"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Marangoz Ahmet Abi ve bir hatıra

Durmuş Ali İnci
24 Ağustos 2019, Cumartesi
(Nur hizmetkârı bir öğretmenin hatıralarından)

Takvimler 1972 sonbaharını gösteriyordu. Kütahya Tavşanlı Karcık Köyü’nde başlayan ilkokul öğretmenliğimin ikinci yılı bitmişti. Tavşanlı’nın Kitapçı Ahmet’i, (Ahmet Balı Ağabey) ile tanışıp onun elinden alıp ilk defa okumaya başladığım Risale-i Nurlar ile bir yıldır imanıma güç vermek ve başkasının imanının kurtulmasına da vesile olmak sevdasıyla yanıyordum. Medrese-i Nuriye’den haberdar değildim.

Henüz yaz tatili sona ermemişti. Son bir kez daha anne babamı ziyaret için Salihli’ye gitmiştim. Akşam vakti can sıkıntısından, hem biraz hava almak, hem de çocukluğumun geçtiği bu şehirde bir arkadaşa rastlayıp hal-dert yarenliği yapmak için Mithatpaşa Caddemizde dalgın, ruhumda fırtınalar kopan bir gençlik heyecanı ile ilerlerken bizden bir dönem önce İmroz İlköğretmen Okulu’ndan mezun olan, (Allah rahmet eylesin) Rahmi Akman’la karşılaştım.

- “Selâmün Aleyküm! Ne bu dalgınlık kardeşim bizi bile görmüyorsun” deyişiyle irkilip şaşkınlık içinde dönüp ve yavaş bir sesle,

- Ve Aleyküm selâm diyebildim.

Şaşkın, gayesiz dolaştığımı hissetmiş gibi,

“Biz sizin de akrabanız olan Hacı Kösali’den Marangoz Ahmet Abi ile burada bir küçük mekân kiraladık. Akşamları vaktimizi orada değerlendirip sohbet ediyoruz” deyince dâvete fırsat vermeden, “Hadi beraber gidelim” deyiverdim.

Şimdiki Kurudere Caddemizde solda dar bir sokak içinde, eski küçük bir kapıdan koridora giriverdik. Benim için bir heyecan ve merak başlamıştı. Koridor boylu boyunca bezden dokunmuş bir yollukla kaplanmıştı. Koridorun sonu bir basamak yüksekte lavabo ile bitiyordu. Lavabodan hemen önce sağa açılan bir kapıdan küçücük bir odaya giriliyordu. Oda kapısı açıktı. İçeride sağ köşede eski bir koltuk, üstünde elinde SÖZLER isimli kalın, kocaman kırmızı bir kitap vardı. (Sonradan öğrendim) 11. Sözü okuyormuş. Yerde yayılmış bir naylon hasır üstüne diz çöküp oturmuş insanlar vardı. Kapı ağzına kadar insan doluydu. Tam kapı eşiğinde, heybetli, kalın bıyıklı, yüzünde kader çizgileri belirgin Marangoz Ahmet Abi (Allah rahmet eylesin) oturuyordu. Kapıya en yakın yerde, bez yolluk üstünde bir makam da bize düşmüştü. Hemen sağ tarafımda Rahmi Akman ve sonra gelen gençler dış kapı önüne kadar sıralandılar. Bu arada koltukta oturup kitap okuyanın Erzurum’lu öğretmen Mehmet Budak olduğunu kulağıma fısıldadılar. Şaşkınlık ve merak içinde, “Allah niçin kâinatı ve insanı yaratmış?” sorusunun cevabı anlatılıyordu. Kendimden geçmişcesine dalgın bir şekilde dinlerken arada bir, sağıma, soluma, çok ciddiyetle ders dinleyen Marangoz Ahmet Abi’ye bakıyordum. Tam o esnada çok ilginç ve düşündürücü bir olay yaşadım.

Sol tarafımdaki koridor sonundan minnacık bir fare yavaşça bana doğru birkaç adım ilerleyip duruyordu. Sağına soluna bakınıp ayakları ile ağzını yüzünü temizleyip birkaç adım daha yaklaşıyordu. Kulaklarım sohbeti dinlerken gözüm hemen soluma gelip adeta oturarak sohbeti dinleyen fareye takılmıştı. Ben arkamda ve yanımda bir terlik ya da ayakkabı bulup başına geçirmeyi düşünüyordum. Marangoz Ahmet Abi de fareyi görmüş, dalgın gözlerle bakarken kulağını sohbetten ayıramıyordu.

Yavaşça sağ elimi Rahmi Hoca’nın (rahmetli Rahmi Akman) dizinin yanından arkaya doğru uzattım. 

Elime sağlam bir naylon terlik geçmişti. Yavaşça alıp farenin kafasına geçirmeye hazırlanırken, zayıf fakat kuvvetli bir el perçin gibi bileğime yapışmıştı. Rahmi Hoca yüzüme bakarak hayır manasında başını sallıyordu. Artık donup kalmıştım. Marangoz Ahmet Abi de üzgün gözlerle bana bakıyor, adeta ‘Sakın ha!’ der gibi kaşlarını oynatıyordu.

Risale-i Nur sohbeti bitene kadar öylece kalakalmıştım. Sohbet bittiğinde fare de ağır adımlarla geldiği yere gidivermişti. Fatihadan sonra heybetli gövdesi ile dizleri üstüne kalkarak davudî gür sesiyle Marangoz Ahmet Abi bana seslendi: “Keçeli niye öldürmeye kalktın? O da dersini dinlemeye geldi. Bak! Ders bitti, o da gitti. Sen bugün vazifeni tamamladın mı? Namazını kıldın mı?” dedi.

Nefsim adına üzülmüş, fakat Mehmet Hoca’nın, Sözler’den yaptığı sohbeti zihnime kazımıştım. Daha dün gibi hatırlıyorum. Kendim defalarca okumama rağmen dershanede dinlediğim o ilk dersten aldığım lezzeti bir daha alamadım.

Allah, ihlâs ve istikamet içinde, uzun, sağlıklı ve bereketli nice sohbetlerde bulunmayı ve istifade etmeyi cümlemize nasib eylesin.

Okunma Sayısı: 841
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı