklü devletlerini sürekli baskılayarak yepyeni bir Ortadoğu mimarisi inşa etmenin ana enstrümanı haline getirildi. Bugün dönüp yakın tarihe baktığımızda; Çekiç Güç operasyonlarının, Körfez Savaşlarının, Irak’ın işgalinin, 11 Eylül’ün dünyayı sarsan etkilerinin, Arap Baharı sürecinin, kan gölüne dönen Suriye’nin ve nihayet bugün Gazze ile İran ekseninde tırmanan küresel savaşların hiçbirinin birbirinden bağımsız olmadığını görüyoruz. Bütün bu jeopolitik fay hatlarının üzerinde operasyonel bir enstrüman olarak kullanılan temel zemin, silahlı ve katı ideolojik yapısıyla sivil siyaseti domine eden söz konusu organizasyondu.

Tüm bu tarihsel ve toplumsal hafıza ile bugüne döndüğümüzde, AK Parti’nin Çerçeve Yasası ile attığı adımların anlamı daha da berraklaşıyor. Bu yasa, özünde 12 Eylül darbe sisteminin sivil alanı daraltan, meseleyi devletin tekelinde tutmaya çalışan otoriter reflekslerinin doğrudan bir devamı niteliğindedir. Bu hamle, Kürt toplumunu ve onun sivil, demokratik potansiyelini gerçek anlamda özgürleştirmek yerine, belli bir kontrol mekanizmasına hapsetme, sınırları önceden çizilmiş bir alanda tutma çabasıdır.

Görünen o ki, Kürt siyasî iradesinin, silahlı yapıların ve vesayetçi akılların tekelinden çıkarak kendi sivil, bağımsız ve demokratik çizgisini oluşturması, mevcut iktidar tarafından arzu edilmiyor. Sürecin, sivil sosyolojinin içinden çıkan kanaat önderleri veya meşru demokratik aktörler yerine, silahlı ve ideolojik bir çizginin mirası üzerinden, belli başlı figürler aracılığıyla yürütülmesi son derece sorunludur. Bu tercih, hem Kürt toplumunu kendi içinde dizginleyerek sivil uyanışını engellemekte hem de Türkiye’nin genel demokratikleşme ufkunun önüne aşılmaz bir duvar örmektedir.

Tarihsel tecrübelerimiz bize her zaman şu değişmez gerçeği hatırlatır: Temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan, sivil inisiyatifleri yok sayan ve toplumsal dinamikleri silahlı yapıların gölgesi üzerinden tasarlamaya çalışan hiçbir hukukî çerçeve, toplumsal barışı asla kalıcı kılamaz. Sivil siyasetin olmadığı yerde, Kemalist sistemin dayattığı metinler sadece zaman kazandırır. 

Sonuç itibarıyla bugün tartışılan “Çerçeve Yasası”, mevcut iktidarın siyasî ömrünü uzatma stratejilerinin bir parçası olarak vazife görürken, maalesef Türkiye’nin gerçek anlamda sivil, eşitlikçi ve demokratik bir geleceğe ulaşma umuduna vurulmuş oldukça ağır bir siyasî darbedir; ne yazık ki bundan fazlası değildir.

Okunma Sayısı: 1104
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ahmet Eren

    20.08.2026 21:26:34

    Tebrikler. Bir yazıda problemi ortaya koyma, problemin kök nedenleri ve çözüm teklifleri ile gayet kaliteli bir yazı olmuş.

  • Ali Üc

    20.08.2026 12:50:56

    Hayırlı günler dilerim. Nurullah bey Sizin tariflerinizi bir nebze daha genişleterek görünen hadiseye şu şekilde bakmamız mümkünmü acaba? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı - hangi etnik kökden gelirse gelsin - ciddi ve samimi ahrar, yani demokrat, olursa düşünerek fikir ve bilgi sahibi olarak bir çok iç ve dış mihrakların işine yaramayacak. Ve şu an Türkiye’nin çevresindeki olanlara yapılanlara bakılırsa buradaki soru şu: eğitimsiz, hatta kendi yakın tarihinden dahi bu denli bihaber nesiller, en çok kime fayda veriyor?

  • HÇeşitcioğlu

    20.08.2026 07:25:26

    “Tekraren söylüyorum ki: İttihad-ı İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedî’nin (asm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlâhîdir. Peymân ve yemini de imandır. Encümen ve cemiyetleri, mesacid ve medaris ve zevâyâdır. Müntesibîni, umum mü’minlerdir. Nizamnamesi Sünen-i Ahmediyedir (asm). Kanunu, evâmir ve nevâhî-i şer’iyedir. Bu ittihad âdetten değil, ibadettir. İhfâ ve havf riyadandır. Farzda riya yoktur. Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâmdır.” Sünuhat/ ESDE

  • S.topuz

    20.08.2026 05:54:44

    ...[ Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey(halt) yap(a)maz, yalnız vaziyeti (Sisteminin devamını) muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş."... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar - 587 - 😪🇹🇷😢🙌🌹🤲🌹♥️🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸

  • S.topuz

    20.08.2026 05:51:09

    "Tüm bu tarihsel ve toplumsal hafızaile bugünedöndüğümüz de,AKParti’nin Çerçeve Yasası ile attığı adımların anlamı da-ha da berraklaşıyor. Bu yasa, özünde 12 Eylül darbe sistemi nin sivil alanı daraltan, mesele yi devletin tekelinde tutmaya çalışan otoriter reflekslerinin doğrudan bir devamı niteliğin-dedir."[Rivayetlerde var ki: "Deccal'ın birincigünü bir sene dir,ikinci günü bir ay,üçüncü günü bir hafta,dördüncü günü bir gündür." لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ (Gaybı ancak Allahbilebilir!)Bu nun iki tevili vardır:.."İkinci te'-vili ise:HembüyükDeccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç dev-re-i istibdadları manasında üç eyyam var. "Bir günü,yani bir devre-i hükûmetinde öyle bü-yük icraat yapar ki, üçyüz se-nede yapılmaz.İkinci günü, ya-ni ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır.Üçüncü günü ve devre-si, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördün-cü günü ve devresi âdileşir, ...] Şualar

  • Hüseyin t

    20.08.2026 04:13:50

    Tarihsel hafızanın bu denli net bir dille hatırlatılması, bugünün tartışmalarını anlamlandırmak açısından ufuk açıcı. Özellikle 12 Eylül’ün sivil alanı nasıl tahrip ettiği ve o boşluğun hangi bedellerle doldurulmaya çalışıldığı çarpıcı biçimde ortaya konmuş. Asıl kaygı verici olan ise, aradan geçen onca yıla rağmen aynı vesayetçi reflekslerin başka isimlerle yeniden üretiliyor olması. Silahlı dinamikler üzerinden yürütülen bir siyasetin, toplumun gerçek taleplerini temsil etmesi mümkün değil. Bugün atılan adımlar, samimi bir demokratik açılımdan çok, mevcut dengeleri koruma ve süreci kontrol altında tutma çabası gibi duruyor. Oysa kalıcı barış, ancak tüm aktörlerin eşit, özgür ve sivil bir zeminde buluşmasıyla mümkün. Bu zemini inşa etmeyen hiçbir yasal düzenleme, ne yazık ki sadece zaman kazandıran birer parantez olmaktan öteye gidemez.

  • Keçeli

    20.08.2026 01:26:26

    yazının ve analizin devamı da harika Çerçeve yasasını tarih süzgecinden geçirince eskiden dayatılan katı kısıtlamaların hala örtü altından nasıl devam sürdürüldüğü ne kadar da açık okunuyor. Bu milletin samimi ve gerçekten söylediği ile yaptığının bir olup cerbeze ile milleti kandırmayan siyasetçilere ihtiyacı var.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı