İslâm tarihinde medrese, sadece ders okutulan bir mekân değil; ilmin, düşüncenin ve insan yetiştirmenin merkezi olmuştur.
Bediüzzaman Said Nursî’nin gençlik yıllarından itibaren üzerinde durduğu meselelerden biri de Doğu medreselerinin ihyası ve yeniden çağın ihtiyaçlarına cevap verecek bir yapıya kavuşturulmasıdır.
Bediüzzaman’ın “Kürdistan’daki medaris-i münderise ihya olacak” sözü, bugün üzerinde yeniden düşünmemiz gereken önemli bir tesbittir. Çünkü mesele sadece geçmişteki medreseleri yeniden canlandırmak değildir. Asıl mesele, medrese geleneğini çağın ilim anlayışıyla buluşturmaktır.
Bediüzzaman bunun için Medresetüzzehra projesini ortaya koymuştu. Onun tasavvurunda dinî ilimler ile fen ilimleri birbirinin alternatifi değildi. Bilakis hakikatin farklı yönlerini gösteren iki kanat gibiydi.
Bugün de aynı ihtiyacın devam ettiğini görüyoruz. Arapça, sarf ve nahiv, fıkıh, tefsir ve hadis gibi temel ilimlerin yanında fizik, kimya, biyoloji, matematik ve çağdaş düşünce de bilinmelidir. Çünkü kâinat kitabını okumadan Kur’ân’ın kâinata bakan mesajlarını tam anlamak kolay değildir.
Bediüzzaman’ın “akıl, kalb ve vicdan” dengesine verdiği önem burada ayrıca hatırlanmalıdır. Sadece akılla yürümek insanı tek boyutlu bırakabileceği gibi, sadece duygu ve taklitle hareket etmek de düşüncenin gelişmesini engelleyebilir.
İlimde taklit yerine tahkik, taassup yerine müzakere, şahıs merkezli anlayış yerine hakikat merkezli yaklaşım gerekir. Büyük âlimlere hürmet etmek, onların her söylediğini sorgulanamaz hale getirmek değildir. Bilakis onların açtığı ilim yolunda yürümek, gerektiğinde yeni meseleler üzerinde düşünmek ve araştırmaktır.
Bediüzzaman’ın Muhakemat ve Münazarat gibi eserleri bu açıdan bugün de önemini korumaktadır. Bu eserler, yalnızca geçmiş meseleleri açıklayan kitaplar değil; doğru düşünmenin, delille hareket etmenin ve hakikati araştırmanın yöntemini gösteren eserlerdir.
Medreselerin ihyası, geçmişi aynen tekrar etmekle değil; geçmişin ilmî mirasını çağın ihtiyaçlarıyla buluşturmakla mümkündür.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, din ile fen arasında duvar örmek değil, ikisini hakikatin farklı pencereleri olarak değerlendirmektir.
Bediüzzaman’ın asırlık projesinin ruhu belki de tam burada yatmaktadır: İlim, iman ve hür düşünceyi aynı zeminde buluşturmak.