"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şeffaflık olmazsa fakirlik bitmez

Faruk ÇAKIR
12 Eylül 2020, Cumartesi
Hangi adla isimlendirilirse isimlendirilsin, milletimiz fakirlik girdabına sürüklenmiş durumdadır. Yıllardan beri ‘gelişmekte olan ülke’yi ama ne hikmetse bir türlü ‘gelişmiş ülke’ sırasına yükseltemedik.

Elbette yaşadığımız sıkıntılara isim bulmakla dertlerimiz çözülmüş olmaz. Ve bu mesele sadece günümüzün meselesi değil. Ancak Türkiye’yi idare edenler çok iddialı sözler sarf  edip nedense bunun gereğini yapmıyorlar. “Az daha sabır, çok yakında zenginler sınıfına gireceğiz” diyorlardı. 

Tabiî ki ‘zengin ülke’ olmak ülkemizin de hakkı. Ve bu hedefe ulaşmak imkânsız değil. Niçin başka ülkeler zengin olabilirken Türkiye olamasın? Şartları yerine getirildiğinde  zengin ülke olmak bir netice olarak ortaya çıkar. İdarecilerimiz de bunu bilir, ama ne hikmetse bu ‘şartlar’ı yerine getirmek istemezler.

Vergi uzmanı ve Başkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Ozan Bingöl’ün ortaya koyduğu tablo hangi idareciyi memnun eder? Dr. Ozan Bingöl’ün yaptığı hesaplamaya göre, 2006 yılından bu yana bütçeden kamu kuruluşlarına yapılan ‘görev zararı’ ödemesi 543 milyar liraya ulaşmış. Görev zararı ödemelerinin 2014 yılından sonra hızlandığına dikkat çeken Bingöl, “Bunun 483.2 milyar TL’si Sosyal Güvenlik Kurumu’na, 30.7 milyar TL’si kamu bankalarına, 29.1 milyar TL’si ise KİT’lere yapıldı. Bu zarar 83 milyon kişinin  vergileriyle karşılandı” demiş. 

“Vergilerimizle finanse edilen kaynakların, kimlere, hangi amaçla, nasıl verildiği; amacına uygun kullanımının takip edilip edilmediği, vergi ödeyen herkes için sorması gereken sorulardır” diyen Bingöl, “Sürekli söylediğimiz gibi, bir ülkeye gerçek demokrasi ‘her bir oy’un ve ‘her delikli kuruş verginin’ peşine düşmekle birlikte gelecektir” tesbitini de yapmış.

“Görev zararı” meselesi yıllardan beri tartışılan ve tenkit edilen bir konu. Devletin bazı ‘zarar’ları göze alarak para harcaması tabiidir. Ancak bu harcamalar millet için olmalı ve  mutlak surette şeffaf ve hesap verilebilir kurallara göre yapılmalı. Millet, harcanan her ‘delikli kuruş’un hesabını sorabilmeli ve cevabını da alabilmeli.

Eğitim ve sağlık meselesi, devletin ‘zarar’ı göze alarak yapması gereken işler arasında sayılır. Yani, devlet sağlık ve eğitim için ‘zararına iş’ yapabilir. Elbette buradaki ‘para’  zararı, millete fayda olarak geri döner. Dolayısıyla SGK’nın ayakta kalması için göze alınan ‘görev zararı’na böyle bakmak mümkün. Böyle olmakla birlikte, meselâ SGK ya da başka kurumlar ‘iyi yönetilmiş olsa’ acaba bu kadar ‘görev zararı’ ortaya çıkar mıydı? Bir adım daha ileri giderek, “Bütün devlet ve sistem, hakla, hukukla, adaletle ve şeffaflıkla yönetilmiş olsa bu nisbette bir ‘görev zararı’ ortaya çıkar mıydı?” sorusu da sorulmalı. 

Günümüzde ise bu sorular sorulamadığı için, soranlara da ikna edici cevaplar verilmiyor. “Biz yaptık oldu” mantığı ile ‘görev zararları’ katlanarak devam ediyor ve ‘kötü yönetim’in faturasını millet olarak hep birlikte ödüyoruz. 

Millet olarak ‘tek kuruş’un da, ‘tek oy’un da hesabını sorabilecek bir sistem kurmak mecburiyetindeyiz. Açıklık, şeffaflık ve hesap sormanın olmadığı bir ülkenin ‘zengin ve  huzurlu bir ülke’ olması çok zor vesselâm.

Okunma Sayısı: 1246
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı