"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir 15 Temmuz Muhasebesi-3: Hiç kimse Fethullah Gülen'i müdafaaya değer bulmadı

Kadir AKBAŞ
30 Temmuz 2026, Perşembe 00:15
Yüzbinlerce davanın açıldığı, yüzbinlerce müdafaanın yapıldığı Adliye Saraylarında hiç kimsenin “Hizmet Hareketi” ve Fethullah Gülen’i müdafaaya değer bulmaması, bunun için gerekirse birkaç yıl daha fazla ceza almayı göze almaması garip ve şaşırtıcı değil mi? Ortada bir dava mı yok, yoksa uğranılan hayal kırıklığı daha fazla fedakârlığa değmiyor mu?

DİZİ: BİR 15 TEMMUZ MUHASEBESİ-3
AV. KADİR AKBAŞ

Ortada inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçek var ki, kendisini dinî bir cemaat olarak lanse eden F. Gülen ve Grubu, hükümete karşı 15 Temmuz’da bir darbe teşebbüsüne kalktığı iddia edildiği andan itibaren Türkiye’de hiç kimse “Saçmalamayın, bir dinî grubun TSK, Ordu içerisinde bir darbe planlayacak kadar nasıl bir mevcudiyeti olabilir, bir dinî grup ordu içerisinde böyle bir gücü kontrol edemez” demedi, diyemedi. 15 Temmuz’un ne olduğu, ne olmadığı, bu teşebbüsün gerçek bir darbe teşebbüsü mü, yoksa kurgulanmış bir darbe mi olduğunu tartışabilirsiniz, ortaya çıkacak netice tatminkâr olmayabilir. Bu konu her şeyden önce darbe davaları ile ilgilidir. Bizim açımızdan dikkat edilmesi gereken husus, F. Gülen Hareketinin bir darbe teşebbüsü ile ilişkilendirilmesinin, bir dinî grubun böyle bir teşebbüse bulaştırılmasının kamuoyunda şaşkınlıkla karşılanmamasıdır.

Gülen Hareketinin bürokraside, özellikle de ordu ve Polis Teşkilatı içerisinde “hücre” tipi yapılanması ve iletişimde istihbarat örgütlerinin yöntemlerini kullanması, askerî personelin dışarıdan sivil imamlar ile kontrol edilmesi, tayini çıkan askerî personelin gideceği yerdeki yeni imama rapor edilmesi ve devir-teslim edilmesi gibi tespitler, Bediüzzaman Hazretlerinin “İdare ve siyasete ilişmekten” men ettiği ikazına riayet edilmediğini, Kur’ân’ın men’ettiği şekilde hareket edildiğini gösteriyor. Bunun hazin sonuçlarını geride kalan 10 yıldır görüyoruz. Maalesef yüzde doksan masum zarar görüyor ve daha da acısı tüm dinî değerler aşındırılıyor. 

10- Bediüzzaman Said Nursî maruz kaldığı zulüm, haksızlık ve sürgünlere karşı yurtdışına çıkması yönündeki ısrarlı davetlere karşı “Mekke’de de olsam buraya gelmem gerekir” diyerek âlem-i İslâm’ın kalbi mesabesinde gördüğü Türkiye’de olmanın zaruretini ortaya koyuyor. Bütün hayatı gözler önünde, çoğu zaman ziyaretten, ziyaretçi kabulünden men edilmiş, tecrid altına bir hayat sürüyor. Bu şartlarda hiçbir gizli maksada, hiçbir harici güç ve harekete hizmet etmediğini ortaya koyuyor. “En büyük hile hilesizliktir” prensibi ile idame-i hayat ediyor. Hayatında hiç tabasbusa yer vermiyor. “Ne sizi ne de dünyanızı  beğenmiyorum, lakin ilişmiyorum” diyor. Kendisine yapılan bütün zulüm ve haksızlıkların “O ölmüş dehşetli şahsı sevmediğinden” olduğunu haykırıyor. Bu konuda ne kendisi ne de ona hakikî talebe olan hiç kimse tabasbusa, korkuya kapılmıyor, sonu hapis de olsa, idam da olsa “Seviyorum” şaklabanlığı yapmıyor. “İzzetle ölümü, zilletle yaşamaya tercih edenlerin” idrak edebileceği bir sırdır bu.

Müdafaası yapılmayan, bedeli ödenmeyen bir dava hak ve hakikat olabilir mi? Bediüzzaman Said Nursî ve Nur Talebeleri binlerce kez mihenge vuruldular. Sanırım 1250 kez veya daha fazla. İmha edilmeleri, idamlarına hükmedilmesi talimatı ile başlayan Eskişehir Davası ile başlayan süreçte bugüne kadar hiçbir Nur Talebesi mihenge vurulmaktan kaçmadı, iman ve Kur’ân hizmetinde bulunduğunu inkâr etmedi, Risale-i Nur’a talebe olmak arzusunda olduğunu gizlemedi. Risale-i Nur’un hiçbir dünyevî ve siyasî maksat gütmediğini, evvela kendilerinin sonra da başkalarının imanına kuvvet vermeye çalışmak dışında hiçbir faaliyetleri olmadığını iftiharla haykırdılar. 

F. Gülen’in 1971 İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki red ve inkar tarzı Gülen Hareketinin temel hareket tarzı oldu. F. Gülen 1999’da mahrem olduğunu söylediği bir video kaydı medyaya düşünce, kalıp “Hizmet Hareketi” diye adlandırdığı grubu, davasını, iddiasını, tasavvurunu anlatmak ve bu konuda kamuoyu desteğini arkasına almak ve mahkeme salonlarından aklanmış bir kahraman olarak çıkmak yerine ABD’ye gitmeyi, iltica etmeyi tercih etti. Buna da “hicret” dendi. Bu şekilde hareket Gülen Grubunun genel karakteristiği oldu. 

17-25 Aralık sürecinde hükümete darbe yapmakla suçlanırken, bu sürecin yüz binlerce insanı etkileyebileceğini ferasetle görülüp bu ithamları Türkiye’ye dönmek için en uygun zaman olarak görerek Türkiye’ye dönmek, bütün ithamları cevaplamak, gerekirse birkaç ay veya yıl haksız yere de olsa cezaevinde kalmayı göze almak bir dava adamından beklenen bir tavır olurdu. Bunun yerine F. Gülen müntesiplerine Türkiye’yi terk etmeyi tavsiye etti. Önemli bir kitle 15 Temmuz öncesi Türkiye’den ayrıldı. 

15 Temmuz 2016 sonrası başlayan süreçte genellikle kanunlarda suç teşkil etmeyen, hemen hemen tamamı yasal ve  genellikle resmî kurumların denetiminde faaliyet gösteren kurumlar üzerinden gerçekleşen sivil toplum faaliyetleri, banka hesapları, eğitim kurumlarına çocuğunu göndermek veya bu kurumlarda çalışmak şeklinde veya cemaatî bir bağlantıyı ortaya koyacak türden eylemler sebebiyle bir silahlı terör örgütü üyesi olmakla itham edilen yüzbinlerce kişiden hemen hemen hiç kimse F. Gülen ve “Hizmet Hareketi” ile ilişkisini, bağlantısını kabul etmedi. Bu grubun herhangi bir faaliyetini sahiplenmedi, Gülen Hareketinin bir Hizmet Hareketi olduğunu, asla bir silahlı terör örgütü olmadığını, bu hareketin bir mensubu olduğunu, ancak herhangi bir şekilde bir suç işlemediklerini iddia ve müdafaa etmediler. Gülen Yapılanmasına, Hizmet Hareketine, Cemaatine mensubiyetini kabul eden kimseye rastlamak mümkün olmadı. Herkes bu hareketle hiçbir ilgisinin olmadığını savundu. 

Mevcut mevzuat ve yerleşik içtihatlar objektif olarak uygulandığında, Adalet Müessesesi başka bir maksada alet edilmediği takdirde büyük bir kısmı hakkında soruşturma bile açılmaması gereken yüzbinlerce insanın ciddî cezalar aldığı bir vakıa. Ancak yüzbinlerce davanın açıldığı, yüz binlerce müdafaanın yapıldığı Adliye Saraylarında hiç kimsenin “Hizmet Hareketi” ve Fethullah Gülen’i müdafaaya değer bulmaması, bunun için gerekirse birkaç yıl daha fazla ceza almayı göze almaması garip ve şaşırtıcı değil mi? Ortada bir dava mı yok, yoksa uğranılan hayal kırıklığı daha fazla fedakârlığa değmiyor mu? 

Bunu belki de herkesten çok ismi “Hizmet Hareketi” ile birlikte anılan başta Fethullah Gülen ve bu hareketi on yıllarca sevk ve idare eden kişilere sormak lazımdı. Artık Gülen yok. Bu soruların çoğu cevapsız kaldı. Gülen birçok soruyu cevaplamadan ve binlerce vebali üzerinde taşıyarak vefat etti. Derin bir muhasebe ise geride kalanların üzerinde...

—SON—

Okunma Sayısı: 8410
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Seyfi Karakaya

    3.08.2026 21:43:32

    Resul bey fetullahçılara kalırsa yaptıkları hiçbir şeyin delili yok. Adamlar kod adı kullanıyorlar. Delil yok diye devleti ele geçirmeye çalışmalarına hangi devlet olsa göz yummaz. Delil yok çünkü çok gizli çalışıyorlar ve müthiş derecede yalancılar.

  • Nafi

    2.08.2026 00:09:19

    Kadir Akbaş beyin bu seri yazısı isabetli olmuş. Alınması gereken derslere yoğunlaşmış. Umarım seri devam eder ve bu farkındalıklı ve hakperest tavrıyls Yeni Asya grubunu Nur talebelerinin sevad-ı azamının konumuna tutumuna yaklaşmasına bir vesile olur.

  • Burhan Kula

    1.08.2026 18:28:34

    Düne kadar AKP lilerin neredeyse tamamı cemaat ve cemaatle ilgili kurumlarla iltisak ve irtibat halindeydi, ama bedeli hiçbir suç işlememiş gariban anadolu halkı ödedi, KHK zulmü hala devam ediyor

  • Burhan Kula

    1.08.2026 15:52:07

    Buradaki ana sorun KHK zulmüdür,işten atılan haksız hapis cezaları alan kişilerdir, AİHM nin bu insanlar masumdur dediği başta Yalçınkaya kararı olmak üzere verdiği kararlardır.

  • Resul

    1.08.2026 14:58:47

    6/6 Ortada gerçekten kanunda tanımlanmış bir suç var mı? Fiil ile suç arasındaki bağ somut delillerle kurulmuş mu? Yoksa sonradan yapılan yorumlarla, yasal ve sıradan faaliyetler suç deliline mi dönüştürülmüş? Ben kendi dosyamda bunların nasıl yaşandığını bizzat gördüm. Bu nedenle yazı dizisini okurken “Neden pişman olmadılar?” sorusundan çok, “Bu insanlara isnat edilen fiiller gerçekten suç muydu?” sorusunun sorulmasını beklerdim. Yeni Asya’nın geçmişte hukuk, adalet, hak ve özgürlükler konusunda ortaya koyduğu çizgiyi bilen biri olarak, bu yazı dizisini bu nedenle çok daha ağır bir hayal kırıklığıyla okudum. Piyasadaki mevcut suçlama ve ithamların sadece bir tık daha aşağısında duran bir yaklaşım, Yeni Asya’ya yakışmıyor. Hele hele bir avukatın kaleminden çıkmış olması, hukuk adına daha da üzücü. İtham çok; fakat delil diye sunulanların önemli bir kısmı somut delil değil, kanaat. Çok yazık…

  • Resul

    1.08.2026 14:58:36

    5/6 Benim dosyamda olduğu gibi bir gazete haberi okumak, yıllar önce yazılmış bir haberi okumak, insani yardım yapmak, gazetecilik yapmak gibi eylemler “terör delili” hâline getirilebiliyorsa, burada asıl sorgulanması gereken şey sanığın neden yeterince “dava savunusu” yapmadığı mı, yoksa bu eylemlerin hangi hukuk kuralına dayanılarak suç delili sayıldığı mı? Üstelik yazıda “delil” diye ileri sürülen şeylerin önemli bir bölümü somut delil değil, yazarın kendi değerlendirmeleri ve kanaatleri. Bir hukukçu açısından asıl sorun da tam burada başlıyor. Yüzbinlerce insanın yargılandığı bir süreçten söz ederken, onların neden daha fazla bedel ödemeyi göze almadığını sorgulamak kolaydır. Fakat bir hukukçunun önce sorması gereken soru şudur:

  • Resul

    1.08.2026 14:58:24

    4/6 Bugün havuz medyasının mantığını anlıyoruz; fakat cemaatlere ve tarikatlara düşman kesilen bazı çevrelerde haberin, haber olmaktan çıkıp bir itham ve karalama aracına dönüşmesini de artık çok iyi biliyoruz. Tam da bu nedenle, Yeni Asya’da yayımlanan bu yazı dizisini Yeni Asya’ya hiç yakıştıramadım. Çünkü yazı, yaşanan büyük hukuki trajediyi sorgulamak yerine, yargılanan insanların neden “Hizmet Hareketi”ni ve Fethullah Gülen’i savunmadığı üzerinden onları adeta itham ediyor. Peki insanlara önce şunu sormak gerekmez mi? Bir insan, kanunda suç olarak düzenlenmemiş bir fiilden dolayı terör örgütü üyeliğinden mahkûm ediliyorsa, kendisini savunmak için neden ayrıca “Hizmet Hareketi”ni savunmak zorunda olsun?

  • Resul

    1.08.2026 14:58:12

    3/6 Haber, polis evinde düzenlenen bir törende, protokolün önünde Türkçe Olimpiyatları için gelen bir kızın yaptığı konuşmaya dayanıyordu. Yıllar sonra kendi yazdığım haberi okumam, hakkımdaki dosyada terör suçuna delil olarak karşımıza çıktı. Bir başka “suçum” ise Sudan’a, insanlar açlıktan ölmesin diye kurban göndermekti. Bunun makbuzu dosyaya terör delili olarak konuldu. Elbette “yardım yaptın” denilmiyordu; bunun yerine bunun “teröre finansman” olduğu ileri sürülüyordu. İstenirse diğer “suçlarımızı” da anlatabilirim. Mesela Zaman Gazetesi muhabiri olmak, terör örgütü üyeliğine ilişkin en önemli delillerden biri sayıldı.

  • Resul

    1.08.2026 14:57:55

    2/6 Yazı dizisinin altındaki birçok yorumu da okudum. “Hiç pişman olmadılar.” deniliyor. Başkalarını geçelim; kendi hakkımdaki suçlamalardan birkaçını anlatayım. Hakkımdaki suçlamalardan biri, “Hizmeti tanıyarak Müslüman olmuş bir kişinin haberini okumak”tı. Bu, polis fezlekesinde veya iddianamede kalmış bir isnat değil. Mahkeme kararına yazılmış bir hüküm. Sayın Avukat Yazar, sizce kanunlarımızın hangi maddesinde bir insanın bir kişinin dinî hayatına ilişkin geçmişini anlattığı haberi okuması suç olarak düzenlenmiştir? Üstelik söz konusu haberi ben kendim yazmıştım.

  • Resul

    1.08.2026 14:57:20

    1/6 Bu yazı dizisini okuyunca gerçekten çok üzüldüm. Bu davalardan hapse girmiş biri olarak, “Demek ki Yeni Asya camiası yaşananlara böyle bakıyormuş.” dedim. Oysa hapiste Yeni Asya Gazetesi’ni okuyabilmek için verdiğim mücadele Anayasa Mahkemesi’ne kadar gitti. Üstelik eski bir muhabir olarak, hapishanede verdiğim bu hukuk mücadelesini haberleştirsinler diye yaşadıklarımı ve hukuki süreci Yeni Asya Gazetesi’ne de gönderdim. Kendi gazetenizin okunabilmesi için verdiğim hukuk mücadelesi haber bile yapılmazken, bugün aynı davalar üzerinden “neden kimse davasını savunmadı?” diye yazılması sizce de ciddi bir çelişki değil mi?

  • Enes

    1.08.2026 14:29:30

    Kimin hidayette gittiğini görmek için göz veren Allaha hamd olsun. Çok şükür kimin sapıttığını da anlamak için feraset vermiş bizlere.

  • Enes

    1.08.2026 14:26:16

    Yeni Asya Risale-i Nurların naşir-i efkarıdır. Gülenistler kendi yalan makinesi gazeteleri ile burayı karıştırmasın. Baksanıza yalan söylemeyi bile yüceltiyorlar. Böyle devam edin...

  • Halim Selim

    1.08.2026 11:18:18

    "Kimin hidayetle geldiğini, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu Rabbim en iyi bilir."

  • Halim Selim

    1.08.2026 11:17:23

    Haklıysan şahit olarak, savunucu olarak Allah yeter. Haksızsan bütün dünya şahidin olsa Allah'ın adaleti seni başıboş bırakmaz.

  • Bahri Genç

    1.08.2026 10:03:26

    Baskıcı rejimlerde "suç" ve "masumiyet" kavramları devlet otoritesi tarafından çarpıtılır. Rejim, muhalifleri, hak savunucularını veya sıradan masum insanları "hain" ya da "suçlu" ilan ettiğinde, toplumun bu adaletsizliğe karşı geliştirdiği en büyük kalkan kolektif inkâr olur. Rejimin Meşruiyetini Reddetmek: Kişi arkadaşının masum olduğunu bildiğinde, polise veya mahkemeye gerçeği söylemek rejimin çarpık adalet sistemine hizmet etmek anlamına gelir. Bu yüzden inkâr, totaliter güce karşı ahlaki bir direniş biçimine dönüşür. Ahlaki Tersine Dönüş: Normal bir hukuk devletinde yalan söylemek veya gerçeği gizlemek ahlaki bir kusurken, baskıcı rejimlerde masum birini korumak amacıyla yapılan inkâr en yüksek ahlaki görev sayılır. (Stanley Cohen- İnkârın Sosyolojisi)

  • Cengiz A.

    1.08.2026 00:17:11

    Ülkede bağımsız yargı var mı ki her şey doğruca anlatılsın?

  • Ahmet Kays

    31.07.2026 20:27:39

    Çok güzel bir seri olmuş. Özellikle Fethullah Gülen ve davasının "bir kaç yıl daha fazla ceza almayı göze alıp savunmaya değer bulunmaması" gerçeği çok yalın bir şekilde ifade edilmiş.Davalar ile ilgili yazılacak o kadar çok şey varki ciltlerle ansiklopedi olur. Demirel ile ilgili yorumlara katılamıyorum. Tebrikler, teşekkürler.

  • Adem

    31.07.2026 17:27:52

    Hz.Yakubun Dediğini diyoruz:( innema eşku bessi ve huzni ilallahi .Ben, kederimi ve hüznümü yalnızca Allah'a arz ediyorum.)Yusuf Süresi 86.Ayeti.

  • S.topuz

    31.07.2026 12:09:33

    ..."Karşınızda ittihad etmiş dalalet fırkalarına karşı perişan etmesin! اَلْحُبُّ فِى اللّٰهِ ٭ وَ الْبُغْضُ فِى اللّٰهِ (Allah için SEVMEK, ALLAH için buğz etmek.) düstur-u Rahmanî yerine, el'iyazü billah (Allah muhafaza) اَلْحُبُّ فِى السِّيَاسَةِ وَ الْبُغْضُ لِلسِّيَاسَةِ (Siyaseti için sevmek, siyaset için BUĞZ ETMEK) düstur-u şeytanî hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet (düşmanlık) ve el-hannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve tarafdarlık ile zulmüne rıza gösterip, cinayetine manen şerik(ortak) eylemesin. Evet bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı."... Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Kastamonu - 122 - 😪🇹🇷😥🙌🌹🤲🌹♥️🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋🇹🇷🇩🇪🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭

  • S.topuz

    31.07.2026 12:03:01

    "Risale-i Nur dairesinin yakının da bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarîkat ve sofi-meşreb zâtlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarîkattan gelen eski sermayeleriyle ona kuvvet ver-mek ve genişlemesine çalış-mak ve şakirdlerini teşvik et-mek ve bir buz parçası olan enaniyetini,tam bir havuzu ka-zanmak için,o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir.Yoksa Ri-sale-iNur'a karşı rakibane baş-kabir çığıraçmak ile hem o za-rar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur'aniyeye bil-meyerek zarar verir; zındıkaya bir nevi yardımolur. Sakın, sa-kın!Dünyacereyanları,hususan siyaset cereyanları ve bilhâs-sa harice bakan cereyanlar si-zi tefrikaya atmasın. Karşınız-da ittihad etmiş dalalet fırkala rına karşı perişan etmesin! اَلْحُبُّ فِى اللّٰهِ ٭ وَ الْبُغْضُ فِى اللّٰهِ düstur-u Rahmanî yerine,..." Kastamonu - 122

  • S.topuz

    31.07.2026 11:55:18

    ..."Ben kaç gündür dehşetli bir sıkıntı ve me'yusiyet hissettiğimden "Düşmanlarımız bizi mağlub edecek bir çare bulmuşlar" diye çok telaş ederdim. Hem sobam, hem hayalî ve ayn-ı hakikat müşahedem doğru haber vermişler. Sakın, sakın, sakın! Çabuk bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz. Vallahi bu hâdisenin bizim hapse girmemizden daha ziyade Kur'an ve iman hizmetimize -hususan bu sırada- zarar vermek ihtimali kavîdir." Said Nursî Risale-i Nur Külliyatı, Şualar - 499 - 😪🇹🇷😥🙌🌹🤲🌹♥️🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋🇹🇷🇩🇪🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸

  • Hasan S

    31.07.2026 08:59:14

    Bu yazı ancak birilerini rahatlatır, çünkü diğer Yanı eksik.Hukukcu kardeşim adalet,hukuk, yargılama ve suçun şahsi liği(hiç bir günahkar başkasının günahını yüklenmez,mealen)bu davalarda görebildiniz mı? Neden bu konuda bilinen şeyleri tekrar ettiniz?

  • Abdulkadir Sinoğlu

    31.07.2026 01:53:44

    Hakkın hatırı HİÇBİR hatıra feda edilemez. Dünya mizanıyla hatasından daha büyük gadre uğrayan masum ve mağdurların hatırına dahi feda edilemez. Terazinin bu kefesinin böyle çok yönlü değerlendirilmesi elzemdi. İnsaf nazarıyla okuyanlar mevzunun yere düşene bir tekme vurmak değil de hakkın hatırını, Risale-i Nur mesleğinin hatırını muhafaza etmek olduğunu anlayacaklar kanaatindeyim. Kaleminize sağlık, selam ve muhabbetle.

  • Zafer Sarı

    30.07.2026 19:44:01

    Gülen cemaatinden mazlum olanları neye göre mazlum diyorsunuz o da önemli. Mazlum ve mağdur olmak için hak üzere olmak lazım. Hem güçlü hem mazlum olunmaz. Yıllarca ne yolsuzluklar yaptılar. Bir tazminat ödediler mi? İnsan günahını kabul ederse tevbe eder. Hangi gülen mensubu Gülen'in hatalı olduğunu kabul ediyor? Risale-i Nurları sadeleştirmekten dolayı pişman olanları var mı? Soruları çalanlar kimler? Neden açıklamıyorlar? Baş suçlu gülen tarafıdır.

  • Ahmet Gür

    30.07.2026 19:41:55

    Bir davanın hak oluşu, mensuplarının mahkemede onu sahiplenip daha çok ceza görmeyi göze almasıyla ölçülmez. Zulüm, korku, yanlış hukuk uygulamaları ve ailelerin selâmeti endişesi insanları susmaya veya irtibatını inkâra sevk edebilir. Bu hâl, tek başına davanın bâtıl olduğuna delil olmaz. Hakikat, fedakârlık gösterisinin değil, açık delilin ve adaletin terazisinde tartılır. Bir cemaatin ordu ve bürokrasi içinde gizli hiyerarşi kurması, liyakati çiğnemesi ve devlet kudretini kendi hesabına kullanması sabitse, bu Risale-i Nur’un “idare ve siyasete ilişmeme” düsturuna aykırıdır. Lâkin yüzbinlerce insanın tamamını aynı niyetle mahkûm etmek de adalet-i mahzaya zıttır. Gülen’in dönmemesini “davasızlık” veya “korkaklık” diye kesin hükme bağlamak niyet okumaktır. Suç şahsîdir; delil fiile bakar. Mazlumun hakkını korumakla yanlış yapılanmayı tenkit etmek birlikte mümkündür.

  • selma

    30.07.2026 18:44:11

    Savunma mı? Madem siz avukatmışsınız, hem de bu konulara meraklı, neden gidip kendilerine sormadınız? "Savunma yapabildiniz mi ? Kayıtlara istediğiniz gibi işlendi mi ?" diye. Meclis araştırmayı neden reddetti ? Bu ülkede insanlar, adaleti sosyal medya da arıyor .Duyurabilen şanslı. Bu makale delilsiz, yuvarlak laflar içeren , dedikodu tadında , bağcıyı dövmeyi kafasına koymuş ,yazı silsilesi .Bir de "kader, adalet vs.vs." nakaratını tuti gibi tutturanlar var. O zaman peygamberler niye zahmet çekti ?Hicret etti? Bu gazetenin yazarları, hatta karikatüristi neden yargılandı ? Cesurca ,yanlışa yanlış dedikleri için. Mezhep imamları niye zindana atıldı, sürüldü ? Hiç düşünmez misiniz ? Öbür tarafta Hakkın divanı var.

  • Said Yüksekdağ

    30.07.2026 14:13:01

    Bu yazılarla Gülen muhibbanlarının gerçek yüzü de ortaya çıkmış oluyor.. Şimdiye kadar mağdurları ve mazlumları savunan tek Nur Cemaati Yeni Asya olmasına rağmen minnet edip susacaklarına, tövbe nedamet edip, pişman olacaklarına Yeni Asya'ya türlü ithamlarda bulunuyorlar. İnsan da az da olsa utanma olur... Yazık ki gazetemiz ve cemaatimiz bu nankörler yüzünden yıllarca fetöcü iftirasına maruz kaldı, dershanede talebe kalamaz oldu, içimize fitne sokuldu ve maddi manevî zararlar gördü. Yeni Asya gazetesi ve cemaati, bu nankörler için bedel ödemek zorunda değildir!

  • Ömer

    30.07.2026 12:59:14

    27.03.1986 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında bu kavram, “Hukuk Devleti her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hâkim kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir.” diye tanımlanmıştır.

  • Ali

    30.07.2026 12:34:05

    Daha önce çıkması gereken yazı çıktı. Tebrikler.

  • Nurseza

    30.07.2026 12:04:28

    Bugüne kadar AKP iktidarının, özellikle 15/20 Temmuz sürecinin ardından gerçekleştirdiği hukuksuzluklar ve zulümler gazetemizde defalarca ele alındı; bugün de bu yayınlar devam ediyor. Konuyla ilgili ayrıntılı değerlendirmeleri görmek isteyenler Ahmet Battal'ın yazı dizisini okuyabilir. Ancak Gülen hareketinin, başta Risale-i Nur'a yönelik ihaneti (sadeleştirme) olmak üzere, daha sonra iktidarla aynı zeminde hareket ederek binlerce insanın mağduriyetine zemin hazırlayan süreci de görmezden gelmemek gerekiyordu. Kadir Akbaş'ın yazısı, bu bakımdan unutulan veya yeterince hatırlanmayan bazı hususları yeniden hatırlattı. Allah kendisinden razı olsun.

  • Ömer

    30.07.2026 11:42:07

    Bir cemaat darbeye kalkışacak kadar kandırılamaz. Eğer bir cemaat darbeye kalkışıyorsa burda ilk suçlu cemaattir. Kimse gülencilerin yaptıklarını hafife alıp başkalarını suçlamasın.

  • Okur

    30.07.2026 11:10:39

    Peki binlerce insanın etkin pişmanlıktan yararlandığı söyleniyor onları yargılayanlar bu insanlara etkin pişmanlıkçı itirafçı diyorlar karşı taraftakiler de itirafçı diyorlar ve bu insanlar savunmalarında bunu bir dini bir cemaat olarak bir STK olarak bir eğitim hareket olarak gördüklerini sadece sohbetlere katıldıklarını ve katıldıkları insanların kimler olduklarını söylüyorlar ama yine de ceza almaktan kurtulamıyorlar buna ne diyeceksiniz

  • Said Ali Ortakaş

    30.07.2026 11:00:49

    Kıymetli kardeşim Erdem. Bizim bu arkadaşlarla hiçbir bağımız yok Müslümanlıktan başka. Verdikleri zararı da buraya yazmakla bitiremem. Sadece ifrat tefriti doğurdu. Cezandırmada kantarın topuzu kaçtı. Tıpkı şefkatte kaçtığı gibi. Birileri arabayı yoldan çıkarmak ve kendi emellerine alet etmek istedi. Fakat bilemediler ki Şura gibi bir direksiyon var. İnayet-i ilahiye gibi muhafız var. Elhamdülillah.

  • Emine Kaya

    30.07.2026 10:59:26

    Cemaatin tabanındaki pek çok masum kardeşimiz ve pek çoğu da gazetemize mazlumların sesi olduğu için gönülden teşekkür ediyordu.Mazide kalmış daha önce defalarca dillendirilmiş olayları yazmanızın kime ne faydası oldu.Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değdi mi?

  • HÇeşitcioğlu

    30.07.2026 10:40:42

    “15 Temmuz’un ne olduğu, ne olmadığı, bu teşebbüsün gerçek bir darbe teşebbüsü mü, yoksa kurgulanmış bir darbe mi olduğunu tartışabilirsiniz, ortaya çıkacak netice tatminkâr olmayabilir. “ - ADönmez; Usa’da yaşayan eski zaman Ankara muhabiri. Fedö darbesini; çift taraflı insaflı irdeleyip ortaya çıkarma çabasını vidyolarda ispatlı şahitli ortaya döküyor.” darbeyi Adan Zye biliyor. Yeğen Ebuseleme’ye “ amcası kulağına eğilip” ‘ aramızda kalsın bizimkiler tepeden tırnağa memurları değiştiriyor’ der. - Dönmez; Avrupa merkezli bir özeleştiri çabadının Usa’da karanlık ellerce etkisizleşti der. - Fedö uluslarası bir mücadele arenasına dönüşürken; devlet- mit’te armut toplayamazdı ve Votka Mehmed’ i güdümleyip şaşırtmaca ve yönlendirme yaptığı anlaşılıyor. Bir cemaatbaşı devlete odaklı olursa; oyuna da gelir oyun da görür; o kadar ki; 15 Temmuz’dan sonra bina değiştirmesini 2. Hulusi’ nin emri üzre yaptığını açıklar! Tabandakiler; neden sorgulamaz neden düşünmez neden görmez ve duymaz!?

  • Erdem ALP

    30.07.2026 10:23:56

    Bir arkadaşım vasıtasıyla bu yazıyı okudum. Yeni Asya Gazetesini tebrik ederim. Fetö ile aralarına mesafe koymaları beni mutlu etti.

  • Bilal Said

    30.07.2026 10:20:32

    Yazı dizisinin sonu çok güzel bağlanmış. Mahkemede kimse "Ben Gülen Cemaatindenim bu bir örgüt değil cemaattir" demediyse. Kimse kendi davasını savunmuyorsa bu işte bir iş var. Sosyal medyada anonim hesapla yazmaya benzemiyor mahkemede merdane konuşmak.

  • Doğukan Pamir

    30.07.2026 10:08:32

    Kadir bey! Rabbim din kisvesi altında dine zulm eden malum gülen hareketini rezil rüsvay eyledi gadre uğrattı ne kadar bu kirliliği temizlemeye çalışsalar da silemezler. Kader adalet eder etti de. Gel gelelim gülen hareketi kadar hatta daha fazla İslamı alet ederek ihanetler işleyen, hırsız, yalancı, zinayı serbest bırakan nurların hasmı, helal haram nedir ayırmadan miri malını çalan, zalim, zorba, kendilerinden başkasına hayat hakkı tanımayan darbecileri affeden , kemalistlerle, ulusalcılarla bir olup halkını, emeklisini, aç bırakan, siyonist madalyalı, bop eş başkanlığını üstlenen siyasal islamcılar için de böylesi bir yazı dizisi hazırlayacak mısınız? Aksi halde cemaatimize büyük bir zarar vermiş olursunuz ve tarafsızlığı yitirmiş olursunuz.

  • Mustafa Said Kara

    30.07.2026 09:54:23

    Ayrıca itikadi sahada çok şeyleri esnettiler. Şahit olduğum şeylerden biri de küçükbaş kurbana 10 tane öğrenciyi ortak yapıyorlardı. Böyle bir şey olabilir mi? Fıkha, islama aykırı böyle işleri çoktu. Hala da nedamet getirip tevbe etmiyorlar. Biz doğru işler yaptık diyorlar.

  • HASAN DOĞAN

    30.07.2026 09:31:18

    Mesele nedir biliyor musunuz.acaba neden bu gruba mensup hiç kimse davasını sahiplenmedi?Çünkü bu davada ihlas ve tesanüd yoktu,amma hubbu cah ve tama' ile yani mevki makam sahibi olmak vardı.Öyle olunca da dava diye bir mefkure olmadığından ve de üst kısmındakiler kendilerini bir şekilde kurtarma peşine düştüklerinden olan zavallı alt tabakaya oldu.Ancak 15 temmuz muhasebesi yapılırken 20 Temmuzda ilan edilen ve hala da cenderesinden çıkamadığımız o ilan edilen OHAL sonrasındaki gelişmeleri de ele almak gerekiyor.Neden sadece darbeye karışan ve en fazla 3000 ila 5000 kişi iken yüzbinlerce masum mağdur edilerek zulme naruz kaldı,keza darbenin enişteden haber alınması ile Gn.Kur. Bş. Hulusi Akar ile MİT başkanı Hakan Fidan'ın darbeyi Cumhurbaşkanına haber vermedikleri istifhamları akılları karıştırırken,bu iki bürokrat neden taltif edildiler acaba bunlara da bir avukat olarak değinecek misiniz?

  • Osman Yıldırım

    30.07.2026 09:05:08

    Burada anlatılanların çoğu malumu ilam mahiyetinde meseleler, ancak bu hadiseler yaşanırken siyaseti yani iktidarın bu meselelere yaklaşım ve bakış tarzına hiç değinilmemesi tek taraflı nir yaklaşım olmuştur. Yani iktidar sanki hiç bu guruba yardım etmemiş, ne istedilerse vermemiş, devleti parsel parsel bunlara peşkeş çekmemiş, “ dön gel bitsin bu hasret “ dememiş berber yürümemişler beraber ıslanmamışlar, sanki bunlar gökten zembille inmiş tüm bu olanları hayata geçirmişler. Bundan dolsyı bu yazı dizisindeki hususlar gerçek ama tek taraflı, iktidar selam şekline kaleme alındığını düşünmekteyim, buda Yeni Asyanın kadin anlayışına uymadığını söylemek isterim.

  • Yusuf

    30.07.2026 09:04:49

    Risale-i Nurları dünyevi pis hedefler uğruna sahteleştirip değerini düşük göstermek isteyenlerin ibretlik sonlarını görüyoruz. Allah Risale-i Nurlara musallat olanları parça parça etti. Allahu ekber.

  • Esma Nur Kale

    30.07.2026 08:53:24

    Kadir ağabeyden Allah razı olsun. Bu yazılar çok değerli. Biz gazetemizin tutumunu alkışlıyoruz. Gülen mensuplarının yapacağı yorumlara aldırmayın. Onlar zaten onları övmedikçe kimseyi sevmezler. Biz sizi Allah rızası için destekliyoruz.

  • Hüseyin ilhan

    30.07.2026 06:53:22

    Sn.Hukukcu,avukat Kadir kardeşim. Su sualime cevap istiyorum. Muhalefetin 15 TEMMUZ hadisesi hakkında TBMM'ne verdiği araştırma teklifini AKP/MHP milletvekilleri neden niçin ve hangi saiklerle red etmiştir. Evet hukucu,avukat,adaletli ,vicdanlı biri olarak bunlara makul,mantıklı,yansız,objektifcevap alalım.

  • Abdullah

    30.07.2026 04:59:28

    Evet,çok ilginçtir ve ibret vericidir.Mahkemelerde hiç kimse Güleni ve hizmet hareketini savunmsdı. Hepsi kendilerini kurtarma derdine düştü.Halbuki darbe teşebbüsünden evvel gülen mensupları onun için her türlü fedakârlığı yapıyorladı.Büyük bir sevgiyle bağlıydılar.Darbe teşebbüsüyle bu bağ birden bire bir bıçak gibi kesildi.Demek ortada hak bir dava yoktu.Olsaydı mahkemelerde cesaretle savunacaklardı.Bütün himmetleri dünya saltanatıydı.İktidarı ele geçirmekti.Netice ortada. Üstad'ımız akibet ve neticeye bakınız diyor. Bu yazı dizisinden dolayı tekrar Kadir beyi tebrik ediyorum.

  • Rüstem Garzanlı

    30.07.2026 02:24:52

    Kadir Bey, üç gündür yayımladığınız makalelerde Fethullah Gülen hareketini ve 15 Temmuz sürecini hukukçu titizliğiyle değerlendirdiniz. Ancak kanaatimce muhasebenin bir yönü eksik kaldı. 15 Temmuz'da hayatını kaybeden vatandaşlarımızın acısı elbette unutulamaz. Fakat adalet, terazinin iki kefesiyle anlam kazanır. 20 Temmuz sonrasında da yüz binlerce insan hakkında işlem yapıldı, birçok kişi ve ailesi ağır mağduriyetler yaşadı. Suçun şahsiliği, masumiyet karinesi ve adil yargılanma ilkeleri açısından ciddi tartışmalar ortaya çıktı. Bir hukukçunun muhasebesi, hem 15 Temmuz'un mağdurlarını hem de sonrasında hukuka aykırı uygulamalar nedeniyle mağdur olduğunu dile getiren insanları birlikte değerlendirdiğinde daha kuşatıcı ve adaletli olacaktır. Çünkü gerçek adalet, yalnız suçluyu cezalandırmayı değil, masumu korumayı da gerektirir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı