"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Musîbetler ne anlatıyor?

Kübra ÖRNEK KORKMAZ
10 Kasım 2020, Salı
İnsanlık büyük bir erozyon içerisindedir.

Belki de tarihi bir süreç içerisinde, insanlığın bu kadar tökezlediği, bu kadar aşağılara düştüğü başka bir dönem yoktur. Zulümler almış başını gidiyor. Kuvvetli olan, mazlumu eziyor. Fakir, fukara borç sıkıntı içinde inler iken, zalimler mazlumları sömürüyor. Bu sömürü çarkını durdurmak ve İlâhî adaletin gereği olan şartları yerine getirmek için, insanlık hiçbir dönemde İslâma bu kadar muhtaç hale gelmemiştir. İslâmiyetin insana getirdiği değerler, insanı dünyada ve ahirette mutlu ve huzurlu kılan ve onu musîbetlerden koruyan değerlerdir. 

Geldiğimiz noktada insanlık büyük imtihandan geçiyor. Gerek içerideki, gerek dışarıdaki bütün yönetimlerde, paylaşım noktasındaki adaletsizlikler, ekonomideki dengesizlikler, yapılan haksızlıklar İlâhî gazabı celbediyor. Burada İlâhî bir ikaz ile karşı karşıyayız. Başta bütün Dünya’yı sarsan koronavirüs salgını, bütün düzenlerimizi değiştirdi. Bize büyük ders verdi. Yaşanılan hayatlar, fıtrata aykırı olduğu ve insanlar hadlerini aştıkları için İlâhî bir ikazla muhatabız. İnsanlık ders almadığı sürece, musîbetler birbirini takip edecektir. İzmir depremiyle birlikte son zamanlarda sıkça artan musîbetler, insanoğluna büyük mesajlar veriyor. Bunun için musîbetlerin dilini çözmek gerekiyor. Fay hattının  nerede kırıldığına, müteahhitlerin nelerden çaldığına baktığımız kadar, hakikî manevî sebeplerine de bakabilsek, kazançlı çıkacağız aslında. Çünkü musîbetlerin neden meydana geldiğini bilmeyip, çareler üretemezsek ardı arkası kesilmeyecek.

Öncelikle şu hakikati bilmek gerekiyor ki,  Zilzal Sûresi’nin ifade ettiği gibi küre-i arz hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor, bazen de titriyor. Allah, hikmetinin gereği olarak, zâhir esbâbı perde ediyor.  Gaflete dalarak bu hayatı tatlı görüp âhireti unutan, dünyanın fânî zevk ve lezzetlerine aldanan, Allah’ı bırakıp maddeye tapan, fânî şahısları putlaştırıp âciz mahlûklardan medet uman ehl-i dünyayı ve ehl-i gafleti îkaz ediyor. Ve deprem manen diyor ki: “Deve kuşu gibi başınızı gaflet kumuna sokmakla ölümden kaçamazsınız! Başınızı kaldırınız! Kendini tanıttırmak isteyen faal ve kudretli bir Zât’ın hârika işlerine bakınız! Siz başıboş olmadığınız gibi bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Her birisi çok hikmetli vazifeler peşinde koşturuluyorlar. Bir müdebbir-i Hakîm tarafından istihdam olunuyorlar.”

Evet, deprem hadisesi aslında kâinatın ne kadar düzenli ve intizamlı bir şekilde idare edildiğini gösteriyor. Bunu göremeyen ve okuyamayan insanoğluna maddî sallantılarla hatırlatıyor. Mu’cizevî bir şekilde ayakta duran Dünyamızda cereyan eden her hadise, Allah’ın izniyle meydana geliyor. Dolayısıyla musîbetler, tesadüf oyuncağı veya tabiat olayı değildir.  “Zîrâ, şu misafirhâne-i dünyada, nazar-ı hikmetle baksan, hiçbir şeyi nizamsız, gâyesiz göremezsin; nasıl, sen nizamsız, gâyesiz kalabilirsin? Zelzele gibi vâkıalar olan şu hâdisât-ı kevniye, tesadüf oyuncağı değiller.” 1 Tabiat denilen şey de Allah’ın kanunudur. Her şey O’nu göstermek için açılmış bir penceredir. İnsanın asıl vazifesi de, o pencerelerden bakıp Allah’ı tanımaktır. Madem depremler Allah’ın izniyle oluyor. O zaman akıllara şu soru geliyor. Peki, Allah neden başımıza musîbetleri getiriyor? Yoksa insanoğlu mu musîbetleri çağırıyor?

Şu hakikati defaatle hatırlamak gerekiyor. Zelzele, sel ve çığ gibi musîbetler sebepsiz değildir. Maddî sebeplerin yanında manevî sebepler de var. Umumî afet ve belâların manevî sebebi; insanlığı gaflet uykusundan uyandırmak ve Kâinatın sahibini tanıttırmaktır. 

İnsan ise, günahlarla, çirkinliklerle gazabı çağırıyor.  Bediüzzaman, âyet ve hadislere dayanarak depremlerin hakikî sebeplerini ve bize ne anlatmak istediğini izah ediyor. “Mâdem bir kısım hatâlar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümûllü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinâyetin fevkalâde çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura [meselâ yer kabuğuna], küllî vazifesi içinde ‘Onları terbiye et’ diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adâlettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.” 2 

Musîbetler, günahların neticesi olarak geldiği gibi, manevî mertebe kat etmek için de gönderilir. Musîbetlerden dersini alan her insan, kıvamını bulur. “Hayat musîbetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar.” 3 

Demek ki, fay hatlarını kırdıran, yer kabuğunu titreten, Allah’ın gazabını celbeden çok dehşetli sebepler var. Bunlar, zulümlerin, günahların, şirkin yaygınlaşması, iman hizmetinin sekteye uğraması gibi sebeplerdir. 

Bediüzzaman böyle umumî musîbetlerin umumun hatasından ileri geldiğini ifade ederek bunun izalesinin de yine umumun tövbe ve duâsıyla olacağını belirtmiştir. 

Bu nahoş olan hadiselerin arka planına baktığımız zaman, manevî çiçekleri görebiliyoruz. Zahirde musîbet olarak görülen afetler, aslında hayırlı sonuçlar doğuruyor. Günahı olanlara kefaret, masumlara da manevî mertebelerde basamak oluyor. Hikmetini görebilen herkes, zarar yerine büyük kazanç elde ediyor. İman derecesine göre hissesini alıyor. 

Müjde olsun bütün musîbetzedelere ki, fani malları sadâka hükmüne geçiyor, birçok günahları temizleniyor ve inşaallah deprem şehadetlerine vesile oluyor. Onlara yapılacak en büyük manevî yardımlar bunları anlatmak olsa gerek. İnsan başına ne gelirse gelsin, Allah’tan geldiğini bilip sabrederse ebeden kurtulacaktır. Deprem, zalimleri Cehenneme dökerken, inananları da Cennete koyuyor. Ne mutlu hakikî îmanı elde edenlere!

Velhasıl, deprem öldürmüyor. Depremin dördüncü, beşinci gününde sağ olarak bulunan masum bebekler, bunu  mu’cizevî bir şekilde ispat ediyor. Öldüren de yaşatan da Allah’tır. O’nun izniyle musîbetlerde vazifesini yapıyor. Belki zahiri sebep oluyor. Sabredenler için güzel neticeler veriyor. Bunu bilmek, tedbirle hareket etmek en güzel teselli... Yoksa korku ve panikten yaşayamaz hale geliyoruz. Ama iman ile korktuklarımızdan emin oluyoruz. Allah’ın azametine sığınarak huzur buluyoruz. Kaçmak çözüm değil, sabırla teslim olmak gerekiyor. 

Dipnotlar

1) Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 240. 2) Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 159. 3) Bediüzzaman Said Nursî Lem’alar, s. 16.

Okunma Sayısı: 1989
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı