"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hakikati incitmeden söylemek

Ö. Şevket Sipahi
20 Ağustos 2026, Perşembe
Hayatın içinde bazı nimetler vardır ki, hep yanımızda oldukları için kıymetlerini yeterince fark edemeyiz. Suyun değerini susayınca, sağlığın kıymetini hastalanınca, dostluğun değerini yalnız kalınca daha iyi anlarız. Oysa asıl marifet, sahip olduğumuz nimetlerin değerini onları kaybetmeden bilmektir.

Yanımızdaki insanın, bize uzanan samimî bir elin, halimizi soran bir dostun ve bizi karşılıksız seven bir kalbin kıymetini zamanında fark etmek gerekir. Çünkü bazı şeyler kaybedildikten sonra çok özlenir; fakat her özlenen bir daha geri gelmez.

İnsan ilişkilerinde en fazla ihmal ettiğimiz hususlardan biri de budur. Sevdiklerimize sevgimizi söylemeyi, teşekkür etmeyi, gönül almayı, bir hatayı telâfi etmeyi sürekli erteleriz. “Daha sonra söylerim”, “nasıl olsa biliyor”, “bir gün görüşürüz” deriz.

Halbuki ömür bize yarının garantisini vermiyor. Bu sebeple hayatın bize emanet ettiği insanlara karşı muhabbetimizi, vefamızı ve ilgimizi vaktinde göstermek, insanî olduğu kadar imanî bir sorumluluktur.

Şairin dediği gibi “Sevdiklerinize yüreğinizde ne varsa hissettirin. Belki ne yarın olur ne de yarın o olur. Hayat geç kalmayı affetmez.”

Bunun kadar önemli bir başka mesele de üslûbumuzdur. Her doğruyu söylemek, her doğruyu her şekilde söyleyebileceğimiz anlamına gelmez.

Hakikat değerlidir; fakat hakikati muhatabına ulaştıran yol da en az onun kadar önemlidir. Ses yükseldikçe bazen hakikat daha iyi duyulmaz; aksine incinen kalplerin sesi hakikatin önüne geçer. Doğru bir söz, yanlış bir üslûpla söylendiğinde maksadının tam tersine hizmet edebilir.

Bediüzzaman’ın “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır” ölçüsü, insanlarla münasebetlerimiz açısından da üzerinde durulması gereken bir düsturdur.

İnsanların kusurlarını araştırmak, hatalarını yüzlerine vurmak ve onları sözle mağlûp etmeye çalışmak yerine; güzeli görmek, iyiliği teşvik etmek ve yanlışı da kırmadan düzeltmeye çalışmak gerekir. Çünkü gönül kazanmak zor, gönül kırmak ise çok kolaydır.

Dil bu bakımdan insana verilmiş büyük bir nimet olduğu kadar büyük bir imtihandır. Söylenen bir kelime birkaç saniye içinde kaybolup gider; fakat bıraktığı tesir yıllarca devam edebilir. Bir söz ümitsiz bir insana kuvvet verebilir, kırılmış bir gönlü tamir edebilir; başka bir söz ise farkında olmadan derin yaralar açabilir. Bu yüzden nezaket zayıflık, yumuşak söz de hakikatten taviz değildir. Bilâkis hakikatin merhametle, hikmetle ve muhatabın hukukunu gözeterek ifade edilmesidir.

Sevdiklerimizin kıymetini yanımızdayken bilmek kadar, yanımızda olmadıkları zaman da hukuklarını muhafaza etmek gerekir. Onları hayırla anmak, kusurlarını yaymamak ve gıyaplarında dua etmek muhabbetin en güzel tezahürlerindendir. Gerçek dostluk, yalnız yüz yüze gelindiğinde gösterilen yakınlık değil; insanın bulunmadığı yerde de devam eden vefa ve duadır.

Hayat hızla geçiyor. Kırdığımız kalpleri tamir etmeyi, teşekkür etmeyi, sevgimizi göstermeyi ve dua etmeyi yarına bırakmayalım. Sertlik ve kabalık çoğu zaman nefsin; nezaket, şefkat ve letafet ise kalbin lisanıdır. Bize düşen, hakikatten vazgeçmeden fakat hakikati incitmeden söylemek; mümkün olduğunca kalbin lisanıyla konuşmaktır.

Okunma Sayısı: 133
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı