"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Teması kaybetmek

M. Said BAYRAKLILAR
16 Eylül 2026, Çarşamba
Hakikatin Önüne Geçen Aidiyet -4

İnsanlar çoğu zaman ayrılıklardan korkuyor. Başka türlü düşünmenin, yeni yöntemler denemenin veya farklı alanlara yönelmenin mutlaka bölünmeye götüreceğini sanıyorlar. Oysa hayatın tabiî akışı buna pek benzemiyor.

İnsan bedeni bile farklı vazifeler sayesinde yaşıyor. Kalp başka bir iş görüyor, göz başka, beyin başka. Hepsi aynı görevi yapmaya kalksa beden ayakta kalamazdı. Toplum hayatında da durum farklı değil. Kimi eğitime yoğunlaşır, kimi neşriyata, kimi ilme, kimi gençlere, kimi sosyal meselelere. Bu çeşitlilik çoğu zaman zayıflık değil, zenginlik kaynağıdır. Asıl tehlike farklılaşmakta değil; teması kaybetmektedir.

Bediüzzaman’ın sevad-ı a‘zam bahsinde açtığı ufuk da biraz bu noktaya bakıyor. Mesele sadece sayıca çoğunlukta bulunmak değil; ümmetin geniş istikamet havzasıyla bağı koparmamaktır. Tarih boyunca bazı yorumlar bu geniş havzanın içinde kalarak farklı seslerle temas etmiş, aşırılıklarını törpüleyebilmiştir. Bazıları ise dar bir çevreye kapanıp yalnız kendi sesini duymaya başlayınca istikametten uzaklaşmıştır.

İnsan zihni böyle durumlarda kolayca aldanabiliyor. Sürekli aynı fikirleri duyduğunda onları sorgulamamaya başlıyor. Bir müddet sonra fikirler delile değil, alışkanlığa dayanıyor. Alışkanlık kimliğe dönüşünce de insan artık bir fikri savunmaktan çok kendi aidiyetini savunur hâle geliyor.

Grup psikolojisinde buna yakın bir durumdan söz edilir: Benzer düşünen insanların oluşturduğu kapalı çevreler, zamanla daha uç kanaatlere kayabilir. Çünkü içeride herkes birbirini aynı yönde besler; dengeleyici sesler ise giderek azalır. Bu yüzden hakikati koruyan şey yalnız sadakat değildir. Temas da gerekir. Çünkü insan en çok kendi yankısının içinde yanılabilir.

Tabiat da buna benzer bir ders verir. En canlı bölgeler çoğu zaman sınır bölgeleridir. Suyla karanın birleştiği yerlerde hayat daha zengindir; çünkü iki farklı dünyanın imkânları orada buluşur. Fikirler de böyledir. İnsan sadece kendisi gibi düşünenlerle konuştuğunda derinleşebilir; fakat zenginleşmek için başka pencerelere de ihtiyaç duyar.

Bu yüzden korkulması gereken şey farklı düşünmek değildir. Bazen farklı yollar açmak, yeni çalışma alanları oluşturmak ve başka yöntemler geliştirmek hayatın fıtrî bir neticesidir. Asıl korkulması gereken, kendi dışındaki bütün seslerle bağın kopmasıdır. Çünkü insan yalnız kendi sesini duymaya başladığında ifrat da mümkündür, tefrit de.

İstikamet, herkesin aynı yerde durmasıyla değil; farklı yerlerde duran insanların birbirini duymaya devam etmesiyle korunur. Hakikat çoğu zaman tek bir pencereden görünmez. Fakat pencereler birbirine kapanınca, görünen hakikat de daralmaya başlar.

Okunma Sayısı: 948
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • M. Said BAYRAKLILAR

    16.09.2026 23:27:50

    İskender Bey, “tabiat ders verir” ifadesine ilişkin ikazınız için ayrıca teşekkür ederim. Burada tabiatı müstakil bir fail veya hüküm koyan bir varlık olarak kastetmediğimi belirtmek isterim. Nitekim Risale-i Nur’da kâinatın bu şekilde tarif edildiği çok açık ifadeler var. Mektubat’ta Bediüzzaman, “Rabb'imizi bize tarif eden üç büyük, küllî muarrif var” dedikten sonra bunlardan birincisinin “şu kitab-ı kâinat” olduğunu söylüyor. Dolayısıyla kâinatta görülen nizam, çeşitlilik ve hikmetlerin insana bir hakikati göstermesi veya bir ders vermesi, Risale-i Nur’un bütünüyle yabancı olduğu bir ifade biçimi değil. İkazınız bu açıdan benim için istifadeli oldu. Allah razı olsun. Ömer Bey'e de güzel temennileri ve teşvikleri için teşekkür ederim. Yazının sizde karşılık bulması benim için ayrıca memnuniyet verici. Allah razı olsun. 🌿

  • M. Said BAYRAKLILAR

    16.09.2026 23:27:39

    Bu noktada “temas” kelimesinin fazla geniş bir anlam taşıdığı itirazınıza katılıyorum. Yazıda bunu daha açık tarif etmem gerekirdi. Her farklı sesle temas etmek faydalı değildir; bazı etkiler insanın istikametini de bozabilir. Dolayısıyla mesele dışarıdan gelen her fikre açık olmak değil, farklı fikir ve tecrübeleri hakikat, meşveret ve Risale-i Nur'un ölçüleri içerisinde değerlendirebilmektir. “Farklılaşma” konusunda da kastım hizmet esaslarından veya ortak istikametten kopmayı meşrulaştırmak değildi. İnsanların farklı kabiliyetlere, çalışma alanlarına ve yöntemlere yönelmesinin başlı başına bir ayrışma ve bölünme sebebi olmadığını anlatmaya çalıştım. Asıl mesele, bu farklılıkların ortak bir istikamet ve uhuvvet zemini içerisinde sürdürülebilmesi.

  • M. Said BAYRAKLILAR

    16.09.2026 23:27:07

    İskender Bey, öncelikle bu kadar dikkatli, yapıcı ve samimi bir müzakere yürüttüğünüz için teşekkür ederim. İfadelerinizde haddimizi aşan bir taraf görmedim. Bilakis yazının muğlak kalan taraflarını görünür hâle getirdiğiniz için istifade ettim. “Sadakat” ve “temas” konusunda yaptığınız ayrımın önemli olduğunu düşünüyorum. Benim yazıda “sadakat”i hakikate, uhuvvete, meşverete ve şahs-ı mânevîye bağlılığın karşısına koymak gibi bir maksadım yoktu. Aynı şekilde “temas”ı da hakikatin bir ölçüsü veya tek başına bir panzehir olarak görmüyorum. Asıl kastım, insanın veya bir grubun kendi kanaatlerini farklı deliller, tecrübeler ve bakış açılarıyla sürekli muhakeme edebilmesiydi. Bunun en sağlıklı zemininin de zaten meşveret olduğunu düşünüyorum.

  • İskender S.

    16.09.2026 17:41:06

    Bu kadar açık ve rahat tenkitler, eleştiriler yazabilme cesaretini de biraz sizin burada oluşturduğunuz hür ve demokratik yorum zemininden aldığımızı ifade etmek isteriz. Belki zaman zaman ifadelerimizde haddimizi aştığımız, fazla ileri gittiğimiz yerler de olmuştur. Fakat bunu şahsınıza karşı bir tavırdan ziyade, açtığınız bu serbest müzakere ortamının verdiği cesaretle, meseleleri samimiyetle konuşma gayreti olarak kabul etmenizi rica ediyoruz. Samimiyetinize ve affınıza sığınıyoruz; hakkınızı helâl ediniz.

  • İskender S.

    16.09.2026 17:37:47

    Son olarak, “Tabiat da buna benzer bir ders verir.” cümlesi, Risale-i Nur perspektifinden bakıldığında biraz problemli görünüyor. Çünkü tabiatın kendi başına ders veren, hüküm koyan veya hayatı meydana getiren bir fail olduğu izlenimini doğurabilir. Elbette yazının böyle bir itikadî iddia taşıdığını söylemiyoruz; muhtemelen kâinatta gördüğümüz nizam ve çeşitlilikten bir misal vermek istiyor. Fakat ifade biçimine biraz daha dikkat edilmesi gerekir. Risale-i Nur’da tabiat fail değil; fiillerin arkasındaki kudret ve iradeyi gösteren bir perde ve vesile olarak ele alınır. Dolayısıyla “tabiat ders veriyor” gibi şahıslandırılmış bir ifade edebî açıdan hoş olsa da, küfrü işmam eden bir çağrışım oluşturabilir. Bu sebeple daha dikkatli bir ifade tercih edilmesi kanaatindeyiz.

  • İskender S.

    16.09.2026 17:29:09

    Söylediklerinizin psikolojik altyapıs anlaşılabilir ve bazı teşhislerinize katılıyorum. Fakat farklılaşma, farklı fikir, farklı çalışma alanı, temas, aidiyet ve meşveret gibi birbirinden farklı kavramlar aynı çerçeve içerisinde birbirine yaklaştırılmış. Üstelik hangi somut probleme işaret edildiği de gösterilmediği için, eleştiri muğlak kalıyor. Bu kadar geniş bir hürriyet alanının hangi ihtiyaçtan doğduğunun ve meşveret sistemiyle sınırlarının nerede çizildiğinin somutlaştırılması gerekiyor. Daha net örnekler, nokta atışı eleştirler gelişme veya değerlendirme için daha istifadeki olur kanaatindeyiz.

  • İskender S.

    16.09.2026 17:26:42

    Nur talebelerindeki sadakat, eğer hakikate, uhuvvete, meşverete ve şahs-ı mânevîye sadakat ise, bunlar hakikati korumanın zaten parçalarıdır. “Sadakat” ile “hakikat” birbirinin alternatifi değildir. Temasın kendisi de hakikatin ölçüsü değildir. İnsan farklı çevrelerle temas ederek de yanılabilir; hatta farklı çevrelerin etkisi altında kendi istikametini kaybedebilir. Aynı şekilde bir topluluğun kendi içinde bulunmak da otomatik olarak “yankı odası” meydana getirmez. Bunun ölçüsü, delil, muhakeme, meşveret, istikamet ve hakikate bağlılıktır. Kendi çevremizle yetinmek, farklı delil ve tecrübelerden istifade etmemek muhakemeyi daraltabilir. Bu sebeple farklı fikirlerle temas faydalıdır. Ancak temasın kendisi hakikatin ölçüsü değildir; ölçü, alınan fikirlerin hakikat ve meşveret esasları içerisinde değerlendirilmesidir.

  • İskender S.

    16.09.2026 17:23:13

    Sadakat kime veya neye? Şahs-ı mânevîye mi, meşveret prensiplerine mi, hizmetin esaslarına mı, alınan kararlara mı? Temas neyle temas? Farklı düşünen kardeşlerle mi? Başka cemaatlerle mi? Cemiyetin dışındaki fikirlerle mi? Başka siyasî veya sosyal çevrelerle mi? Ayrıca temasın hakikati koruduğu hangi mekanizma üzerinden anlaşılıyor? Çünkü “temas gerekir” dediğimiz anda, bunun sınırı çizilmezse çok geniş bir önerme ortaya çıkıyor. Sanki bir topluluğun kendi içindeki ortak kanaat ve sadakat başlı başına bir riskmiş; dışarıdaki veya farklı düşünen seslerle temas ise hakikati koruyan zorunlu bir panzehirmiş gibi anlaşılabilir.

  • Ömer

    16.09.2026 12:54:49

    Bu yüzden korkulması gereken şey farklı düşünmek değildir. Bazen farklı yollar açmak, yeni çalışma alanları oluşturmak ve başka yöntemler geliştirmek hayatın fıtrî bir neticesidir. Asıl korkulması gereken, kendi dışındaki bütün seslerle bağın kopmasıdır. Çünkü insan yalnız kendi sesini duymaya başladığında ifrat da mümkündür, tefrit de. İstikamet, herkesin aynı yerde durmasıyla değil; farklı yerlerde duran insanların birbirini duymaya devam etmesiyle korunur. Hakikat çoğu zaman tek bir pencereden görünmez. Fakat pencereler birbirine kapanınca, görünen hakikat de daralmaya başlar. Kaleminize sağlık tebrikler hocam 👏👏👏🌅

  • Ömer

    16.09.2026 12:20:49

    Bu yüzden korkulması gereken şey farklı düşünmek değildir. Bazen farklı yollar açmak, yeni çalışma alanları oluşturmak ve başka yöntemler geliştirmek hayatın fıtrî bir neticesidir. Asıl korkulması gereken, kendi dışındaki bütün seslerle bağın kopmasıdır. Çünkü insan yalnız kendi sesini duymaya başladığında ifrat da mümkündür, tefrit de. İstikamet, herkesin aynı yerde durmasıyla değil; farklı yerlerde duran insanların birbirini duymaya devam etmesiyle korunur. Hakikat çoğu zaman tek bir pencereden görünmez. Fakat pencereler birbirine kapanınca, görünen hakikat de daralmaya başlar. Kaleminize sağlık tebrikler 👏👏👏🌅

  • Mehmet Said Bayraklılar

    16.09.2026 10:38:33

    Müjdat Bey’e de güzel sözleri için ayrıca teşekkür ederim. Allah hepimizi hakikate bağlılıkta ve birbirimizi dinlemede muvaffak kılsın.

  • Mehmet Said Bayraklılar

    16.09.2026 10:38:26

    Allah razı olsun. Burada kastettiğim sevad-ı a‘zamı siyasi bir çoğunluk anlamında kullanmak değildi. Zaten yazının tamamında da mesele siyasi bir tercih üzerinden ele alınmıyor. Ancak Âsâr-ı Bediiye’de geçen “Sevad-ı azama et, tebaiyyet, refakat” ifadesinin devamındaki bağlamın yalnızca maişet ve geçim tarzıyla sınırlı olduğunu düşünmüyorum. Bediüzzaman hemen ardından “Ekseriyet-i ümmet; dayandı ehl-i sünnet, oldu ehl-i cemaat. Alevîlikte vardı azîmet ve salâbet. Ekalliyette kalan bir kısmı en nihayet rafiziliğe dayandı” diyerek meseleyi ümmetin ekseriyeti, Ehl-i Sünnet ve farklı dinî yönelişler bağlamında ele alıyor. Benim yazıda vurguladığım nokta da tam olarak burasıydı: Farklılaşmak başlı başına problem değildir; farklılaşan insanların daha geniş bir istikamet ve ümmet havzasıyla temasını kaybetmesi problemdir. Bu sebeple sevad-ı a‘zam bahsini “herkes aynı şekilde düşünmeli ve yaşamalı” şeklinde değil, farklılıklar içinde ortak istikametle irtibatı koruma açısından ele aldım.

  • Abdullah

    16.09.2026 09:22:02

    Süleyman Kösmene, 04 Şubat 2016 tarihli Yeni Asya'da,Sevad-ı Azam meselesini delilli,kaynaklı olarak izah ve ispat etmiştir.O makaleye bakılabi lir.Başkaları siyaset manasımda anlyor lar ki bu doğru değildir.Bu iktisadi bir tabirdir.Geçim,maişetle alakalıdır. Çok

  • Abdullah

    16.09.2026 05:48:25

    Sevad-ı Azam; çoğunluğun geçim, maişet seviyesidir.Bu kavrsmın siyaset le alakası yok.Çoğunluk nasıl geçiniyor sa,onlar gibi olmak,onlar gibi yaşamak, onlar gibi yiyip,içmek,giyinmektir.Siya setle Karıştırılmsmalıdır.

  • Müjdat Bayar

    16.09.2026 05:16:38

    Allah razı olsun. Düşüncelerime tercüman olmuşsunuz.Tam da budur!

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı