Hazan mevsiminin ilk ayı eylül, yazın hareketli ve neşeli günlerinin ardından tabiatın yavaşladığı, insanın biraz daha kendi içine döndüğü; ayrılıkların, hatıraların ve hayatın fâniliğinin daha derinden hissedildiği bir tefekkür mevsimidir.
Yaz boyunca bir araya gelen anne babalar, evlatlar, torunlar, kardeşler ve dostlar eylül’le birlikte yeniden yollarına koyulur. Sevdiklerimiz işlerine, okullarına, şehirlerine döner. Uzaklaşan araçların ardından sallanan eller, gözden kayboluncaya kadar takip edilen silüetler ve “Bir dahaki kavuşmaya ya nasip!” sözleri, aslında insana önemli bir hakikati hatırlatır: Kavuşmak da ayrılmak da bizim irademize bağlı değildir.
Belki eylül hüznünün en derin tarafı da budur. İnsan, sevdiklerinin kıymetini ayrılık vakti geldiğinde daha iyi anlar. Gökyüzünde sıcak diyarlara doğru sıralanarak uçan göçmen kuşlar da bu mevsimin sessiz yolcularıdır. Onların binlerce kilometrelik yolculukları başıboş bir gidiş değildir. Vakti geldiğinde yola çıkmaları, yönlerini bulmaları ve kendileri için hazırlanmış menzillere ulaşmaları, kâinatta hükmeden muazzam nizamı düşündürür.
Eylül aynı zamanda bereket ve hazırlık ayıdır. Anadolu’nun pek çok yerinde domatesler kavanozlara girer, salçalar yapılır, turşular kurulur; biberler, patlıcanlar kurutulur, tarhana ve erişteler hazırlanır. Bunlar yalnızca kışlık yiyecek hazırlamak değildir. Aile dayanışmasının, komşuluğun, emeğe hürmetin, tutumluluğun ve nimeti israf etmemenin nesilden nesile aktarılan güzel örnekleridir.
Ağaçlardan dökülen sararmış yapraklar bize ilk bakışta ölümü ve tükenişi hatırlatır. Hâlbuki yere düşen yaprağın vazifesi sona ermez. Toprağa karışır, humusa dönüşür, toprağı besler ve yeni hayatların hazırlanmasına hizmet eder.
Demek ki hazan, yalnızca bir yok oluş değil, aynı zamanda bir dönüşümdür. İnsan kışa iradesiyle hazırlanırken, ağaçlar ve diğer canlılar yaratılışlarına yerleştirilen İlâhî programla hazırlanırlar. Görünüşte solan ve dağılan tabiatın arkasında yeni bir baharın hazırlığı vardır.
Eylül bize ayrılığın içinden kavuşmanın kıymetini, dökülen yapraklardan yeniden dirilişi, yağmurdan rahmeti, kış hazırlıklarından tedbir ve kanaati okumayı öğretir.
Resûl-i Ekrem Efendimizin (asm) oğlu İbrahim’in vefatı sırasında ifade ettiği ölçü ne kadar mânidardır: “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir; fakat biz Rabbimizin razı olmayacağı bir söz söylemeyiz.”
Hüzün insanîdir. Özlemek, ayrılıktan etkilenmek, hatta gözyaşı dökmek de… Mühim olan hüznü ümitsizliğe değil; sabra, duaya ve tefekküre dönüştürebilmektir.
Sonbaharda dökülen her yaprak, aslında gelecek baharın sessiz habercisidir.
Daha nice eylülleri sağlık, afiyet ve huzur içinde, sevdiklerimizle beraber yaşayabilmek; göçmen kuşlar gibi vakti gelince uzaklaşıp gidenlerden değil, ömür boyu vefasını koruyan dostlarla karşılaşmak dilek ve duasıyla…