Doğup büyüdüğüm ilçede genç yaşımda istemediğim halde bana verilen şimdiki adı ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü gibi kısmen de olsa dünyalık olan bir makama sahip idim. Çocukluktan beri tanıdığım ve sevdiğim dost ahbap çevresi ile beraber oldukça ferahlı, geniş iki katlı bir evde huzurlu ve rahat bir hayat geçiriyordum.
Asıl olan Allah’ın hesabıdır gerçeğini düşünmeden, kendi kendime bu güzel memleketimde, güzel evimde makam mevkinin verdiği aldatıcı şan şerefle işime devam eder, emekli olur, ömrümün sonuna kadar burada hayatıma devam ederim hayallerini kuruyordum.
Yüce Allah’ın asıl olan hesabını görmezden gelerek bir çok insanın gıpta ile baktığı bu şaşaalı hayatımın verdiği aldatıcı gafletle dünyalık makam mevkilerin, şan şereflerin geçici olmakla beraber Nur talebeleri için tehlikeli olduğunu maalesef düşünmüyordum.
Hz. Peygamberin; ”dünya sevgisi bütün hataların başıdır.” şeklindeki dikkat çekici ifadelerinden de bihaber olduğum gibi; Üstad Bediüzzaman’ın; ”bu hizmet-i Kur’âniyede bulunanlar ya onlar dünyaya küsmeli veya dünya onlara küsmeli...” şeklindeki enteresan tespitlerinden sonradan haberdar olduğumdan, bu dikkat çekici ifadeler istikametinde maalesef hareket etmiyordum.
Bu tavsiye ve ikazlarından bîhaber olduğumdan bana sunulan makam ve mevki ile din-i mübine çok daha iyi hizmet edeceğimi zannediyordum. Ama nafile... Makam mevkinin beraberinde getirdiği vazife ve sorumlulukları hakkıyla yerine getirmenin meşgaleler Nurlar’la iştigal ederek gereği şekilde hizmetlerde bulunmama ciddi manada engel oluyordu.
Sağ sol sürtüşmelerin ve çatışmalarının yaşandığı o dönemde sol görüşlü öğretmenlerin ve aynı görüşteki çevrelerin ayağımı kaydırmak için bana yönelik yaptıkları iftira ve saldırılarına karşı gençliğin verdiği cesarete ilave olarak makam mevkinin tanıdığı yetkileri kullanarak kendimi korumak adına çoğu zaman bazı öğretmenlere haddini aşan cezalandırmalarda bulunuyordum maalesef.
Nihayet yapılan seçimde az fark ile de olsa Adalet Partisi seçimi kaybetmiş; Refah-Sol koalisyon hükümeti iktidara gelince artık benim için yolun sonu gelmişti.
Fırsat kollayan sol çevrelerin hakkımda yaptıkları yalan ve iftira yüklü şikayetler neticesinde o zaman PKK’nın katliamlar yaptığı Diyarbakır’da sınıf öğretmeni olarak soluğu almıştım.
Bir sene kadar Diyarbakır’ın Hani ilçesinde çok tehlikeli ve zor şartlar içinde çalıştıktan sonra yapılan senato seçimlerinde Adalet Partisi çoğunlukla seçimi kazanınca sol iktidar istifa etmek zorunda kaldı ve Adalet Partisi tekrar başa geldi.
Dost ahbap çevrelerinin ısrarları üzerine tekrar eski vazifeme geri döndüm. Velakin bu defa da iktidarda 12 Eylül darbesini yapan hak hukuk tanımayan darbeci cuntacılar vardı. Maalesef sudan bahanelere beni yine ikinci defa Diyarbakır’a yolladılar.
Daha çok iman Kur’ân hizmetlerinde bulunurum diyerek kabul ettiğim makam mevkilerin aldatıcı olduğunu anlamış oldum ve maruz kaldığım malum sıkıntıların da bir yönü ile hakkımda birer şefkat tokatları olduğunu öğrenmiş oldum.