İnsanlar çoğu zaman ayrılıklardan korkuyor. Başka türlü düşünmenin, yeni yöntemler denemenin veya farklı alanlara yönelmenin mutlaka bölünmeye götüreceğini sanıyorlar. Oysa hayatın tabiî akışı buna pek benzemiyor.
İnsan bedeni bile farklı vazifeler sayesinde yaşıyor. Kalp başka bir iş görüyor, göz başka, beyin başka. Hepsi aynı görevi yapmaya kalksa beden ayakta kalamazdı. Toplum hayatında da durum farklı değil. Kimi eğitime yoğunlaşır, kimi neşriyata, kimi ilme, kimi gençlere, kimi sosyal meselelere. Bu çeşitlilik çoğu zaman zayıflık değil, zenginlik kaynağıdır. Asıl tehlike farklılaşmakta değil; teması kaybetmektedir.
Bediüzzaman’ın sevad-ı a‘zam bahsinde açtığı ufuk da biraz bu noktaya bakıyor. Mesele sadece sayıca çoğunlukta bulunmak değil; ümmetin geniş istikamet havzasıyla bağı koparmamaktır. Tarih boyunca bazı yorumlar bu geniş havzanın içinde kalarak farklı seslerle temas etmiş, aşırılıklarını törpüleyebilmiştir. Bazıları ise dar bir çevreye kapanıp yalnız kendi sesini duymaya başlayınca istikametten uzaklaşmıştır.
İnsan zihni böyle durumlarda kolayca aldanabiliyor. Sürekli aynı fikirleri duyduğunda onları sorgulamamaya başlıyor. Bir müddet sonra fikirler delile değil, alışkanlığa dayanıyor. Alışkanlık kimliğe dönüşünce de insan artık bir fikri savunmaktan çok kendi aidiyetini savunur hâle geliyor.
Grup psikolojisinde buna yakın bir durumdan söz edilir: Benzer düşünen insanların oluşturduğu kapalı çevreler, zamanla daha uç kanaatlere kayabilir. Çünkü içeride herkes birbirini aynı yönde besler; dengeleyici sesler ise giderek azalır. Bu yüzden hakikati koruyan şey yalnız sadakat değildir. Temas da gerekir. Çünkü insan en çok kendi yankısının içinde yanılabilir.
Tabiat da buna benzer bir ders verir. En canlı bölgeler çoğu zaman sınır bölgeleridir. Suyla karanın birleştiği yerlerde hayat daha zengindir; çünkü iki farklı dünyanın imkânları orada buluşur. Fikirler de böyledir. İnsan sadece kendisi gibi düşünenlerle konuştuğunda derinleşebilir; fakat zenginleşmek için başka pencerelere de ihtiyaç duyar.
Bu yüzden korkulması gereken şey farklı düşünmek değildir. Bazen farklı yollar açmak, yeni çalışma alanları oluşturmak ve başka yöntemler geliştirmek hayatın fıtrî bir neticesidir. Asıl korkulması gereken, kendi dışındaki bütün seslerle bağın kopmasıdır. Çünkü insan yalnız kendi sesini duymaya başladığında ifrat da mümkündür, tefrit de.
İstikamet, herkesin aynı yerde durmasıyla değil; farklı yerlerde duran insanların birbirini duymaya devam etmesiyle korunur. Hakikat çoğu zaman tek bir pencereden görünmez. Fakat pencereler birbirine kapanınca, görünen hakikat de daralmaya başlar.