"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İman nuru ve tevhidi görmek

Hüseyin Şahinoğlu
12 Eylül 2019, Perşembe
Ayağımızla yürüyor, elimizle tutuyoruz. Gözümüzle bakıyor, beynimizle idrak ediyoruz. Dişlerimizle çiğniyor, midemizle sindiriyoruz…

Yani yekpare bir organizma olarak yaşıyoruz. Dış organlarımızla iç organlarımız tam bir uyum içinde çalışıyor. Bir fabrika gibiyiz kısacası. Birçok cihaz, birçok makine, birçok parça var, ama hepsi birbiriyle uyum içinde bir vazife görüyor.

Dünyaya baktığımızda aynı manzarayı görüyoruz. Yekpare büyük bir organizma. Rüzgâr esiyor, bulutlar hareket ediyor, ihtiyaçlı bölgeye yağmur yağıyor. Yağmurlar topraktaki bitkilere adeta cansuyu veriyor. Güneş serpilip büyüyen ekinleri pişirip kıvama getiriyor. Yetişen ekinler, sebzeler, meyveler başta insanlar olmak üzere diğer canlılara yiyecek oluyor… Dünyamız da tıpkı bedenimiz gibi yekpare büyük bir fabrika olarak çalışıyor, işin özü.

Aynı bütünlüğü, birliği, yekpareliği kâinatta da gözlüyoruz. Başta güneş sistemimiz olmak üzere sayısız yıldız kümesi kendi yörüngesinde hareketini sürdürüyor. Galaksiler birbirine girmeden, birbirine çarpmadan denge ve uyum içinde hareket ediyor. Büyük, çok daha büyük, rakamlara bakılırsa havsalamızın alamayacağı kadar büyük bir yapı olan kâinat bir tek organizma gibi varlığını devam ettiriyor…

Daha ince ayrıntılarına girmeden insan bedeni, dünya ve kâinat üçlüsüne dikkatle baktığımızda, evet her biri müstakil, ama bütünlüklü bir “yapı” olarak gözleniyor. Ne insan bedeninde, ne dünyanın işleyişinde ne de kâinatta herhangi bir düzensizlik yahut dengesizlik müşahade edilmiyor.

Burada her “yapı”nın kendi içinde tam bir uyum arz etmesinin yanında birbirleriyle ilişkilerinde de çok açık bir uyum ve ahenk fark ediyoruz. Yani bedenimiz dünya ile, dünyamız bütün kâinat ile tam bir uyum ve ahenk içinde faaliyetlerini gerçekleştiriyor…

Meselâ, insan olarak, diğer canlılar gibi yaşamak için ”hava” almaya ihtiyaç duyuyoruz. Dünyamızda bu ihtiyacı karşılayacak yeterince “hava” bulunuyor. Birazcık ayrıntıya girecek olursak bedenimizin oksijen almaya uygun şekilde dizayn edildiğini gözlüyoruz. Aynı zamanda koku alma organımız olan burnumuz hava almamızı sağlıyor. Alınan hava nemlendiriliyor. İçinde bulunan kıllar havayı temizliyor. Aldığımız hava yutaktan içeriye giriyor. Gırtlağa geliyor. Soluk borusunun üst kısmında olan gırtlak havayı soluk borusuna aktarıyor. Oradan da broş ve bronşçuklara, nihayet akciğere geliyor… İşlem devam ediyor…

Peki soluduğumuz havada ne var, diye baktığımızda birçok gaz bulunduğunu öğreniyoruz. Havanın % 21’i oksijen, % 78’i azot, % 1’inden daha azı argon ve daha az miktarlarda diğer gazlar bulunuyor. Eğer havada oksijen miktarı, meselâ çok düşük olursa hayatımız devam etmiyor. Şu halde bedenimizin bu ihtiyacı ile dünyamızda o ihtiyacın mükemmel şekilde karşılandığını görüyoruz!

Âlemdeki her şeyin birbiriyle uyumu o kadar açık ve o kadar bariz ki istisnasız baktığımız her şey bunu çok net olarak ortaya koyuyor. Kuşların uçmasıyla “hava” arasında birebir uyum gözleniyor. Balıkların su altında yaşaması ile deniz suyu sıcaklığı arasında birebir uyum gözleniyor. Dünyamızın 23.5 derece eğik olmasıyla mevsimlerin meydana gelmesinde birebir uyum gözleniyor…

İşte düşünen, muhakeme eden, sorgulayan varlıklar olarak biz insanlara düşen hususlar, âlemdeki bu muhteşem uyumu görerek Yaratıcımızın mutlak birliğine kâinatın şahitliğinde ulaşmak oluyor, olması gerekiyor. Evet, başta İhlâs Sûresi’nin ilk âyeti olmak üzere Kur’ân’da bazı âyetler Allah’ın birliğini ifade ediyor. Meselâ, “Eğer, yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar bulunsaydı kesinlikle yerin ve göğün düzeni bozulurdu…” (Enbiya 21/22) buyruluyor. Ancak tevhide yani Allah’ın birliğine O’nun büyük kitabı olan varlıklardan yola çıkarak, tam bir güven ve kesinlik içinde şahitlik yapmak gerekiyor. Bunun yolu ise kâinattaki her şeyin “bütünlüklü” bir yapı arz ettiğini görmekten geçiyor.

İşte varlıklara, bir yönüyle Yaratıcısı adına bakmak demek olan, bir yönüyle ise bu bakışın sonucu olarak ortaya çıkan “iman nûru” bize kâinatın şahitliğinde tevhid hakikatini gösteriyor. Kâinatın yekpare bir bütün olarak tek irade ile ve tek kudret ile yaratılıp yaşatıldığını, her şeyin tek elden çıktığını aleni olarak ilân ediyor.

Tevhid hakikatini çeşitli bağlamlardaki açıklamalarıyla güneş gibi parlak şekilde gözümüzde canlandıran Said Nursî, çoğumuzun duyduğu şu veciz sözüyle aynı gerçekliğe işaret ediyor: “Sivri sineğin gözünü halk eden, güneşi dahi O halk etmiştir.” Gerçekten tevhidi en güzel şekilde ifade eden bu cümle, üzerine müstakil bir kitap yazmayı hak ediyor! Yeter ki araştırılsın! Güneşin 10 milyon dereceyi bulan merkez sıcaklığı dış yüzeyinde 5700 dereceye iniyor. Buna rağmen gelen ışınlar atmosferde süzülüyor, en yararlı haliyle dünyamıza aksediyor. Bununla 8000 mercekli harika bir göze sahip olan sivrisineğin termal kameraları arasında tek kelime ile eşsiz bir uyum gözleniyor!

İşte bütün varlıklardaki sayısız uyum örnekleri gibi muhteşem bir uyum ve muhteşem bir tevhid tecellisi, diye anlıyoruz! Varlıklar sayısınca O’nun birliğini teyit ve tasdik ediyoruz!

Okunma Sayısı: 450
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı