"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir 15 Temmuz Muhasebesi-3: Hiç kimse Fethullah Gülen'i müdafaaya değer bulmadı

Kadir AKBAŞ
30 Temmuz 2026, Perşembe 00:15
Yüzbinlerce davanın açıldığı, yüzbinlerce müdafaanın yapıldığı Adliye Saraylarında hiç kimsenin “Hizmet Hareketi” ve Fethullah Gülen’i müdafaaya değer bulmaması, bunun için gerekirse birkaç yıl daha fazla ceza almayı göze almaması garip ve şaşırtıcı değil mi? Ortada bir dava mı yok, yoksa uğranılan hayal kırıklığı daha fazla fedakârlığa değmiyor mu?

DİZİ: BİR 15 TEMMUZ MUHASEBESİ-3
AV. KADİR AKBAŞ

Ortada inkâr edilmesi mümkün olmayan bir gerçek var ki, kendisini dinî bir cemaat olarak lanse eden F. Gülen ve Grubu, hükümete karşı 15 Temmuz’da bir darbe teşebbüsüne kalktığı iddia edildiği andan itibaren Türkiye’de hiç kimse “Saçmalamayın, bir dinî grubun TSK, Ordu içerisinde bir darbe planlayacak kadar nasıl bir mevcudiyeti olabilir, bir dinî grup ordu içerisinde böyle bir gücü kontrol edemez” demedi, diyemedi. 15 Temmuz’un ne olduğu, ne olmadığı, bu teşebbüsün gerçek bir darbe teşebbüsü mü, yoksa kurgulanmış bir darbe mi olduğunu tartışabilirsiniz, ortaya çıkacak netice tatminkâr olmayabilir. Bu konu her şeyden önce darbe davaları ile ilgilidir. Bizim açımızdan dikkat edilmesi gereken husus, F. Gülen Hareketinin bir darbe teşebbüsü ile ilişkilendirilmesinin, bir dinî grubun böyle bir teşebbüse bulaştırılmasının kamuoyunda şaşkınlıkla karşılanmamasıdır.

Gülen Hareketinin bürokraside, özellikle de ordu ve Polis Teşkilatı içerisinde “hücre” tipi yapılanması ve iletişimde istihbarat örgütlerinin yöntemlerini kullanması, askerî personelin dışarıdan sivil imamlar ile kontrol edilmesi, tayini çıkan askerî personelin gideceği yerdeki yeni imama rapor edilmesi  ve devir-teslim edilmesi gibi tespitler, Bediüzzaman Hazretlerinin “İdare ve siyasete ilişmekten” men ettiği ikazına riayet edilmediğini, Kur’ân’ın men’ettiği şekilde hareket edildiğini gösteriyor. Bunun hazin sonuçlarını geride kalan 10 yıldır görüyoruz. Maalesef yüzde doksan masum zarar görüyor ve daha da acısı tüm dinî değerler aşındırılıyor. 

10- Bediüzzaman Said Nursî maruz kaldığı zulüm, haksızlık ve sürgünlere karşı yurtdışına çıkması yönündeki ısrarlı davetlere karşı “Mekke’de de olsam buraya gelmem gerekir” diyerek âlem-i İslâm’ın kalbi mesabesinde gördüğü Türkiye’de olmanın zaruretini ortaya koyuyor. Bütün hayatı gözler önünde, çoğu zaman ziyaretten, ziyaretçi kabulünden men edilmiş, tecrid altına bir hayat sürüyor. Bu şartlarda hiçbir gizli maksada, hiçbir harici güç ve harekete hizmet etmediğini ortaya koyuyor. “En büyük hile hilesizliktir” prensibi ile idame-i hayat ediyor. Hayatında hiç tabasbusa yer vermiyor. “Ne sizi ne de dünyanızı  beğenmiyorum, lakin ilişmiyorum” diyor. Kendisine yapılan bütün zulüm ve haksızlıkların “O ölmüş dehşetli şahsı sevmediğinden” olduğunu haykırıyor. Bu konuda ne kendisi ne de ona hakikî talebe olan hiç kimse tabasbusa, korkuya kapılmıyor, sonu hapis de olsa, idam da olsa “Seviyorum” şaklabanlığı yapmıyor. “İzzetle ölümü, zilletle yaşamaya tercih edenlerin” idrak edebileceği bir sırdır bu.

Müdafaası yapılmayan, bedeli ödenmeyen bir dava hak ve hakikat olabilir mi? Bediüzzaman Said Nursî ve Nur Talebeleri binlerce kez mihenge vuruldular. Sanırım 1250 kez veya daha fazla. İmha edilmeleri, idamlarına hükmedilmesi talimatı ile başlayan Eskişehir Davası ile başlayan süreçte bugüne kadar hiçbir Nur Talebesi mihenge vurulmaktan kaçmadı, iman ve Kur’ân hizmetinde bulunduğunu inkâr etmedi, Risale-i Nur’a talebe olmak arzusunda olduğunu gizlemedi. Risale-i Nur’un hiçbir dünyevî ve siyasî maksat gütmediğini, evvela kendilerinin sonra da başkalarının imanına kuvvet vermeye çalışmak dışında hiçbir faaliyetleri olmadığını iftiharla haykırdılar. 

F. Gülen’in 1971 İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki red ve inkar tarzı Gülen Hareketinin temel hareket tarzı oldu. F. Gülen 1999’da mahrem olduğunu söylediği bir video kaydı medyaya düşünce, kalıp “Hizmet Hareketi” diye adlandırdığı grubu, davasını, iddiasını, tasavvurunu anlatmak ve bu konuda kamuoyu desteğini arkasına almak ve mahkeme salonlarından aklanmış bir kahraman olarak çıkmak yerine ABD’ye gitmeyi, iltica etmeyi tercih etti. Buna da “hicret” dendi. Bu şekilde hareket Gülen Grubunun genel karakteristiği oldu. 

17-25 Aralık sürecinde hükümete darbe yapmakla suçlanırken, bu sürecin yüz binlerce insanı etkileyebileceğini ferasetle görülüp bu ithamları Türkiye’ye dönmek için en uygun zaman olarak görerek Türkiye’ye dönmek, bütün ithamları cevaplamak, gerekirse birkaç ay veya yıl haksız yere de olsa cezaevinde kalmayı göze almak bir dava adamından beklenen bir tavır olurdu. Bunun yerine F. Gülen müntesiplerine Türkiye’yi terk etmeyi tavsiye etti. Önemli bir kitle 15 Temmuz öncesi Türkiye’den ayrıldı. 

15 Temmuz 2016 sonrası başlayan süreçte genellikle kanunlarda suç teşkil etmeyen, hemen hemen tamamı yasal ve  genellikle resmî kurumların denetiminde faaliyet gösteren kurumlar üzerinden gerçekleşen sivil toplum faaliyetleri, banka hesapları, eğitim kurumlarına çocuğunu göndermek veya bu kurumlarda çalışmak şeklinde veya cemaatî bir bağlantıyı ortaya koyacak türden eylemler sebebiyle bir silahlı terör örgütü üyesi olmakla itham edilen yüzbinlerce kişiden hemen hemen hiç kimse F. Gülen ve “Hizmet Hareketi” ile ilişkisini, bağlantısını kabul etmedi. Bu grubun herhangi bir faaliyetini sahiplenmedi, Gülen Hareketinin bir Hizmet Hareketi olduğunu, asla bir silahlı terör örgütü olmadığını, bu hareketin bir mensubu olduğunu, ancak herhangi bir şekilde bir suç işlemediklerini iddia ve müdafaa etmediler. Gülen Yapılanmasına, Hizmet Hareketine, Cemaatine mensubiyetini kabul eden kimseye rastlamak mümkün olmadı. Herkes bu hareketle hiçbir ilgisinin olmadığını savundu. 

Mevcut mevzuat ve yerleşik içtihatlar objektif olarak uygulandığında, Adalet Müessesesi başka bir maksada alet edilmediği takdirde büyük bir kısmı hakkında soruşturma bile açılmaması gereken yüzbinlerce insanın ciddî cezalar aldığı bir vakıa. Ancak yüzbinlerce davanın açıldığı, yüz binlerce müdafaanın yapıldığı Adliye Saraylarında hiç kimsenin “Hizmet Hareketi” ve Fethullah Gülen’i müdafaaya değer bulmaması, bunun için gerekirse birkaç yıl daha fazla ceza almayı göze almaması garip ve şaşırtıcı değil mi? Ortada bir dava mı yok, yoksa uğranılan hayal kırıklığı daha fazla fedakârlığa değmiyor mu? 

Bunu belki de herkesten çok ismi “Hizmet Hareketi” ile birlikte anılan başta Fethullah Gülen ve bu hareketi on yıllarca sevk ve idare eden kişilere sormak lazımdı. Artık Gülen yok. Bu soruların çoğu cevapsız kaldı. Gülen birçok soruyu cevaplamadan ve binlerce vebali üzerinde taşıyarak vefat etti. Derin bir muhasebe ise geride kalanların üzerinde...

—SON—

Okunma Sayısı: 389
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı