Vasat çoğu zaman “orta yol” diye anlaşılır. Bu doğrudur; fakat tek başına bırakılırsa eksik kalır. Çünkü orta yol, her zaman iki ucun tam ortasında durmak değildir. Bazen hakikatin hakkı susmayı, bazen de sebatla konuşmayı gerektirir. Bazen geri çekilmek hikmettir; bazen geri çekilmek, hakkı eksik bırakmaktır.
Adalet de böyledir. Adalet, herkese aynı miktarda davranmak değil; her şeye hakkını vermektir. Bir çocuğa gösterilecek şefkatle bir zalime karşı takınılacak tavır aynı olamaz. Bir hatayı düzeltirken kullanılacak dil ile bir hakkı müdafaa ederken gösterilecek kararlılık da aynı görünmeyebilir. Fakat ikisi de yerinde olursa adalettir.
Bu yüzden vasat, gevşeklik değildir. Vasat, kuvvenin doğru yere sarf edilmesidir.
Risale-i Nur’da insanın kuvveleri anlatılırken2 ifrat, tefrit ve vasat mertebelerine dikkat çekilir. Kuvve-i gadabiyyenin tefriti korkaklık, ifratı tehevvür ve saldırganlık, vasatı ise şecaattir. Demek ki vasat, öfkenin tamamen söndürülmesi değildir. Öfke, nefis hesabına çalışırsa zulme ve intikama dönüşür; hak namına, adalet dairesinde ve hududunu aşmadan kullanılırsa şecaat olur.
Buradan önemli bir ölçü çıkıyor: Bir tavrın vasat olup olmadığını yalnız şiddeti değil; yönü, niyeti ve hududu belirler.
Bu ölçü “müfritane irtibat” meselesinde daha da görünür hâle gelir. İlk bakışta insan durup düşünür: Madem ifrat ve tefritten kaçınmak gerekiyor, “müfritane” nasıl olumlu bir manada kullanılabilir? Cevap, kelimenin nereye yöneldiğinde saklıdır.
Şahsa müfritane makam vermek zarardır. Bir grubu sorgulanamaz görmek zarardır. Aidiyeti hakikatin önüne geçirmek zarardır. Çünkü burada kuvvet, hakkın değil nefsin hesabına çalışır. İnsan sevdiği şeyi koruduğunu zannederken, bazen sevdiği sureti hakikatin önüne geçirebilir.
Fakat ihlâsta sebat, sadakatte metanet, kardeşlik hukukunda gevşememek başka bir şeydir. Eğer kuvvetli irtibat şahısperestliğe dönüşmüyor, hatayı görünmez kılmıyor, eleştiriyi susturmuyor ve hakikatin yerine grubu koymuyorsa; böyle bir bağlılık vasata zıt değildir. Bilakis dağılmaya, zanna, soğukluğa ve güvensizliğe karşı koruyucu bir istikamet hâline gelebilir.
Modern insan bazen aşırılıktan korktuğu için sadakatten de çekiniyor. Fanatizmi görüp uhuvveti zayıflatıyor. Kör bağlılıktan kaçarken hakikate kuvvetli bağlılığı da şüpheli görüyor. Oysa yanlış yoğunluklardan kaçmak, doğru yoğunlukları terk etmeyi gerektirmez.
Vasat, cansız bir denge noktası değildir. Bazen insanı durdurur, bazen yürütür. Bazen susturur, bazen konuşturur. Bazen mesafe koydurur, bazen bağı kuvvetlendirir. Ölçü şudur: Bu kuvvet nefsin mi, hakikatin mi hesabına çalışıyor?
Eğer bir bağ insanı şahsa esir ediyor, adaleti unutturuyor ve hatayı görünmez kılıyorsa vasat değildir. Fakat aynı bağ ihlâsı koruyor, kardeşlik hukukunu muhafaza ediyor ve insanı hakikate daha sadık hâle getiriyorsa, o kuvvetli irtibat vasatın ta kendisi olabilir.
Çünkü vasat, ortada durmak değil; hakkın durduğu yerde durmaktır.
Dipnotlar:
1. Said Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri, s. 214.
2. Said Nursî, İşârâtü’l İ’caz, s. 39, 40.