Adalet Bakanlığı’nın resmî internet sitesinde açıkladığı üzere cezaevlerinde; yetişkinlere yönelik 1’nci ve 2’inci kademe okuma yazma kursları, yaygın eğitim çalışmaları, örgün eğitim çalışmaları, uzaktan eğitim çalışmaları, manevî rehberlik çalışmaları, kütüphane faaliyetleri, meslekî eğitim çalışmaları, sosyal ve kültürel faaliyetler, iş birliği faaliyetlerine yönelik çalışmalar yürütüldüğü belirtilmekte.
Bu hususta bildiğimiz üzere manevî rehberlik çalışmaları Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokol gereği il/ilçe müftülüğünden görevlendirilen fakülte veya yüksekokul mezunu vaiz veya din görevlisi tarafından yürütülüyor. Sorunsuz gibi görünen bu teorik açıklamaların elbette pratikte yansımaları oldukça zayıf.
2002 yılından itibaren sürdürdüğümüz cezaevleri hizmetlerinde görüyoruz ki özellikle son yıllarda manevî açıdan bir tıkanma var. Belirtilen kütüphane hizmetleri belki bir-iki cezaevi müstesna olmak üzere ülke genelinde oldukça zayıf. Mahkûmlar bazen bir kitaba ulaşabilmenin aylar sürdüğünü aktarıyor. Özellikle Risale-i Nur Külliyatı, Peygamber Efendimizin hayatı gibi talebin çok olduğu eserler âdeta bulunmaz vaziyette. Buna rağmen hapishanelere gönderilen eserler, yönetimler tarafından tamamen keyfî şekilde reddedilebiliyor.
Bunlar acil olarak düzeltilmesi gereken durumlar. Düşünün bir mahkûm Bediüzzaman Said Nursî ismini ve eserlerini duyuyor, okumak istiyor ancak temin edemiyor. Şahsî imkânlarıyla ulaşıp talep ettiği sivil toplum kuruluşlarının iletimleri ise cezaevi idareleri tarafından engellenebiliyor. Buna nasıl manevî kalkınma denilebilir? Bu nasıl bir ıslah metodudur?
Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin yürüttüğü faaliyetler ise elbette görevli kişinin kabiliyetine bağlı. Bu hususta çok güzel hizmetler yapanlar vardır. Ancak dinî ve manevî faaliyetlerin resmî bir kılıfla, görev ve ünvanı belli resmî personelce verilmesi ayrıca tartışılması gereken bir husus. 2016 yılına kadar sivil toplum kuruluşları bu konuda biraz daha aktifti. Talep edildiği taktirde, hapishane idareleri ile koordineli şekilde bağımsız, sadece Allah rızası için bu faaliyetleri yürüten samimî kimseler ziyaret, seminer, konferans düzenleyebiliyordu. Risale-i Nurlar başta olmak üzere manevî eserler sorunsuzca ulaştırılabiliyordu. Ancak son yıllarda bu imkânlar da oldukça azaldı-azaltıldı.
Gelişmiş ülkelerde ise sivil toplum kuruluşlarının hapishanelerde çok yoğun bir faaliyet ve denetim alanı mevcut. Özellikle EPEA (Avrupa Cezaevi Eğitim Derneği) hapishane koşullarını denetleyen, mahkûm haklarını izleyen ve koordine eden, eğitim standartlarını belirleyen ve eğitimcileri bir araya getiren bir kuruluş. Bizlerde ise maalesef isteyerek ya da istemeden cemaatleri karalama politikalarının akımına kapılan cezaevi yönetimleri sivil toplum kuruluşlarını cezaevlerine yaklaştırmama yoluna gidiyor. Bundan da manevî ıslah faaliyetleri etkileniyor, zayıf kalıyor. Netice ise ortada: Islah etmeyen ve edemeyen hapishaneler... Artan suç oranları ve toplumumuzun geldiği nokta.