"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kavimler ve Nurlar (1)

Şemseddin ÇAKIR
15 Ocak 2021, Cuma
İşârât-ı Kur’âniyenin sonuncu âyeti: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve Allah’ın geçmişteki nimet ve azap günlerini onlara hatırlat.” (İbrahim Sûresi, 5)

Bir de burada Üstad, “Nura çıkar ve Allah’ın geçmişteki nimet ve azap günlerini hatırlat!” kısmının makam-ı cifrisi şeddeliler birer sayılmak cihetiyle “bin üçyüz elli bir” ederek Risale-i Nur’un şimdilik beyanına iznim olmayan ehemmiyetli vazifesinin ve bu evamir-i Kur’âniyeyi imtisalinin tarihine tam tamına tevafuk-u cifri ve muvafakat-ı maneviye karinesiyle ve kıssadan hisse almak münasebat-ı mefhumiye remziyle Risale-i Nur’a imaen bakar. Daha yazılacak çok gaybi işaretler var; fakat izin verilmedi, şimdilik kaldı” demek suretiyle bize bir sorumluluk yüklemiş oluyor.

Bu metinden anladığımız hakaik-i Kur’âniyeyi ve Bediüzzaman’ın anlatmak istediklerini metne sâdık kalarak anlatmaya gayret edeceğiz ve hemen öncelikle dikkatimizi çeken hususları arz edelim:

   1- Nur’a çıkarmak ve “Eyyamillah” (Allah’ın günleri) tabirlerinin cifrine dikkat çekilmesi.

   2- Risale-i Nur’un şimdilik beyanına iznim olmayan ehemmiyetli vazifesi.

   3- Evamir-i Kur’âniyeyi imtisalinin tarihine cifrin tam tamına tevafuku.

   4- “Daha yazılacak çok gaybî işaretler var, izin verilmedi” meselesi.

   5- Şimdilik kaldı. 

Bu gibi ifadelerin tek tek incelenmesi gerekiyor, ancak biz bu şifreleri hakkiyle deşifre edebilme bilgi ve liyakatini kendimizde göremediğimizden, hata etmeden anlayabildiğimiz kadarını izaha gayret edeceğiz.

Nur, Eyyamillah ve makamı cifrisi:

Kur’ân’ın on vücuhu icazından birisi de, ihbar-i bilgayb mu’cizesi olduğuna göre, Kur’ân-ı Kerîm’in aynı zamanda tarihe de kaynaklık etmesi itibariyle bunun en net ifadesi o âyet-i kerîmenin “Nur ve Eyyamillah” meselesinde olduğu gibi, cifirle dikkat çekmesi ve işin tarihi boyutuna da işaret etmesidir.

Bazı zaman ve mekânlara önem atfetmek de adetullahdandır. Meselâ Kadir Gecesi, Cuma ve Kâbetullah gibi, ki aslında hepsi Allah’ın gün ve mekânlarıdır, demek bunlarda da bir hususiyet vardır.

Bazı müfessirlere göre de, “Eyyamillah” çeşitli topluluklara Allah’ın ihsanda bulunması ve onların önünü açmasıdır. Aynen İsrail oğullarının önce Firavunun zulmünü çekip sonra Hz. Musa’nın rehberliğiyle Kızıl Denizi yarıp Sina Yarımadası’na ulaşıp orayı mülk edindirerek önlerini açtığı gibi. 

Genelde insanlık tarihine, özelde İslâm tarihine, “fetret dönemleri hariç,” baktığımızda hemen her devirde Allah’ın insanları inkâr karanlıklarından, iman nuruna çıkarmak üzere görevliler gönderdiğini ve nusretinin yetiştiğini görürüz. Onun için halk arasında “Kul bunalmadan Hızır yetişmez” sözü meşhurdur.

Bunu insanlık tarihinde peygamberler, İslâm tarihinde de Efendimiz’e (asm) veķâleten mücedditler yapmışlar ve “Eyyamillah” tabir edilen o felâketleri atlatıp saadetlere kanat açılmıştır.

Bu kaderi çizgi ahirzamanda da Deccal ve Mehdi ile devam etmiştir. Hatta emperyal ülkeler ve onlarla işbirliği yapan insanlığın imanını çalıp gönülleri çöle çeviren ideolojiler birer şahs-ı manevî olarak beraber hücum etmişlerdir. 

Bu gibi işleri eskiden zalim bir kral yaparken âhirzamanda ülkeler ve sapık ideolojiler de, bu zulümlerde rol paylaşmışlardır. Hatta onun için geçmiş bütün ümmetler ahir zamanın fitne ve şerrinden Allah’a sığınmışlar. Demek ki, bu tarihte eşi dengi olmayan çok dehşetli bir zulüm ve fitnedir ki, Mehdi onlarla tek başına mücadele etmiştir. Ancak kalp ve idrakleri nasır bağlayanlar, Allah’ın (cc) Bakara Sûresi âyet 7’de işâret ettiği gibi hissedemiyorlar.

Bu vesileyle her devirde bu tür hadiselerin olabileceği de, izahdan varestedir. Demek “Nura çıkarmak” ve “eyyamillah” devri sadece Hz. Musa’ya mahsus olmayıp, devam etmekte olup bize de ders vermektedir. Önceleri genelde insanlık, İslamla birlikte de, özelde İslamlık olarak  bu “nur” ve “eyyamillah” devam etmektedir.  

Kur’ân-ı azimüşşanın bu meseleye mana-i mefhumunun yanında, bir de tarihen işaret etmesi o şeyi ima ve işaret eden delâlete, hatta sarahata çıkarır. Burada da böyle bir durum söz konusu ki, Üstad ona özellikle dikkat çekmiştir. 

Meselâ: Şimdi burada Üstadın verdiği bin üçyüz elli bir tarihini ele alalım. 

Bu âyetin cifir hesabı 1351 etmekle o tarihin milâdî karşılığı 1932’ye tekabül etmektedir. 

Kur’ân-ı Kerîm, öncesi ve sonrası ile, İslâm tarihinin dönüm noktalarına da, işaret ettiğine göre, yani sadece İslâm’dan önceki tarihlere “bi eyyamillah” (Allah’ın geçmişteki nimet ve azap günleri) diye icazı ile işaret ettiği gibi kalmaz. Elbette İslâmî dönemlere de, işareti belki daha çok önemlidir, zira onlar ibret ise, bu aynı zamanda bilgi ve bilimdir ve tedbir için şarttır. Yani Kur’ân nezdinde çok çok önemlidir. Haşa ayrım yapılmaz. Yani bizim de İslâmî geçmişimizde böyle ibretli geçiş dönemlerimiz olmuştur. 

Bilhassa şu iki felâket İslâm tarihi için çok önemlidir ve onlara nazar-ı ibretle bakmamız gerekir. Meselâ: 

1- İslâm deccallarından sayılan Cengiz ve Hulagu dönemindeki felâket ve o asrın muvazzaf, mübarek zatları olan İmam-ı Gazâli, Muhyiddin Arabi ve İbn Haldun gibi insanların devletiyle beraber bu felâkete mukabeleleridir.

2- Bilhassa ahir zamanda Deccalizm ve Süfyanizme karşı tek başına mücadele eden Bediüzzaman ise bir taraftan devletiyle birlikte sıcak savaşa katılmış (Rus cephesi alay komutanı olarak), bilâhere de devlete rağmen bütün sapık ideolojilerle ilmen ve fikren de “cihadı ekber” anlamında mücadele ve mücahede etmiştir. Bunlar çağlar üstü harika mücahedeler olup tam bir ibret ve zulmetten Nur’a çağrıdır ve “eyyamillah”dır. Zaten onun için işâret ve beşârete mazhar olmuştur. Yoksa halk arasında “Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da oldu” sözüne masadak olunur. Yani meseleyi Hz. Musa’ya ihale ederek kendi sorumluluğumuzdan kurtulamayız. Kaldı ki bu ahirzaman hadisatına dikkat çeken çok âyet-i kerîme ve ehadis-i şerifeler de vardır.

Bir de; zaman mefhumu bizim için söz konusudur. Allah’ın (cc) ilmi ise geçmiş gelecek her şeyi muhit olduğu için O’nun ilm-i ezelisi hepsini birden kapsar ve aynı zamanda, câmi’ül kelim olduğu için bir kelime ile benzer bütün hadiseleri ifade etmesi de, O’nun şanındandır ki biz de bu âyetin mesajını kendi dünyamızda çok rahatça ve somut olarak anlayabiliriz. 

Yani zaman bizim içindir, değerlendirene ne mutlu!

Okunma Sayısı: 1530
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı