“Gerçekten arınan, Rabbinin adını anıp namaz kılan kurtuluşa ermiştir.” (A’lâ, 87:14-15).
Kur’ân-ı Kerîm, insanı sadece ibadete değil, aynı zamanda kâinatı okumaya da davet eder. Göklerde ve yerde sergilenen İlâhî sanat dikkatle incelendiğinde, her varlığın Cenab-ı Hakk’ın güzel isimlerinin bir aynası olduğu görülür. Hayat veren Muhyî, rızık veren Rezzâk, her şeyi hikmetle düzenleyen Hakîm isimleri gibi, bütün varlığı maddî ve manevî kirlerden arındıran Kuddüs ismi de kâinatın her köşesinde parlak bir şekilde tecelli etmektedir.
“Kuddüs” ismi; her türlü eksiklikten, kusurdan ve noksanlıktan münezzeh olan, aynı zamanda yarattığı varlıklarda temizlik, nezafet ve arınmayı sağlayan Rabbimizi ifade eder. Bu sebeple temizlik, sadece sağlık açısından gerekli bir davranış değil, aynı zamanda İlâhî bir ismin yeryüzündeki yansımasıdır.
Peygamber Efendimiz de (asm) “Temizlik imandandır.” hadis-i şerifiyle bu hakikati ümmetine ders vermiştir. Demek ki iman ile temizlik arasında ayrılmaz bir bağ bulunmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da kâinattaki umûmî temizliği Kuddüs isminin en parlak cilvelerinden biri olarak gösterir. Gerçekten de yeryüzüne dikkatle bakıldığında bu hakikat açıkça görülmektedir. Sonbaharda dökülen milyarlarca yaprak, ölen sayısız canlı, organik artıklar ve atıklar kısa zamanda toprağın bağrında yeniden faydalı maddelere dönüşmektedir. Eğer bu sürekli temizlik sistemi olmasaydı, dünya yaşanamaz bir hâle gelirdi.
Denizlerde de aynı İlâhî düzen hüküm sürmektedir. Trilyonlarca canlıya ev sahipliği yapan okyanuslarda, sayısız canlı türü birbirini tamamlayan bir görev paylaşımı içinde yaşamaktadır. Resif balıklarının üzerindeki parazitleri temizleyen küçük temizlik balıkları, deniz tabanındaki organik maddeleri ayrıştıran canlılar ve suyu filtre eden birçok deniz canlısı, ekolojik dengenin korunmasına hizmet etmektedir.
Karalarda da benzer manzaralar görülür. Akbabalar ve diğer leşçil canlılar, hastalık yayabilecek ölü hayvanları kısa sürede ortadan kaldırarak tabiatın temizliğine katkıda bulunurlar. İnsan bedeninde ise akyuvarlardan böbreklere, karaciğerden gözyaşına kadar sayısız sistem gece gündüz durmaksızın temizlik vazifesini yerine getirir. Bütün bu faaliyetler, Kuddüs isminin kâinattaki geniş tecellilerinden yalnızca birkaç örnektir.
Fakat Kuddüs isminin en derin tecellisi, insanın iç dünyasında gerçekleşen manevî arınmadır. Asıl kir, elbiseye bulaşan toz değildir. Kalbi örten kibir, haset, öfke, riya ve günahtır. Kur’ân’ın hedeflediği temizlik hem bedenin hem de ruhun temizlenmesidir.
Tasavvuf geleneğinde “tezkiye” ve “tasfiye” olarak ifade edilen bu durum, nefsin kötü huylardan arındırılması ve güzel ahlâkla donatılmasıdır. Tevbe, zikir, ibadet, tefekkür ve ihlâs bu yolun en önemli azıklarıdır. İnsan, Rabbine yöneldikçe kalbi berraklaşır, affetmeyi öğrenir, merhameti çoğalır, bencillikten uzaklaşır ve yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevmeye başlar.
Bugün insanlık, maddî temizliğe geçmiş dönemlere göre çok daha fazla önem vermektedir. Buna karşılık kalplerin kirlenmesi, öfke dili, bencillik, israf, çevre tahribatı ve ahlâkî yozlaşma da aynı ölçüde artmaktadır. Demek ki gerçek temizlik yalnızca dış görünüşü değil, vicdanı da içine almak zorundadır. Çünkü temiz bir çevre ancak temiz insanların eliyle kurulabilir.
Rabbimiz, bizleri tevbe ile arınan, kalbini kin ve kibirden temizleyen, çevresine güven ve huzur veren kullarından eylesin. Maddî temizliği ibadet şuuru ile, manevî temizliği ise ihlâs ve takva ile tamamlayabilmeyi hepimize nasip etsin.