Hak, hukuk ve adalet taleplerinin dile getirilmesinden memnun olmayan geniş bir kitlenin olduğu sır değil. Hele de iktidar mensupları “Türkiye adil olsun” sözünü duyduğunda “Nerede adaletsizlik var ki!” diye hayret nidaları yükseltirler.
Ülkemizin ekonomik durumu rakamlarla ölçülebildiği gibi hukuk sahasındaki yerimizi de aynı şekilde tespit etmek mümkün. Dünya Adalet Projesi (World Justice Project - WJP) tarafından 20 Ekim 2026 tarihinde açıklanan yeni “WJP Hukukun Üstünlüğü Endeksi 2026”ya göre, küresel hukukun üstünlüğündeki gerileme devam ediyor. Bu yıl geçen yıla kıyasla daha az ülkede düşüş kaydedilse de, küresel denge ciddi şekilde eşitsizliğini koruyor; Türkiye dahil ülkelerin %62’sindeki gerileme, iyileşme gösterenlerin sayısından fazla olmaya devam ediyor. Türkiye’nin genel hukukun üstünlüğü puanı bu yılki Endeks’te %1’den daha az bir oranda azalmış. Türkiye, dünya genelinde 143 ülke arasında 117. sırada yer almış. (WJP Bülteni, 20 Ekim 2026)
“İyi”den “kötü”ye doğru yapılan sıralamada 143 ülke arasında 117. sırada olan bir “hukuk sistemi”nin iyi işleyen adil bir sistem olduğunu kim söyleyebilir? Tabiî her zaman olduğu üzere Türkiye’yi idare edenler bu listeye ve bu sıralamaya da itiraz edeceklerdir. Fakat ortada gizlenemez bir gerçek var. O da ülkemizdeki adalet sistemi “adil” işlemiyor. Esasında bunu sadece muhalifler değil, “fon vurgunu” sonrasında olduğu gibi iktidara yakın bazı uzmanlar da ifade ediyor.
Adalet sistemindeki sıkıntıların görülmemesinin bir sebebi, iktidara yakın kişilerin ekseriyetle “olumsuzluklar”dan etkilenmemesidir. Düşünün ki iktidara yakın isimler muhalefete mensup kişilere karşı her türlü kınamayı rahatça yaparken, benzer kınamalar iktidar mensuplarına yöneltildiğinde hemen hukukî müeyyide ile karşılaşılıyor. Muhalefetteki bir siyasî parti liderine her türlü söz söylemek bir bakıma serbest, ama iktidar mensuplarına yöneltilen “ağır eleştiri” soruşturma ile neticelenebiliyor. Böyle bir durumda adil işleyen hukuk sisteminden bahsedilebilir mi?
Yine herkesin bildiği üzere “tutuklu yargılama en son çare” olduğu halde bu kural iktidara yakın isimler için uygulanırken “muhalif”ler çok kolay tutuklu şekilde yargılanıyor. Ayrıca cezaevlerinde kapasitenin çok üstünde tutuklu ve hükümlünün olması hukuk sisteminin iyi işlemediğinin bir delili değil mi?
Hukukun Üstünlüğü Endeksi ya da “listesi” için çok şey söylenebilir ama esas mesele bu listenin “Büyük Türkiye”ye yakışmadığıdır. Ülkemiz mutlak surette adaletin en iyi şekilde tecelli ettiği bir ülke olmak durumundadır. Böyle bir hedefe ulaşmak Türkiye’de yaşayan herkesin menfaatinedir. Bu bakımdan adaletin tecelli etmesini isteyenlere kızmak değil, onları alkışlamak ve desteklemek icap eder. Üstümüzde, boynumuzda, elbisemizde olan bir “akrep”ten bizi haberdar edene kızma ve küsme hakkımız olabilir mi? Adaletsizliği “leke” ve “akrep” gibi görüp ondan kurtulmak için gayret etmeliyiz, vesselam.