H. MUHARREM OKUR / ARDA BİLİK
Her insanın günlük yaşantısında diğer insanlarla, olaylarla karşılaştığında zihninde çeşitli düşünceler belirir. Hatta sosyal medyada dolaşırken karşımıza çıkan bir profilde ya da izlediğimiz bir videoda da bu durum gerçekleşmektedir. Bu düşünceler zihnimizde o kadar ânî şekilde canlanıyor ki iradeden bağımsızlığı bile düşünülebilecek seviyededir. Ancak irademizin kesin olarak devreye girdiği nokta ise bu düşüncelerden çıkartılan çeşitli hükümlerin olması. Psikolojide bu anlık ve esasında çok az bilgi içeren “ilk izlenim” ile çıkarım yapma yani “thin-slicing” tabiriyle ilgili detaylı çalışmalar mevcut. Bunun sonucunda farklı durumlara bağlı farklı sonuçlar var. Ancak bizim vurgulamak istediğimiz konu hüsn-ü zan; yani iyi ve güzel düşünce ve kanaat ile sû-i zan; kötü düşünce ve kanaat tâbirleri.
Yapılan çalışmaları göz önüne alarak çevremizle olan ilişkilerimizde hüsn-ü zan ile sû-i zan arasındaki uçurumu bir örnekle anlatalım. Mesela; kişi yeni tanıştığı bir kimseye mesaj gönderip cevap alamadığı taktirde bu durum karşısında zihninde otomatik olarak çeşitli düşünceler oluşmakta. Bu düşüncelerden mesaj gönderdiği kişinin kibirli olduğu fikrini alarak bunu hüküm halinde kabul ettiği taktirde sonraki günlerde mesaj gönderdiği kişinin gerçekleştireceği tüm davranışları “zaten kibirli birisi” ön kabulüyle değerlendirebilecektir. Hatta o kişi geç de olsa dönüş yapmış olsa bile ya da sonraki günlerde iyilik yaptığında bunu “zaten mecbur olduğu için yaptı, yapıyor” gibi, olumsuz hüküm penceresinden değerlendirmekte. Yani sû-i zannın, anlık olumsuz düşüncelerden çok tüm bir ilişkiyi ve iletişimi felâkete sürükleyebilecek tehlikede olduğu belirlenmiş. Hüsn-ü zan ettiğimizde ise karşımızdan gelen bir dostumuz suratı asık bir şekilde yanımızdan geçip gittiğinde, hatta bize olumsuz davrandığında canının bir şeye sıkkın olabileceğini, bir derdinin olduğunu, çeşitli sebeplerle bu durumun oluştuğunu düşündüğümüzden, bu ileriye dönük de yapıcı bir yaklaşım olmakta. Dolayısıyla yetersiz ve belirsiz bilgilerden, izlenimlerden olumsuz hükümler çıkararak bunları gerçekmiş gibi kabul etmek, toplumsal hayatı bozucu iken; yine elimizdeki sınırlı bilgilerle kişiler ya da durumlar hakkında ağır ve olumsuz hükümlere varmamak, makul ve iyi niyetli açıklamaları her zaman hesaba katmak, toplumsal hayatı feraha ve sürura sürüklemekte. Kısacası sû-i zannı sadece anlık bir tehlike olarak görmemek, devamı olan büyük bir tehlike olarak görmekte fayda var. Öyle ki Kur’ân’ın da yapılmamasını emrettiği zandan korunabilelim, bu tehlikeye düşmeyelim.1 Risale-i Nurların birçok yerinde mü’minlerin sû-i zan yapmamaları ve hüsn-ü zanna memur olmaları gerektiğiyle ilgili meseleler olduğunu belirterek2, bir hadis-i şerifle bitirelim:
Ebu Hüreyre’den (ra) rivayetle Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur: “Hüsn-ü zan güzel ibadetlerdendir.”3
Cenab-ı Hakk hüsn-ü zan ederek ibadet de etmiş olan mü’minlerden olmamızı nasip etsin. Âmin.
Dipnotlar:
1- Hucurât Sûresi: 12
2- Mesnevî-i Nuriye, Katre-Dördüncü Hastalık “Sû-i zan” Sy. 79
3- Ebu Davud, Edeb:81, Tirmizî, Daavat: 115, Müsned, 2:297, 304, 359.