H. MUHARREM OKUR - ARDA BİLİK
Geçtiğimiz hafta yine maalesef çeşitli şiddet haberlerini almanın derin üzüntüsünü yaşadık. Öncelikle amacımızın kesinlikle olumsuz bir tablo çizmek olmadığını belirterek başlayalım. Bizler bu tür haberler karşısında ümitsizliğe düşmeyiz, düşemeyiz. Güzel hâdiseleri de müşahede ederek dâima ümit besleriz. Ancak okullarımıza kadar inen bu şiddet olaylarını görmezden gelmek, irdelememek de düşünülemez. Çok yönlü ele alınması gereken ve toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bu meselede elbette yasama, yürütme ve yargı görevlerini ellerinde bulunduran iradelerin sorumluluğu oldukça fazla. Fen ve sanatın bu kadar geliştiği çağımızda psikolojik ve sosyolojik açıdan yapılabilecekler elbette net bir şekilde ortaya konulmuş olmalı.
Öyle ki günümüzde toplumsal problemler açısından çaresi olmayan dert kalmamış durumda. Toplumsal bir sorun devam ediyorsa, bu dert kapanmıyorsa burada oturup düşünülmesi gerekiyor. Nerede eksiklik var? Nerelerde yanlışlıklar yapılıyor? Bunlar sorulması gereken sualler. İdeolojik yaklaşımların, toplumun tamamını ilgilendiren meseleleri siyaset diline alet etmenin, bir taraftan iktidar mücadelesi için kutuplaştırmaları sürdürürken diğer yandan tesirsiz kalan birlik çağrılarının ve nihâyetinde yürütülen hâkim politikaların elbette bu meselelerde tesirinin olmaması düşünülemez. Çok yönlü incelenmesi gereken sebep ve çareler konusunda bizlerin özellikle vurgulamak istediğimiz konu ise maneviyat eksenli eğitim meselesi. Görüldüğü üzere mevcut kanunlar bazı suçları engellemekte yetersiz kalıyor, hapishaneler ıslah vazifesini göremiyor, suçlularda mağrurluğun, umursamazlığın, vurdumduymazlığın hâkim olduğu herkes tarafından görülebiliyor. Dünyevî kanunların ve kuralların yetersiz kaldığını görmek için daha ne gerekiyor? Kişide sağlam bir âhiret inancının, Allah korkusunun bulunmamasının ne gibi felâketlere sebep olduğu apaçık ortada.
Burada okullarda, hapishanelerde, ıslahhanelerde maneviyat temelli yaklaşımların devreye girmesi gerekmekte. Bu ise sloganvarî ders isimleriyle, zorlamayla ya da ideolojik yaklaşımlarla değil, fen ve sanat kurallarına uygun olarak derslere mezc ettirilerek doğrudan akıllara ve vicdanlara hitap edilerek yapılmalı. Hapishanelerde vicdanlara seslenilmeli, manevî kalkınma hareketleriyle insanlar ıslah edilmeli. Kısacası bunu bizzat tecrübe eden Bediüzzaman’a ve eserlerine kulak verilmeli: “Evet, eserler tesirlidir…” bu tesirin canileri ıslah, suçluları, katilleri vicdanlı birer birey haline getiren yaşanmış bir örneği: “Denizli Hapishanesinde, kısmen ağır ceza ile mahkûm yüzler adam, yalnız Meyve Risalesi’yle, gayet uslu ve mütedeyyin suretine girmeleri; hatta iki üç adamı öldürenler, onun dersiyle daha tahta bitini de öldürmekten çekinmeleri; ve o hapishane müdürünün ikrarıyla hapishanenin bir terbiye medresesi hükmünü alması, bu müddeaya reddedilmez bir seneddir, bir hüccettir.”1 Meyve Risalesi’nin müfredatlara, hapishanelerdeki ıslah programlarına alınması duasıyla...
Dipnot:
1-Emirdağ Lâhikası, s. 46.