"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Okudukça

Nuriye Sağdıç
11 Haziran 2026, Perşembe
Sahibinin ilminde, ilmek ilmek, tane tane… Düşmüşken toprağa işte… Adına nice beyitler sıralanmış, sayfalarca cümlelerin sahibi. Ayrılığın nağmelerine, hazan rengine. Gidişlerin yüreğimizdeki izdüşümü...

Bir sarı yaprakla başlar sonbahar. Yorulup bitap düşmüş ceset misali gibiyken, tecrübe ağırbaşlı bir libas olup geçirilmiş sırtına. Suyu çekilmiş, damarları belirginleşmiş. Usul usul yere süzülmeye itirazsız. İtidalli, bilge, vakur… Avazı onun için bir gökyüzü olan ağaç dalından toprağa ulaşıncaya kadarki saniyelere yüklenmiş. Kulakların işitmesi imkânsız bir sesle. Ayaklar altında hışırdamasıyla yahut da rüzgâr önüne katıp nicelerini yerde sürüklemesiyle farkına varmakta zorlanmadığımız. Günler sonra derk ettiğimiz ağaçların o yalın hali. Gözün ilişeceği bir yakınlıktan hitamı yaşadığımız. Sonlu olandan sonsuzu çalan bir kapıya doğru. Bazı bir rüzgâra binip, bazısı da ufacık bir kıpırtıyla yetinip...

Hasat edilmiş duygular yüreklerde demlenir. Hesap-kitap ortaya saçılır. Müteaddit renkler değişir. Yazın sonundaki olgunluk, yerini bavulunu toplayan bir mevsime getirir. Hiçbir şeyi götüremezken (?) her şeyin gittiği bir yeri. Her yaprak bir tel, her damla bir mürekkep olur. Yazılıp çizildikçe daha da koyulaşıp donuklaşır adeta. Dünyanın fânîliğini gözlerimize dokur. Yeşiller kahverengi-kızıl, dolgun güçlü ve kavi başlı ağaçlar ise kupkuru birer kemik olur. Hâfiz isminin kim bilir kaçıncı kez bambaşka manzaralarda sergilenişidir zaman. Tohumlar kilitlenir, çekirdekler gizlenir. Hep gayrısına dediğimiz nice işler yakınımızda beliriverir. Gözler önünde gizlenir. Muhasebe edilen kendi ömrümüzdür; biten ömürlerden biçtiğimiz. Nice sonbahar bize huzuru getirir aslında. Aslımıza dönmeye bir vesile olur. Toprağın ıslak kokusunda kendimizi bulmaya.

Özümüze varmaya. Her sonbahar hiç bitmeyecek hikâyelerin her kelimesinde kitap yazılan hülasasıdır. Pastel renklerin cümlesi toprağa, çürümeye meyyal. Üşüyen ellerimize sımsıcak bir bardak çaya bedel, gönüllerimize ise kitap sayfaları arasından seslenen bir nura ihtiyacımız vardır. Satırlarca, defaatle.

Okudukça açılır sonbahar, okudukça buluruz kaybettiklerimizi… Hem der: “Şu âlem, çendan

fânîdir; fakat ebedî bir âlemin levazımatını yetiştiriyor. Çendan zâildir, geçicidir; fakat bâkî meyveler veriyor, bâkî bir zatın bâkî esmâsının cilvelerini gösteriyor. Ve çendan lezzetleri az, elemleri çoktur; fakat Rahman-ı Rahîm’in iltifatatı, zevalsiz hakikî lezzetlerdir.”1

(Bizim Aile dergisinden alınmıştır.)

Dipnot

1. Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf.

Okunma Sayısı: 211
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı