"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Deli

20 Haziran 2020, Cumartesi
Arapçası “mecnun” olan ve cin çarpmış manasına gelen bu kelime, bizim milletimizce; akla, mantığa münasib iş yapmayanlar için de kullanılır. “Deli misin, deli ancak böyle yapar” vs gibi...

Fuzulî’nin de, meşhur “Leyla vü Mecnûn” eserini çoğumuz biliriz. Orada, bir kadın aşkından dolayı, aklını kaybeden birisi işlenir. Tabiî, Allah aşkından dolayı da, dünya işlerine bakmayan bazılarına da denilir, ama nasıl denilir? “Adam, artık deli mi, velî mi bilinmez.”

İşte, edebiyat tarihinde, “deli” kelimesi ile alâkalı bir çok eser yazılmıştır.

Bunlardan en enteresanı da, Refik Halid Karay’ın, “Deli” isimli tiyatro eseridir. Bir müddet, bu eser, “M. Kemal’e hakaret ediyor” diye yasaklanmış da..

Epeydir, bulamıyordum, ama şimdilerde buldum, hiç yorum yapmadan nazarlarınıza havale ediyorum:

Hadiseler 1930 senesinde İstanbul'da geçiyor. Sultan Hamid devrinde bir hastalığa yakalanan Maruf Bey, 1930 senesinde iyileşir. Aradaki bu 21 sene boyunca gerçekleşen hiçbir şeyi (Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş ve arada yapılan inkılaplar) hatırlamaz. Bu 21 senede yaşanan büyük değişikliklerden habersiz olan Maruf Bey için doktor aileyi ikaz ederek “Herşeyi birden söylemeyin, alıştıra alıştıra anlatın. Aksi halde şoka girerek tekrar şuurunu kaybedebilir’ der.

“Bunun için aile, Maruf Bey’i evden dışarı çıkarmamak kararı alır. Evde nekâhet (iyileşme) dönemini atlatması beklenecektir.

Maruf Bey, kız torununun saçlarının kısa olmasından dolayı tifoya yakalandığını zanneder, torunu ise tifoya yakalanmadığını, bugünkü beşeriyetin kadınla erkeğin arasında baştan taşkın bir alâmet-i farika istemediğini anlatır. Bunun üzerine Maruf Bey, erkeklerin artık sakal ve bıyıkları olup olmadığını sorar. Torunu, bugünkü erkeklerin sakal bıyık bırakmadıklarını söyler ve damatlarını görüp görmediklerini sorar. Maruf Bey ise gördüğünü, ama köse zannettiğini ifade eder.

“Yine torununa, duvardaki resmi göstererek: ‘Matruş [tıraş olmuş], yakışıklı İngiliz’in fotoğrafının niçin asıldığını sorar. Torunu ise, resimdekinin İngiliz olmadığını, Büyük gazi, Gazi Paşa olduğunu söyler.

“Yine Maruf Bey erkek torunu Özdemir’in ne iş yaptığını sorar, sporcu olduğunu söylerler. ‘Sporcu ne?’ diye sorunca ise ‘Sizin anlıyacağınız canbaz, pehlivan, yangın nöbetçisi, tulumbacı gibi birşey!’ derler. 

“Tiyatronun başka bir perdesinde, torunu Özdemir sahneye gelir ve çok yorgun olduğunu, Yedikule’den buraya kadar 48 dakika 7.5 saniyede koştuğunu söyler. Dedesi ise şaşkın bir şekilde Yedikule’de yangın mı olduğunu sorar.

“Eski bir arkadaşı olan Yakub Hoca’nın şapka taktığını duyunca ‘Şapka mı? Demek Yakup Hoca tanassur da etti [Hırıstiyan oldu]… Vay kâfir vay!’ der ve fesle, sarıkla gezmenin ayıp mı olduğunu sorar. Bunun üzerine Şebnur ‘Ayıp değil, yasak! Adamı yakaladıkları gibi karakola tıkarlar, en aşağı üç ay hapis’ der. Bunu duyan Maruf Bey ilk başta Şebnur’un deli olduğunu düşünür, daha sonra ise kendinin deli olabileceği vehmine kapılır.

“Bir sahnede ise torunu Özdemir Maruf Bey’e bir gazete uzatır, harf inkilâbından haberi olmayan Maruf Bey gazeteye bakarak, ‘Ben Fransızca bilmem’ der, torunu ise gazetenin Fransızca olmadığını Türkçe olduğunu söyler. Maruf Bey ise torununun lâtife yaptığını düşünerek gazetede tek bir Türkçe kelimenin olmadığını söyler, torunu ise ‘Ha sahi, siz bilmiyorsunuz, eski harflerin pabucu çoktan dama atıldı, artık Arapça hurufat kullanmak yasak! Latince! Latince!’ der. Maruf Bey iyice fenalaşarak ‘Şebnur! Şebnur! Vacit Bey, Vacit Bey! (Kendi kendisine) Hep yalan söylüyor, beni çıldırtmağa karar vermiş! Hepsi aleyhime ittifak etmişler! Şebnur! Vacit! (Büyük bir heyecan azameti gösterir) Neredesiniz? Nereye Cehennem oldunuz?!’ der.

“İyice bunalan Maruf Bey bir başka sahnede Şebnur’a sonraki gün Merkez Efendi Tekkesine gitmeyi ve orada bir kurban kestirmeyi teklif eder. Şebnur ise, tekkelerin 3 senedir kapalı olduğunu söyler, ardından Maruf Bey, ‘Öyleyse Sultan Mahmud Türbesi’ne gider babamızın kabrini ziyaret ederiz’ der. Şebnur türbelerin de kapalı olduğunu söyler. Bunun üzerine Maruf Bey sinirlenerek ‘Medrese ve camiler de kapalı mı bari?’ der. Şebnur ‘Medreseler de kapalı, camilerin ise sadece büyük olanları açık’ der. 

“Buna benzer çok sayıda diyalog ve hadiseden sonra Maruf Bey gerçekten delirir, eve doktorlar çağrılır, Doktor ‘Fena! Evvelleri sakin bir deli idi; bu sefer azılı!’ der ve son sahne biter.

Okudunuz, ama öyle tahmin ediyorum ki, bir daha dönüp okuyacaksınız. Okuyun, okuyun... Bakın bakalım, tarihin hiçbir devrinde, bir millete kendi içinden böyle bir kültür erozyonu yapılmış mı?

Okunma Sayısı: 1241
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Canip

    20.6.2020 10:20:26

    gazeteyi bayiden alır almaz Sizin yazınızın olup olmadığına bakıyorum yazıyı görünce Eve gitmeden yolda okuyorum bizleri mahrum bırakma saygılar

  • Hilal

    20.6.2020 10:08:30

    Vay vay Osman abim!!!! Demekki neler neler olmuş ve yasaklanan bir eser. Yorum eklememişsiniz. Hadi bende eklemiyorum. Bunların üstüne söylenecek söz yok. Lakin en çok da “ duvardaki “ yakışıklı, matruş İngiliz” sözüne çok güldüm.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı