Bediüzzaman Hazretleri ittihad-ı İslâm konusunda, başta Osmanlı Padişahlarından Yavuz Selim’e biat ettiğini belirterek bu hususta emeği geçenleri bilhassa Osmanlının son zamanlarında ittihad-ı İslâm fikrini bir kurtuluş yolu olduğu fikriyle gündeme getirip gazetesinde tartışmaya açan Namık Kemal başta olmak üzere bir kısım âlim ve hocaları zikretmiş ve ittihad-ı İslâm fikrinde müttefik olduğu kişilerle ilgili şu ifadelerde bulunmuştur:
“Elhasıl: Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira, o vilâyat-ı şarkiyeyi ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki şarklılar, o zamanki şarklılardır.”
“Bu meselede seleflerim, Şeyh Cemaleddîn-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin ve ittihad-ı İslâmı hedef tutan Namık Kemal ve Sultan Selim’dir …” (ESDE, Divan-ı Harb-i Örfî, s.125.)
Hatta o meşhur müdafaanamesine Yavuz Selim’in Müslümanlar arasındaki ihtilafın, bölünmüşlüğün verdiği ızdırabın kabirde dahi kendisini rahatsız edeceğini belirttiği ve Müslümanların ittihadının ve birliğinin ise düşmanları defetmede yegane çare olduğu hakkındaki şu şiirini de nakletmiş:
“İhtilâf ü tefrika endişesi,
Kûşe-i kabrimde hatta bîkarar eyler beni.
İttihadken savlet-i a’dâyı def’e çaremiz;
İttihad etmezse millet, dağdar eyler beni.”
İttihad-ı İslâm meselesinde seleflerim diye zikrettiklerinden olan Sultan Selim’in şiirinde İslâm birliği kavramı geçmiyor fakat Onun icraatları İslâm birliğine hizmet etmiştir. Yavuz Sultan Selim Osmanlı Ülkesi mücavir alanlarında müslümanlar arasında nerede bir kargaşa, sürtüşme görse müdahale etmiş ve İstanbul’dan Mısır’a kadar gitmiştir. Osmanlılar için ilk başlarda sembolik bir hüviyeti olan hilafeti İstanbul’a getirmiş, lakin halife ünvanını baskın bir vasıf olarak çok kullanmadığı rivayet edilmektedir.
Üstadın “seleflerim” diye zikrettiği diğer şahısların sadece “bu meselede” kaydı düşerek bahsetmesine de ayrıca dikkat etmek gerekir. Yoksa mezkür şahısların bütün meslek, meşrep, usül, metod, hal, ahval, fikir ve davranışlarını esas ölçü almadığı da gayet açıktır. Dikkat edilirse Üstad Bediüzzamân Hazretleri, saydığı isimler için “bu mes’elede seleflerim” tesbitini aktarır. Yani ittihad-ı İslâm konusunda saydığı isimlerle müttefiktir. Yoksa her konuda onlarla müttefik olduğunu göstermez.
Diğer taraftan Said Nursî Meşrutiyet’in ilan edilmesi sürecinde bir kısım makalelerini yayınladığı Volkan gazetesi Başyazarına hitaben ve aynı gazetede yayınlanmış yazısında, ittihad-ı İslâmın asker-sivil ayırımı yapılmaksızın herkese, bilhassa bütün mü’minlere şamil olduğunu ve inhisarcılık yapılmaması gerektiğini, İslâmî değerleri koruma çaresi ve gayretinin umumun vicdanlarında ma’kes bulduğunu bildirdiği makalesinde; “Hem de anlaşıldı ki, ittihad-ı İslâm, umum askere ve umum ehl-i imana şâmildir. Hariç kimse yoktur.” (ESDE, s. 79.)
—Devam edecek—