"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Söz üzerine

Şemseddin ÇAKIR
08 Ekim 2021, Cuma
Söz, insanın en temel iletişim aracıdır.

Duygunun kaynağı olan kalp ve onun tercümanı konumunda olan dil de, sözün kıymetinin ve öneminin şahitleridir. Dolayısıyla insanlık tarihi dilin ne derece önemli olduğuna şahittir. “Mü’minin mü’mine en büyük hediyesi hikmetli bir söz söylemesidir.”

İnsan; zihnin ve kalbin birleşiminden meydana gelen duygularını, düşüncelerini ve fikirlerini ancak söz ile ifade edebilir. Bunun için “Söz kişinin ayinesidir.” ifadesinin yanında, sözün önemi açısından, “Kim demiş, kime demiş, ne için ve ne makamda demiş?” gibi kriterler de belirlenmiştir.

Bu vesileyle belirtmek gerekirse “kelâmî sözler” ve “avamî sözler” diye sözleri başlıca ikiye ayırırsak bu iki şeyin haliyle bazı nüansları olacaktır. Meselâ kelâmî sözler; derinliği olan, manzum ve mensur ifadelerdir. Bunlar malûmatın kalıba dökülüşü olup, bir de bunlara lügavî anlamların da ötesinde mecazî, içtimaî, ilmî ve siyasî anlamlar da yüklenmiş olur. Söz ise daha çok, akla ilk gelen lügavî anlamlarda kullanılır. Meselâ; “Güneş doğsun artık.” yerine “Güneş gönlüme doğsun artık.” cümlesi daha farklı bir anlamı çağrıştırır ve mizahı da barındırır. Fakat, “Fazla mizah izahı, fazla izah da mizahı bozar.” denilmiştir. Haliyle ilim adamları ve şairler daha çok kelâmî ve mecazî anlamlı sözleri tercih ederler. Meselâ: “Güneş gönlüme doğsun.” tabirini biraz analiz edersek; bu zat ‘güneş’ deyince sadece gözle gördüğümüz maddî güneşi anlamıyor ve güneşi ‘maddî’ ve ‘manevî’ diye ikiye ayırarak maddî güneşi, ancak âlemi aydınlatan, onun aydınlatamayacağı manevî bir âlem mevcut olan ve onu da ancak, manevî âlemin güneşi olan kelâmî güneşi “Kelâm-ı Kadim” olan Kur’ân’ı ve onun manevî nuru olan imanı anlıyoruz. O en loş, münkir ve mahzun gönülleri de aydınlatır. Oralara bu güneş uluşamaz. Onun için olsa gerek Cenab-ı Hak, “Haberiniz olsun kalpler ancak Allah’a iman ve kulluk ile tatmin olur” (Rad Sûresi 27, 28) buyurmuştur.  Fahr-i Cihan Efendimiz (asm) de “Bir kimsenin hidayete ermesi kadar hayırlı bir şey üzerine güneş doğmamıştır”  hitabıyla meselenin farklı bir vechesini ifade etmiştir. 

Fakat öbür ve hakikî güneş ruhlara, gönüllerin derinliklerine de ulaşır. İşte böyle bir güneşi gören gözler de vardır. Bahsettiğimiz durumu ifade etmek için; “Basar masnuu görür de, basiret sanii görmezse ne kadar abestir ve çirkindir.” denilmiştir.

İşte günümüzün stresli ve şaşkın insanının en önemli handikapı yukarda bahsettiğimiz şeydir. Onun için Üstad Bediüzzaman, “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir, göz ise maneviyatta kördür” demiştir.

Madem her şey ehline sorulur; bu meselede de basiret gözü açık olan, âyet-i kerîmenin sıralaması ile; nebilerden, sıddıkînden, şühedadan ve salihlerden yardım alınması gerekmez mi? 

Söz aynı zamanda lisan anlamında da kullanılır. 

Meselâ; ‘Onuncu Söz’de beyan edildiği gibi, “Hem, hiç mümkün olur mu ki, nihayet kemalde olan bir cemal, gösterici ve tarif edici bir vasıta ile kendini göstermek istemesin? Hem, mümkün olur mu ki, gayet cemalde bir kemal-i sanat, onun üzerine enzar-ı dikkati celp eden bir dellâl vasıtasıyla teşhir istemesin?” (Sözler, Onuncu Söz, s. 104)

Bu derece kendini tanıttırmak isteyen bir Rabb-i Rahîm ve Hakîm’e karşı biz nasıl lâkayt kalarak, onu lisan-ı hal ve kâlimizle ilân ve isbat etmeyiz? 

‘Kelime’nin çoğulu; ‘kelâm’dır. Lügatta kelâm; yaralamak ve etkilemek gibi anlamlara gelmekle birlikte, ıstılâhta veya terminolojide; Allah’ın zatından ve sıfatlarından, mebde ve mead denilen; dünyanın ve ahiretin ibretlik hallerinden, madde ve ötesinden İslâm kanunlarına göre bahseden bir ilim olup, genel çerçevede dini korumayı amaçlayan bir disiplin ilimdir.

Belli bir ekolü değil bütün ekolleri içine alarak dinin temel esaslarını ve aklın ilkelerini uzlaştırmak da bir “ilmî cihad”dır ve bu, farz-ı kifaye olarak kabul edilmiştir. Bu fiil hiç yapılmasaydı bütün ümmet mesul olurdu. Bediüzzaman, “Elde Kur’ân gibi bir mu’cize-i bâkî varken başka bürhan aramak aklıma zaid görünür” (Sözler 25, s. 489) sözüyle tam bir kelâm âlimi olduğunu ispat etmiştir.

Bilmana, “Ey Asya münafıkları ve Avrupa kâfirleri en akıllı ve bilgininizi karşıma getirin. Onu ikna edip mağlûp etmeye hazırım” demiş ve bir kelâm şaheseri olarak Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir. Demek böylece günümüzün kelâm âlimi İmam-ı Rabbanî’nin de işaretiyle Üstad’dır ve Risale-i Nurlar’dır. İmam-ı Rabbanî’nin “Ahir zamanda mütekellimînden birisi gelecek, hakaik-i imanı bütün vuzuhuyla isbat edecek” (Mektubat, Mektup no: 260) müjdesinin masadakıdır. 

Dolayısıyla Risale-i Nurlar bu görevi de îfâ etmiş olur ve bu görev haliyle zalimlere karşı en büyük manevî silâh ve cihaddır. Bu milletin evlâtlarının; Nurcular kendilerini böyle bir sorumluluktan kurtardığı için onlara duâ ve teşekkür etmeleri lâzımken; lâkayt kalmak gayretullaha dokunur. 

Demek oluyor ki Kur’ân-ı Kerîm’in hakikî tefsiri olarak, kâinat Risale-i Nurlarla alâkadardır.

Bediüzzaman bir sözünde de münkirlere, “Eğer ölümü öldürüp, zevâli dünyadan izâle etmek ve aczi ve fakrı beşerden kaldırıp kabir kapısını kapamak çaresi varsa, söyle; dinleyelim. Yoksa sus! Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim” (Sözler, Yedinci Söz, s. 36) diye seslenmiştir. 

Kur’ân-ı Kerîm’in bir ismi de “Kelâm-ı Kadim”dir. Manası, ezelden ebede insanlığın muhtaç olduğu en güzel kelâm demektir. Evet öylesi; söylenince sözler, titremeli özler ve gülmelidir yüzler. İşte bunlar hep Kur’ân-ı Kerîm’in husûsiyetlerinden ve ilm-i kelâmın da en önemli konularındandır.

Yunus Emre de: “Söz ola bitire savaşı, söz ola kestire başı” ifadesiyle bu duruma dikkat çekmiştir.

Dinimizin ilk emri “Oku”dur, o da sözle olur. Hz. Musa’ya; firavuna kavl-i leyyinle konuşması emrediliyor ve bunun neticesinde firavun müsabakayı kabul ediyor. Demek Hz. Musa’nın sözü, firavunun mağlûbiyetini doğuran söz oluyor. İnsanın başı da sonu da yine sözdür. Sonuç olarak en kıymetli ve bütün peygamberlerin ittifak ettikleri söz olan Kelime-i Şehadet de, imana âlâmet olan ilk ve son sözdür. Risale-i Nur dersleri; modern hayatın yalnızlaştırdığı ruhlara nefes üfleyen, adeta birer terapi seansları olan sözlerdir.

“Maksudum birleştirmektir sözlerle özlerleri

Rabbim hak kelâmdan ayırmasın bizleri!”

Okunma Sayısı: 934
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ramazan Çalışan

    8.10.2021 08:19:02

    SÖZ ÜZERİNE Söz TOHUMDUR: Yerini bulmalı, vaktini bilmeli ve ekmeli. Söz, AYNA’dır: Güzeli aksettirmeli. Söz, SİLÂH’tır: Hakkı müdâfaa, dostu muhâfaza, düşmanı te’dîb etmeli. Söz, SOHBET’tir: İlim ve fazîlete dayanarak adam yetiştirmelidir. Söz, dinleyene söylenir. Söz, anlayana söylenir. Söz, tutana söylenir. Yâni SÖZ, İNSANA söylenir…-(Ömer Kirazlı)

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı