İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir arayışın içindedir. Kimi huzuru malda mülkte, kimi makamda mevkide, kimi de şöhretin geçici alkışlarında arar.
Oysa insanın hakikî saadeti, inandığı değerlerle yaşamasında, hak ve adalet ölçülerini gözetmesinde, kardeşlik hukukunu korumasında saklıdır. Çünkü hayat, yalnızca yaşamak değil; imanla anlam kazanmak, ahlâkla güzelleşmek ve insanlığa faydalı olmak sanatıdır.
Bu ifadeler, bir inancın ötesinde, bir hayat nizamının kapısını aralar. Kâbe, gönüllerin yönünü birleştirirken şehadet kelimesi, insanın yaratılış gayesini hatırlatır. İslâm’ın özünde tevhid, adalet, merhamet, doğruluk ve kardeşlik vardır. Peygamber Efendimizin (asm) hayatı ise bu değerlerin en güzel örneğidir. Onun ahlâkını kendimize rehber edinmek, sözümüzü doğrulukla, davranışımızı merhametle, hayatımızı hak ve adaletle süslemek demektir.
Adaletin olmadığı yerde güven zedelenir, hakkın korunmadığı yerde huzur kaybolur. Bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu servetle değil; haklıya hakkını teslim etmesiyle, mazlumu korumasıyla ve insanı insan olduğu için değerli görmesiyle ölçülür. Saadet, yalnızca şahsî mutluluk değildir; başkasının huzuruna da katkı sunabilmek, kimsenin hakkına girmeden yaşayabilmektir.
Kardeşlik ise önce baba ocağında öğrenilir. Aynı sofraya oturan, aynı sevinci paylaşan, aynı acıda birbirine omuz veren insanlar, hayatın ilk dayanışma derslerini ailede alır. Arkadaşlık dost otağında olgunlaşır; okulda paylaşmayı, yardımlaşmayı ve birlikte başarmayı öğreniriz. İnsan, bulunduğu her ortamda güzel ahlâkıyla iz bırakmalıdır.
Beyazın siyah ile yan yana duruşu gibi, farklılıklarımız da bir bütünün güzelliğini meydana getirir. Renklerin birbirini tamamlaması gibi insanlar da farklı kabiliyetleri, düşünceleri ve hizmetleriyle topluma zenginlik katar. Mesele aynı olmak değil, farklılıklarımızla birbirimizi tamamlayabilmektir.
Peki, adamlık nedir? Gerektiği anda hakkın yanında durmak, haksızlığa karşı sesini yükseltmek, emanete sahip çıkmak ve zor zamanlarda sorumluluktan kaçmamaktır. Gerçek şahsiyet, menfaatin değil vicdanın sesini dinlemektir. İnsanlığın nuru da işte bu vicdanın alnında parlar.
Unutmayalım ki iman, yalnızca dilde kalan bir söz değil, hayata yansıyan bir hakikattir. Kardeşlik, yalnızca söylenen bir kelime değil, yaşatılan bir değerdir. Adalet, yalnızca savunulan bir fikir değil, her şartta uygulanması gereken bir ilkedir.
Öyleyse yönümüz Kâbe’ye, sözümüz hakikate, yolumuz adalete, gönlümüz kardeşliğe dönük olsun. Çünkü insanı yücelten makamı değil ahlâkı, serveti değil vicdanı, iddiası değil amelidir. Saadet, imanla aydınlanan, adaletle sağlamlaşan ve kardeşlikle güzelleşen bir hayatın adıdır.