Bir eğitimci olarak gelişmelerin hiç de fena olmadığını söyleyebilirim.
Bir musibetin bin nasihatten daha etkili olduğu apaçık. Musibet istenilmez, gelince sevinilmez ama gelmişse de neden geldiği, neleri değiştirdiği, ne yaparsak gideceği gibi hikmetleri okunur.
Daha önce pek de aramayan eski dostlardan telefonlar gelmeye başladı. Telefon açanlar daha sormadan ne yapıp ettiklerini anlatmaya başlıyor. Bu demek oluyor ki, insanlar konuşmak, dertleşmek, teselli etmek ve olmak istiyorlar. Bu da insani bir ihtiyaç. Mesele para pul değil, insanca duygu paylaşımı, gönül rahatlığı, hoşluk. Şimdilerde aranan bu.
Ben de çoktandır aramadığım akrabalarımı aradım, hal hatır edip, dualaştık. Arayan da aranan da mutlu oluyor. İnsanlık güzel bir şey.
Bu günlerde, hayatın muhasebesini yapanlar, ibadet eksiği olduğunu düşünüp, kaza namazlarıyla ilgili bilgi soranlar, zekat borçları olduğunu düşünüp, nereye ne kadar verelim diye verilecek yerin sıhhatini öğrenmek isteyenler, epeydir dargın olduğu akrabasıyla barışma ihtiyacı duyanlar gibi pek çok konuda güzel gelişmeler insandaki vicdan uyanımını gösteriyor.
Telefonla görüştüğümüz herkeste güzel haberler var. Bolca kitap okuyanlar, ödüllü film izleyenler, eşi ve çocuklarıyla ilk kez bu kadar birlikte vakit geçirdiğini söyleyenler, günlük, anı yazmaya başlayanlar gibi pek çok çeşitli faaliyetlerin içinde olanlar var.
Zaman zaman bizim semtte gördüğüm bir köpek vardı, o köpeği epeydir görmüyorum. Acaba nerelerdedir, aç mıdır, susuz mudur, öldü mü, kaldı mı diye bugünlerde zihnimi meşgul ediyor. Bu duyarlılık duygusu beni mutlu ediyor.
Bir de akrabalarıyla helalleşme sürecine girenler var ki, bu çok daha güzel. Yaşıyorken iç hesaplaşmanın başlaması manidar. Anlaşılan vicdan uyanıyor. Bütün bu yaşananların ortak bir özelliği var ki, hepsi de pozitif.
Bu virüs insanlığın kalitesine ciddi katkı yapacağa benziyor. İşin güzel tarafı bu özel görüntüler her ülkede değişik şekillerde tezahür ediyor.
Evet, insanlığın vicdanı uyanıyor. Yeni, vicdanlı bir nesl-i cedid geliyor.