"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Beşinci Şua Dördüncü Mesele - Allah’ın Adını Silmek-Dördüncü Mesele-1

Mustafa Eren BOZOKLU
08 Eylül 2026, Salı
1793 yılının Kasım ayında Paris’teki Notre-Dame Katedrali’nin kapılarına bir tabela asıldı:

Akıl Tapınağı. Fransız Devrimi’nin en sert dönemeçlerinden biri yaşanıyordu ve devrimciler Tanrı’yı kamusal alandan tamamen silmek istiyorlardı, onun yeri vicdanlardı, hatta hiç görünmese daha iyi olurdu. Kilise çanları eritildi, din adamları sürgüne gönderildi, takvimin başlangıcı bile yeniden kurgulandı; Devrimin tarihi takviminin başlangıcı sayıldı. Notre-Dame’ın sunağına özgürlük heykeli yerleştirildi ve burada Yaratıcı için değil, beşerî akıl için görkemli seküler törenler düzenlendi.

Fakat bu radikal durum iki yıldan fazla sürmedi. Robespierre bizzat bu seküler çılgınlığa karşı çıktı ve uygulamadan vazgeçildi. Neden vazgeçildi, çünkü sosyolojik dinamikler göz önüne alınmamıştı. Açık inkâr ve kaba kuvvet, daima sert bir toplumsal direniş üretir. Yaratıcıyı kamusal alandan söküp atmaya çalışan her hareket, söktüğü yerde derin bir yara bırakır ve o yara etrafında toplumsal hafıza kristalleşir. İktidar bu tarihsel dersi aldı ve bir daha asla aynı hatayı tekrarlamamaya gayret etti.

Aradan yüz kırk yıl geçti. 30 Ocak 1932 tarihinde İstanbul Fatih Camii’nin minarelerinde Hafız Yaşar Okur’un sesinden farklı bir ezan sesi duyuldu. İsm-i Celâl, Arapçadan Türkçeye çevrilmişti. İslam’ın kamusal bir sembolü köklü bir dönüşüme uğra(tıl)mıştı. Kimse Fatih Camii’nin kapısına Akıl Tapınağı tabelası asmamıştı, Allah’ı açıkça inkâr edenlerin sayısı son derece azdı ve camilerin kapıları açıktı.

Yine de yapılan müdahale son derece çarpıcı, planlı ve kalıcıydı: Bu defa Allah’ın adı silinmemiş, 1300 yıllık çağrının şekli değişmiş, o adın yankılandığı zamanlar ve mekânlar yavaş yavaş dönüştürülmeye başlanmıştı. Görünürde açık bir inkâr yoktu fakat kasıtlı bir susturma, tanıdık ve kadim sesin kamusal alandan dışlanması vardı. Merkezi iktidar 1793’teki tecrübeden bir şey öğrenmişti: Allah’ı doğrudan inkârla değil, O’nun adının anıldığı kurumları, anları ve mekânları kuşatarak ilerlemek gerekirdi. 1932’deki uygulama, işte bu tarihi hafızanın rafine bir tekrarından ibaretti.

Said Nursî, bu siyasetli mekanizmayı çok önceden hadis metinlerinin tevilinde açıkça okumuştu. Aldatmakla iş görecek olan Süfyan böyle davranacaktı. Nursî, “Ahir zamanda Allah Allah diyecek kalmaz” hadis rivayetini sadece lafzî düzeyde ele almadı; derinlemesine tahlil yapmaya girişti ve hayati bir ayrım yaptı: Bu rivayet insanların toplu şekilde Allah’ı inkâr edeceği anlamına gelmez; çünkü kâinatın düzenini gören bir aklın Yaratıcı’yı inkâr etmesi aklın kendi kendini inkâr etmesi kadar zordur.

Asıl tehlike, Allah’ın adının anıldığı tekkelerin, medreselerin susması, İsm-i Celâl’in tahtından edilmesidir. Mesele kurumsal düzeyde kamusal bir susturma operasyonudur. Susturma fazla gürültü çıkarmadan ilerler ve fark edilmeden kabul görür. Tarih boyunca dinî hafızayı yok etmeye çalışan tüm seküler müdahaleler, doğrudan imha edemedikleri kutsal değerleri dönüştürerek veya görünmez kılarak etkisizleştirmeyi amaçlamıştır. Bu sebeple kamusal alandaki sembolik kayıplar, toplumların kolektif şuurunda telafisi güç tahribatlar bırakır. Kutsalın kamusal alandan çekilmesi, toplumların manevi köklerinden koparak tamamen kimliksizleşmesine ve kendi öz değerlerine yabancılaşmasına açıkça zemin hazırlar. Toplumsal direnç ve şuur ancak bu sinsi sürecin farkına varılmasıyla yeniden inşa edilebilir.

Okunma Sayısı: 176
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı