"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mekânı şereflendiren insan

Enes Ensari
17 Haziran 2020, Çarşamba 00:19
Hiç şüphesiz, dünyanın neşesi, manası, gayesi, neticesi insandır. İnsansız bir dünya gayesiz, manasız bir ucubeden farksızdır.

Aslında her mekânı anlamlandıran da insandır. Bu sebeple kültürümüzde “Şerefi mekân bil mekin” önemli yer tutmaktadır. Yoksa mekânlar taş ve başka malzeme yığınlarından öteye geçemezler. 

Öğrenen öğrenciler, öğreten öğretmenler ve mesai tanzimi ile disiplini sağlayan idareciler olmazsa okul binasının ne değeri olur, fonksiyonunu hakkıyla icra eden okullar olmazsa Millî Eğitimin bir kıymeti, bir manası olur mu? (Gerçi geçmiş dönem bir Millî Eğitim Bakanı’nın, “Şu Okullar olmasaydı, bu Millî Eğitim ne güzel yönetilirdi” dediği rivayet edilir. Ancak bu şimdilerde sadece gülüp geçtiğimiz bir hatıra olarak yâd edilir.)

Devlet her zaman, okulların sayısı, eğitime yapılan yatırım, verilen eğitimin kalitesi, başarılı insan sayısı ile övünebilir. Çünkü gerçekten eğitim için ne yapılsa az.

Bu durum çoğu kurum ve kuruluş için de geçerli olabilir. 

Ancak bazı kurumlar için durum farklılık arz etmektedir. Meselâ, devlet hasta ve hastane sayısı ile büyüklüğünden çok; hastalıkları, kazaları ve kavgaları önlemedeki başarısıyla övünmelidir. Vatandaşın yediği / içtiği şeylerin sağlıklı olmasından, soluduğu havanın temiz, yaşadığı ortamın huzurlu ve güvenli olmasına kadar, her türlü tehlike ve saldırıya karşı korunması ile hayatını kolaylaştıran hizmet ve yatırımları yapması devletin en aslî vazifesidir. Yani devlet öncelikle bütün vatandaşlarını hastaneye düşürmeyecek tedbirleri almalı, buna rağmen hastaneye gelmek zorunda kalmış vatandaşına da en iyi tıbbî imkânları, en kaliteli mekânlarda, en değerli hekimler ve diğer personel eliyle sunmalıdır.

Halk içinde bu tür kurumlar için söylenen çok güzel bir tabir vardır. “Allah buralara düşürmesin, yokluğunu da göstermesin.” Ne diyelim. Âmin.

Aynı şey Adalet Kurumu için de geçerlidir. Çoğu insan gerçek adaletin mahkemelerde dağıtıldığını zanneder ki, bu doğru değildir. Geçmiş dönem Adalet Bakanlığı yapmış olan M. Oltan SUNGURLU bir konuşmasında, “Mahkemeler adaletin hastaneleridir” demişti. Yani devlet; kanunlarıyla, kurum ve kuruluşlarıyla, kadrolarıyla o kadar iyi işlemelidir ki, vatandaşlar arasında tam bir adalet tahakkuk etsin, herkes hakkına razı, birbirinden memnun, biri diğerine saygılı ve barış içinde yaşasın. Kimse kimsenin hakkına tecavüz etmediği için, biri diğerine zulmetmesin, zor kullanmak zorunda kalmasın, saldırmasın. Buna rağmen saldırmak ve zarar vermek isteyenleri de güvenlik güçleriyle engellesin. Vatandaşın huzur ve güvenini temin etsin ve hiç kimse birbirini şikâyet etmek zorunda kalmasın. Böylece adalet hastalanmasın ve mahkemelere de iş düşmesin. Cezaevleri hiç olmasın. Devlet için asıl olan; yaptırdığı hastane, adalet sarayları ve yüksek kapasite ve korunaklı cezaevleriyle övünmek değil, vatandaşları için hazırladığı adaletli, sağlıklı, huzurlu ve güvenli ortam sayesinde suça bulaşmamış ve mağdur edilmemiş insanlarının çokluğuyla övünmek olmalıdır.

Devlet bunu istemeli, bunun için çalışmalıdır. Ancak buna rağmen suç işleyen olduğu takdirde de, devletin suçluyu derdest edip, o suça tekabül edecek cezayı adaletli bir şekilde, kayırmadan, ayırmadan gecikmeden, tahakkuk ve infaz ettirecek gücü ve kurumları da bulunması gerekir ki, kimsenin yaptığı kötülük ve haksızlık yanına kâr kalmasın. Kötülük ve haksızlık meslek haline gelmesin.

Unutulmamalıdır ki; suçlu ne ceza alırsa alsın, gidenin tam olarak geri getirilmesi mümkün değildir. Hatta suçlu cezalandırılırken de, bir sürü suçsuz ve masum insanın da cezalandırıldığı unutulmasın. Meselâ, suçlunun suça karışmamış eşi, masum çocuklar, dost ve arkadaşları, piyasada kendisine borç vermiş veya bir şekilde münasebeti olan herkes de belli ölçülerde cezalandırılmaktadır.

Bir de son zamanlarda belli basında (ki gazetemiz Yeni Asya bunların en öncüleridir) ve sosyal medyada da sıkça gündeme gelen, bayan mahkûmların cezaevinde doğan veya yaşları küçük olduğu için cezaevinde yaşamak zorunda kalan çocukları var ki, bu masum yavrucaklar hangi günah ve suçun sorumlusu olarak bu cezayı çekmek zorunda kalıyorlar veya başımıza gelmiş/gelecek ne tür belâ ve musîbetin sebebi ve mebdei olacağını siz okuyucularımızın yüksek idraklerine havale ediyorum.

Okunma Sayısı: 819
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı