İnsanın ayağına diken batsa, başı ve karnı ağrısa ve herhangi bir şeye üzülse sevap kazanır ve mertebesi artar.
Yeter ki, sabretsin ve isyan etmesin. Sıkıntı, musîbet, âfet, hastalık ve belâlar birer imtihandır. Gerçekte bu şekilde gelen sıkıntılar ve üzüntüler Cenab-ı Allah’n kullarına birer ikram ve ihsanıdır. Çünkü mü’min bu tür sınavlarla pek çok ecir ve sevap kazanır. Günahlarına keffâretü’z-zünûb olur. Hataları ve günahları silinir.
Kaybolan mal ve para sadaka sevabı kazandırır. İç hastalıkları, kanser ve bulaşıcı hastalıklardan vefat eden kimse şehid olur. Bazı hastalıklar da insanı velî makamına çıkarır.
Bir şey ya bizzat güzeldir. Buna hüsn-ü bizzat denir. Ya da sonuç itibâriyle güzeldir. Buna da, hüsn-ü bilgayr denir.
Cenab-ı Hak musibetleri karşılıksız ve mükâfatsız bırakmaz. Beyzâvî Tefsiri’ne göre: “Kim musîbet zamanında Cenab-ı Hakka yönelirse, Allah onun musibetini telâfî eder. Sonunu iyi yapar. Kulunun hoşlanacağı bir surette güzel bir halefini ihsan eder.”
Mesela: Depremde evi yıkılan bir mü’mine ondan daha güzelini nasip eder. Çocuğu vefat eden bir kuluna, daha hayırlı bir evlâd verir.
Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem: “Dinin yarısı sabır, yarısı şükürdür.” buyurmuştur.
İşte bu bakımdan bize düşen görev; sıkıntı ve musibetler karşısında sabretmek, tevekkül etmek ve dua etmektir.
Çünkü Cenab-ı Hak da Kur’ân’da: “Allah hiç kimseye gücünün yetmeyeceği ve kaldıramayacağı bir yük yüklemez.” buyurmuştur.
İşte bu yönüyle de sabretmemiz ve Allah’ın rahmet, bereket ve mükâfatı ile tesellî olmalıyız.
Çünkü Cenab-ı Hak: “Sabredenlerle beraberdir ve sabreden kullarını sever.”
İman, İslâm, ihlâs, sabır, şükür, ecir, sevap, mükâfât, Kur’ân ve sünnet üzere kalınız.
(Merhum İbrahim Günaydın’ın vefatından önce gönderdiği yazıları, rahmete vesile olması duasıyla yayınlıyoruz.)