Fatsa’dan Harun Erdem: “Âyet, ‘ateş dokunur’ diyor... Bu âyeti nasıl anlayacağız? Haşirde azap mı var?”
Ben Nefsimi Kurtarabilecek miyim ki?
Haşirde hiç azap yoksa bile, orada adalet terazisine girmek, insan için pek kolay bir mesele değildir. Mahkeme-i Kübra’dasınız. Dünya mahkemelerinde bile insan tedirgin oluyor. Öyle ki güneş bir karış yaklaştırılmıştır, insanlar topuklarına kadar ter olmuşlardır. Korku ve tedirginlik had safhadadır.
Allah dünyada ne türlü canlı yaratmış ise hepsini toplar. Allah korkusundan, Allah’ın hışmından ve Cehennemin heybetinden herkes sarhoş gibi; kendisinin erkek mi, kadın mı olduğunu bilemeyecek derece telâştadır. Gözyaşları içinde, şaşkın ve perişandır. Bir de bir mazlum yakasına yapışmışsa… İşi bitiktir!
Resulullah (asm) şöyle buyurmuştur: “Kul ile Cennet arasında yedi sarp yokuş vardır. Bunların en kolay geçileni ölümdür. En zor olanı ise, mahşerde mazlumun zalimin yakasına yapıştığı ve Allah’ın huzurunda hesap sorduğu zaman zalimin bekleyişidir.” 1
O gün çare arayan halka Hazret-i Âdem’in (as) söylediği sözler manidardır: “Rabbim, bu gün, benzeri görülmemiş, bundan sonra da görülmeyecek derecede gazaplıdır! O beni Cennette bir ağaçtan yemeyi yasaklamıştı da ben isyan etmiştim. Ben bu gün nefsimi kurtarabilecek miyim ki? Ben bu gün nefsimi kurtarabilecek miyim ki? Ben bu gün nefsimi kurtarabilecek miyim ki? Siz benden başkasına gidiniz, Nûh’a gidiniz.” 2
Zulme Rıza Zulümdür
Ahiret gününde ateşin dokunacağından haber veren âyetin meali şöyledir: “Zalimlerin yanında olmayın. Yoksa ateş size de dokunur.” 3
Bu âyetin tefsirinde Bediüzzaman diyor ki: “Zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü rıza-yı küfür küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.” 4
Âyet manen diyor ki: Zalimlere meyletmeyin, onların yanında yer almayın. Ya zulmünden, ya tarafgirliğinden kaparsınız, zarar görürsünüz. Allah aynı zulmün hesabını size de sorar. Neden taraf olduğunuzu sorar. Zulmü neden fark etmediğinizi sorar. Zalimi neden uyarmadığınızı sorar. Mazlumu neden korumadığınızı ve yalnız bıraktığınızı sorar.
Korku belki bir derece mazur görülebilir. Ancak zulmü görerek ve bilerek desteklemişseniz… Ölçütleriniz yok muydu? Hakkı hak bilen, batılı batıl bilen miyarlarınıza ne oldu? Neden batılı hak, hakkı batıl bildiniz, denir.
Sicilimiz Bozuk!
Bir Müslümanın, Müslüman kardeşini zulümde yalnız bırakması Allah katında affedilir şey değildir. Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, ona haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’dan bir sıkıntıyı giderirse, Allah o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir Müslüman’ın ayıp ve kusurunu örterse, Allah da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.” 5
Bu gün âlem-i İslâm’da neden herkes sadece kendi derdiyle meşgul olduğu halde, kimse kendi derdini çözecek kudrete sahip değil? Çünkü uhuvvet kırılmış! Terk ettiğimiz Müslüman’lar var. Derdiyle dertlenmediğimiz Müslüman’lar var. Düşmana ve zalime terk ettiğimiz Müslüman’lar var. Bir Doğu Türkistan Müslüman’ını, bir Arakan Müslüman’ını, bir Yemen’i, bir Suriye’yi, bir Filistin’i, ülkemizde mazlum ve mağdur edilen binlerce çoluk çocuğu düşünmek bile… Âlem-i İslâm olarak düştüğümüz vahametin ifadesidir.
Bu hadis açısından baktığımızda son yıllarda âlem-i İslâm olarak sicilimiz düzgün değildir. Bunun Allah katında –maazallah- her halde bir karşılığı olacaktır.
Ateş dokunmadan, Allah aklımızı başımıza devşirsin! Âmin.
Dipnotlar:
1- Câmiü’s-Sağîr, No: 1722.
2- Nevevî, R. Sâlihîn, 1863.
3- Hud Sûresi: 113.
4- Mektubat, s. 420.
5- Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17.