"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kâinata bütünlük içinde bakmak

Hüseyin Şahinoğlu
10 Mayıs 2020, Pazar
İnsan, bilmediği yerden gelen ve bilmediği yere doğru giden bir yolcudur.

Bu yolculukta her şeyin iyi düzenlenmiş olduğunu görerek, kendisini yolculuğa çıkaran Kudreti tanıyan bir kimse, yolculuğuna “mü’min” olarak devam eder. Geldiği hayat yurdunun mükemmelliği karşısında ise, o Kudretin ancak “mutlak” yani sınırsız olması gerektiği fikrine ulaşır ve bu fikir çerçevesinde dün- yadan göçünceye kadar iman yolculuğunu her geçen gün geliştirerek, her vesileyle kendisini eğiterek sürdürür ya da sürdürmesi gerekir.

Mü’min çıkarıldığı iman yolculuğunda o Kudreti ve sahibini, kâinat kitabı ve onun açıklaması demek olan Kur’ân kitabı ile tanıma sürecine girer. Bu iki kitabın her kelimesi O Kudret hakkında bilgi vermekle birlikte, doğru ve gerekli olan ilk kitabı atom altı parçacıklardan galaksilere, ikinci kitabı Fatiha’dan Nas Sûresi’ne kadar “bütün olarak” okumaya çalışmaktır. Her iki kitap da Mutlak’tan geldiği için okunup “tamamlanacak” bir nitelik taşımayıp sürekli düşünmeyi, sürekli incelemeyi gerektiren bir niteliktedir.

Burada, bir Kur’ân âyetinden yola çıkarak kâinatı “bütünlük” içinde okumaya dair usûlî bir prensibe işaret etmek istiyoruz. Âyette şöyle buyruluyor: “Allah yeryüzünü sizin için yaşamaya elverişli yer kıldı, semayı bina etti, size şekil verdi, şeklinizi güzel kıldı, sizi temiz şeylerle rızıklandırdı…” (Mü’min, 40/64) Bu Kur’ân âyeti usûl olarak bizi, kâinatı küçük ve büyük bütün boyutlarıyla yani “bütünlük içinde” okumaya dâvet ediyor.

Burada felsefeden fizik bilimlerine, sosyolojiden psikolojiye kadar bütün bilimlerde geçerli ve çok açıklayıcı olan “bütüncül bakış” (holizm) üzerinde durmak istemiyoruz. Âyet kısmen buna da işaret etmekle birlikte biz, kâinat okumalarında genel anlamda, bütünlüğe dikkat çekmek istiyoruz.

İman tefekküründe kimi zaman insanlar “Allah yeri-göğü yaratandır” deyip “afak”taki âyetlere referansta bulunmakla iktifa ediyor, kimi zaman da küçük cep aynasında simasına bakıp “Allah ne güzel yüz yaratmış” deyip “enfüs”teki âyetlere referansta bulunmakla yetiniyor. Oysa söz konusu âyet –başka âyetlerde de çok işaretler olmakla birlikte- bizi en yakın âyetlerden en uzak âyetlere kadar “bütünlüklü” bir okumaya teşvik ediyor.

Biraz daha somutlaştırarak ifade etmek gerekirse, âyet birbiriyle bağlantılı şu “oluşlara” dikkatimizi çekiyor ve bunları yapanın Allah olduğunu ifade ediyor: a) Dünyanın hayata elverişli olarak yaratılması, b) Göğün bina edilmesi, c) İnsan olarak bize suret verilmesi, d) Verilen bu suretin güzel bir nitelik arz etmesi, d) Bizim tertemiz rızıklarla beslenmemiz. 

Bu sıralamada dünyanın hayata elverişli şekilde yaratılması ile göğün bina edilmesi “afâk”taki, bize güzel bir şekil verilmesi ile tertemiz biçimde rızıklandırılmamız ise “enfüs”teki âyetler olarak açıklanabilir.

Diğer taraftan bu “oluş”ların birbiriyle yakından ilişkili olduğu da anlaşılıyor. Tertemiz biçimde rızıklanmamız ile güzel bir şekle sahip kılınmamız, dünyanın hayata elverişli olarak yaratılmış olmasına, bu da semanın en uygun tarzda bina edilmesine bağlıdır. Yani bizim insan olarak ağzımıza tertemiz lokmayı koyabilmemiz, yerin ve göğün uygun şekilde tanzim edilmiş olmasının sonucudur! Oluşlar arasındaki bu bağlantı bize sadece Yaratıcının kudret, ilim ve iradesini değil aynı zamanda O’nun birliğini de gösteriyor.

Görüldüğü gibi bu âyet bize en yakımızda olan ve sürekli iç içe olduğumuz rızıklanma gerçeğimizden başlayarak yerin ve göğün uygun biçimde düzenlenmesi kadar her şeyi iman temelli olarak O’nunla irtibatlandırmamız gerektiğini ifade ediyor. Kısaca bu âyetten şu mesajı alıyoruz: Her dakika on beş-yirmi kez aldığımız nefesi –ki o da bir rızıktır- O ihsan ediyor, içtiğimiz suyu O ihsan ediyor, boğazımıza koyduğumuz lokmayı O ihsan ediyor… Sahip olduğumuz bedenî “şeklimiz”i O verdi. Simamız O’nun eseri. Yüzümüzdeki uzuvları hem işlev hem estetik bakımından güzel kılmış olan O’dur… Dünyayı büsbütün kayalık yahut basınca gömüleceğimiz bir yumuşaklıkta kılmayıp hayata elverişli yaratan O’dur. Semayı, semadaki gezegenleri, galaksileri eşsiz kudretiyle tanzim edip idare eden O’dur…

Özet olarak tekrar usûlî prensibe dönmek gerekirse, bu âyet mü’minlere iman eğitiminde, âlemi “bütünlük” içinde okumaya dâvet eden bir teşvik ihtiva ediyor. “Allah yeri-göğü mükemmel yarattı” deyip “enfüs”teki âyetleri ihmal etmek kişiyi sadece gaflete değil, süreç içinde –Allah korusun- şirke bile itebilir. Dolayısıyla bizler, Kur’ân’ın verdiği bu usûl çerçevesinde kendimizden, kendi beslenmemizden, kendi sima ve şeklimizdeki İlâhî kudret, ilim ve iradeyi görmekten başlayarak ulaşabildiğimiz kadarıyla “âlemin tabakalarında” dolaşabilmeliyiz.

Okunma Sayısı: 883
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı