"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Eğitimimiz ve öğretmen günümüz

Şemseddin ÇAKIR
26 Kasım 2021, Cuma
Bilindiği gibi geçtiğimiz Çarşamba günü 24 Kasım Öğretmenler Günü idi. İşte bu vesileyle eğitimle ilgili bazı mülâhazalarımı paylaşmak istiyorum.

Eğitim nedir? Eğitim: Davranış maksatlı bilgiler vermek ve Rabbü’l-Âlemin’in insanlara verdiği kabiliyetler nispetinde insanın terbiyesine çalışmaktır.

Eğitimin tarihi benim kanaatime göre; Cenab-ı Allah’ın ruhlarımızı yaratıp da “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” buyurduğu, elest bezminden başlar. Ve Hz. Adem’in ‘talim-i esma’ ile meleklere üstünlüğünü ispat etmesi ile devam eder. Bu mesele tek başına, eğitimin ne derece önemli olduğunun yeterli bir delilidir. Demek insan, eğitimi nispetinde üstün olabilir. Bu sebeple çok ağır sözlerle cehaleti zemmetmişlerdir.

İşte öğretmenlerimiz insanlığı bu gibi badirelerden ve vahşetlerden kurtarır. Hatta eğitim sadece fani değil, ebedî felâketlerden de kurtardığı için olacak ki; Hz. Ali’nin (ra), “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” dediği rivayet edilir.

Bu durumun ispatını biz de sosyal hayatta görüyoruz. Bediüzzaman da cehaletin felâketlerini, “Batılı tasvir safi zihinleri idlal eder” sözü ile ifade etmiştir. Demek ki biz onları telâffuz ve tasvir dahi etmekten haya etmeliyiz.

Onlar ise icra etmekten çekinmiyorlar. Yine bu meselemizle alâkalı, “Ey cehalet sen bir püsküllü belâsın nerde felâket işte sen ordasın” denilmiştir. İşte önemini anlatmakla bitiremeyeceğimiz eğitimciliğin aynı zamanda bir peygamber mesleği olduğunu ve bu mesleği lâyıkıyla icra edenlerin elinin öpülmeye lâyık olduğunu itiraf ediyoruz. Evet, baba gibi hocanın da eli öpülür.

Yine hayvanlarla insanın bir farkını da Üstad Bediüzzaman bilmana şöyle ifade etmiştir: “Hayvan bir başka âlemde öğretilerek dünyaya gönderildiği halde, insan ise; teallümle tekemmül etmek için gönderilmiştir.” Yani insan ancak eğitilerek yükselir yoksa âyet-i kerîmenin de ifadesiyle hayvanın durumuna düşer demektir. Yani adeta eğitim, insanı camid bir varlık ve şuursuz bir hayvan olmaktan kurtaran bir çaredir. Eğitim diğer anlamıyla ham bir madenin işlenmesi gibidir. İşlenmemiş bir maden, velev altın bile olsa bir işe yaramaz.

Yine Üstad’ın ifadesiyle bilmana olarak, eğitimci koyun olmalı kuş olmamalı, zira koyun yavrusuna süt verir, kuş ise hazmedilmemiş kay (kusmuk) verir. Yine Bediüzzaman, hazmedilemeyen ilim telkin edilmemeli diyor. Telkin edilen de metoduna uygun tebliğ edilmeli, yine âyet-i kerîmenin ifadesiyle: “Hikmet, güzel öğüt ve müsbet mücadele ile.” Yoksa usûlsüzlüğümüz vusulsüzlüğümüze yol açar. Bu husustaki bir ifade de şöyledir: “Anlatırsan unuturum, öğretirsen hatırlarım, eğer beni de katarsan öğrenirim.” 

Demek eğitim-öğretimde, meselâ: “Şu çay, şu da şeker” deyip bırakılmamalı. Şekeri çaya katarken öğrenciye bunun miktarını da sorup bir de çayı içirmeli ki, o öğrenmiş olsun. Bir de anlatılan şeyi kay (kusmuk) değil, süt olarak vermeli. Netice olarak her mesleğin lâyıkıyla icrasının bir ‘orta seviyesi’ vardır, fakat eğitimciliğin yoktur. Bir eğitimcinin yeri ya kuyunun dibi ya da minarenin başıdır. Mehmet Âkif merhum, “Hiç bilenlerle bilmeyen bir olur mu?” (Zümer Sûresi, 8-9) âyetine telmihen: “Olmaz ya, tabiî, biri insan, biri hayvan! Öyleyse cehalet denilen yüz karasından.” demiştir. Demek cehalet başlı başına bir yüz karasıdır. Öğretmenler bizim yüz aklarımız ve göz aydınlıklarımızdır.

Bütün bu gerçekler göz önünde bulundurularak öğretmenlerimiz; gönül meyvesi ve memleket istikbalinin teminatı olan gençlerimizi nur-u imanla yoğurarak onlardan münevver insanlar yetiştirmeliler, yoksa en zelil canavar bir mahlûk olurlar.

Şimdi size bu kabilden bir ‘Öğretmenler Günü’ hatıramı nakledeceğim. Batman ilimizde hem imam-hatip lisesi müdürlüğüm hem millî eğitim müdürlüğüm oldu ve hem oraya hem de gittiğim bazı yerlere öğretmenevi açmak bu fakire nasip oldu. 

İşte Batman’da bir Öğretmenler Günü’nden bir hatıram: Batman’da müdür iken; Öğretmenler Günü’nde öğretmenleri belediye otobüsleriyle toplu olarak mezarlığa götürüp, vefat eden öğretmenlerin mezarlarını ziyaret ve onların haklarında bilgi vermek istedim. 

Şöyle bir tevafuk oldu: Arkadaşları mezarlığın yeşil ve çimenlik olan müsait bir boşluğuna topladım. Onlara sohbete başladığım esnada; mezarlığın bitişindeki yeni sürülmüş buğday tarlasının toprağının yaşlığı ve yine o esnada, yeni gömülmüş bir cenazenin toprağının yaşlığı dikkatimi çekti ve bu manzaradan bir “ibretli eğitim” çıkarmak niyetiyle onlara şöyle bir konuşma yapmıştım:

“Arkadaşlar! Buraya, daha önce vefat eden arkadaşlarımızı ziyaret için geldik; biz de hiç şüphe yok ki yarın onlar gibi olacağız. ‘Fakat ondan sonra ne olacak?’ sorusunun cevabını sizlere burada gözlemle vereceğim. Şu yeni sürülmüş tarlayı görüyorsunuz. Oraya da aynı şekilde buğdayları gömmüşler, orası da buğdayların mezarlığıdır. Yani burası insanların, orası buğdayların mezarlığı. Peki şimdi bana cevap veriniz: ‘O buğdaylar mezarlarında çürüyüp kayıp mı oluyor? Yoksa dirilip neşv-ü nema bularak bize rızık mı oluyor? Elbette dirilip bize rızık olacaklar, yani çürüyüp yok olmayacak, bilâkis dirilerek daha güzel ve yüksek bir hayata, insan hayatına kavuşacaklar. Bir de şurada, daha toprağı kurumamış olan bir mezar var. Hiç aklınız kabul eder mi ki, Allah (cc) o buğday tanelerini bizim için diriltsin de, bizi bizim için diriltmesin? Yani bu akılsız, cansız, ruhsuz buğdaylar o mezarından dirilip çıkacaklar; bize rızık olacaklar, fakat bu canlı, akıllı ve kendine peygamber gönderilip kitap verilen insanlar dirilip hesap vermeyecekler öyle mi? Kim bu hakikatin aksini düşünüyorsa onu kınamak gerekir. Biz bir ot tohumundan daha mı basitiz? 

Bu noktada size Bediüzzaman’ın lisanıyla sesleniyorum: ‘Sizlere müjde! Mevt (ölüm) idam değil, hiçlik değil, fenâ (yokluk) değil, inkiraz değil, sönmek değil...’ ” demiştim.

Ve o günden sonra yanıma ziyarete gelen öğretmenlerden birçoğu; o günü, o manzarayı ve o konuşmayı unutmadıklarını bana defaatle itiraf etmişlerdi. Ben de, o hatırayı unutamıyorum.

İşte ben bunu aynı zamanda ‘eğitimcinin eğitimi’ diye değerlendiririm. Demek, önce eğitimcilerimizi eğitmemiz lâzım. Zira; doğru cismin eğri, eğri cismin doğru gölgesi olmaz. Bu sorumluluğa başta anne-baba ve ikinci sırada öğretmenler dahil ve mecburdur.

Bu bir hayat-memat meselesidir. Bununla alâkalı, bir düşünür, “Ben nasıl hayret etmeyeyim heyhat!

Bir yanımda hayat bir yanımda memat” demiştir.

En iyisi Bediüzzaman’ın dediği gibi diyerek; “Eğer ölümü öldürüp, zevali dünyadan izale etmek ve acz ve fakrı beşerden kaldırıp, kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle; dinleyelim. Yoksa sus! Kâinat mescid-i kebirinde, Kur’ân kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet, söz odur. Ve ona derler. Hak olup, Hak’tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.” (Sözler, s. 58)

Neticede öğretmenlere, bu insanlığın şiddetle ihtiyacı var. Bu vesile ile eğitimcilerimizin “Öğretmenler Günü”nü bütün ruh-u canımla tebrik eder; tahkikî iman, amel-i salih ve hüsn-ü ahlâka mazhar olan yeni nesiller yetiştirmelerini dilerim. İnşaallah! Vesselâm.

Okunma Sayısı: 760
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı