"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ubudiyetin neticesi nedir?

Said YÜKSEKDAĞ
14 Temmuz 2019, Pazar
Ubudiyetin lûgat mânâsı “Allah’a teslim olup, Kur’ân ve Peygamber (asm) vâsıtasıyla verilen emirleri aynen icra ve tatbike çalışmak”tır.

Biz insanların yaratılma gayesi budur. Zira Cenâb-ı Hak “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım.” 1 buyurmaktadır.

Ubudiyet, biz insanların fıtrî vazifesidir. Çünkü Cenâb-ı Hak bize öyle maddî ve mânevî donanımlar vermiş ki ibâdet yapma yeteneği olmayan bir duygu ya da uzvumuz yok. Hayâl ile tefekkür ederek ibâdet etmekten tutun, el ile sadâka verinceye kadar. Bu sebeple yeryüzünde halife konumunda olan insan, ibâdetle eşref-i mahlûkat sıfatına da lâyık oluyor. İbâdet etmek, bir beklentiye girmeye ya da dünyevî bir gayeye ulaşmaya âlet edilmemelidir. Çünkü biz insanlar zaten ücretimizi peşinen almışız. Bu ücretlerden en büyüğü de Cenâb-ı Hakk’ın bizi ademden yani hiçlik ve yokluktan vücuda getirmesi ve vücudun pek çok şekil ve vaziyetlerinden en yükseği müslim sıfatıyla insan sûretine getirmesidir. Bu gerçekten de muazzam bir ni’met. Düşünebiliyor musunuz, Cenâb-ı Hak bize yokluk vermemiş, bizi taş, hayvan, ağaç ya da böcek olarak yaratmamış, en sevdiği mahlûk olan insan olarak yaratmış. Üstüne akıl ve şuur vermiş, üstüne bize îman ve hidayet nasip etmiş. Allah’a ne kadar hamd etsek azdır.

Cenâb-ı Hak bize böyle paha biçilemez bir ni’met vermişken güya hakkımız varmış gibi daha birçok şeyi tahakkümâne isteyebiliyoruz. İstediğimiz olmadığı zaman da çocuk gibi ağlayıp, nazlanıyoruz. 

İşte bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri (ra): “Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i ni’met-i sâbıkadır.” 2 diyerek yapmış olduğumuz ibâdetlerin, ni’metlerin verilmesi ya da isteklerimizin olması için bir başlangıç ve sebep değil, geçmişte verilen ni’metlerin neticesi olduğunu belirtmiştir.

Evet, bizler insan olarak yaratılmak için hiçbir şey yapmadık, ama insan olarak yaratıldığımız için şükretmeli ve ibâdet etmeliyiz. Çünkü insan değil de bir taş, ağaç, dağda gezen bir kurt veyahut gözle görülmeyen bir bakteri olarak yaratılabilirdik. Böyle kıymetli bir nimete mukabil, ubudiyet gibi lezzetli, rahatlı ve hafif bir hizmetle mükellefiz. Maalesef buna da tembellik ediyoruz. Yarım yamalak yaptığımızda da güya eski ücretlerimiz kâfi gelmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri mütehakkimâne istiyoruz. Ve hem “Niçin duâm kabul olmadı?” diye nazlanıyoruz. İşte bu yüzden ibâdetlerimize dünyevî gayeleri âlet etmemeli ve Cenâb-ı Hak’tan bir şey isterken tahakkümâne istememeliyiz.

Geçmişte hatta şu an dahi almış olduğumuz ücretler için ibâdet ediyoruz, ama Cenâb-ı Hak yine de biz kullarına rahmetiyle muamele ediyor. Çünkü yapmış olduğumuz ibâdetlerin neticesi ve meyvesi uhrevî olduğu gibi, Cenâb-ı Hak bu dünyada dahi bazı faydalarını görmemizi istiyor. 

Bediüzzaman Hazretleri (ra) bu konu hakkında şöyle buyurmuştur: “İlle-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz’ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez. .” 3

Elhâsıl: Yapmış olduğumuz ibâdetler, ni’metlerin verilmesi ya da isteklerimizin olması için bir başlangıç ve sebep değil, geçmişte verilen ni’metlerin neticesidir. Aynı zamanda semerâtı yani meyveleri ve faydaları uhrevîdir, ahirete bakar. Neticesi uhrevî olan hizmet ve ettiğimiz ubudiyet boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahâll-i saadet bizler için ihzar edilmiştir. Bizim şu fânî dünyamıza bedel, bâkî bir Cennet bizleri bekliyor inşâallah.

Dipnotlar:

1- Zâriyat Sûresi, 56. Âyet.

2- Sözler, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 578.

3- Lem’alar, Said Nursî, Yeni Asya 2013, s. 321.

Okunma Sayısı: 3197
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı