"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Topuz ve nur metaforu: Çıkış nerede? - Eski Türkiye’den yeni Türkiye’ye-3

Mustafa KERTMEN
01 Eylül 2026, Salı
Eski Türkiye’de tepeden inme ve otoriter bir yöntemle toplum sekülerleştirilmek istenirken; Yeni Türkiye’de bu metodun farklı bir versiyonuyla toplum tepeden inme bir yöntemle dindarlaştırılmaya çalışılmaktadır. Oysa toplumsal mühendislik hedeflerine güçle ulaşma arzusu her zaman hüsranla sonuçlanmıştır.

Bediüzzaman Said Nursî’nin “Topuz bu zamanda kalpleri ıslah etmez. Elimizde topuz yok, Nur var. İki elimizle nura sarılmalıyız” ikazı tam da bu dönemin sosyolojik reçetesidir. Siyasî güç, idarî baskı ve devlet imkânları birer “topuz”dur; topuz ise zihinleri ikna etmez, kalpleri kazanmaz, aksine nefret ve direnç üretir. Kalpleri ıslah edecek olan şey baskı değil; samimiyet, adalet, hürriyet ve ihlâsı temsil eden “Nur”dur.

İhlâs, Samimiyet ve Mikro Halkaların Sessiz Direnişi

Cemaatlerin ve STK’ların var olan iktidar gücünün imkânlarından, gayrimenkul ve ikbal yüklerinden arınarak o saf ve ilk günkü hallerine dönmeleri, özgün sivil konumlarına kavuşmaları kuşkusuz hayati bir gerekliliktir. Ancak elde edilen mülkiyet ve iktidar konforunu tepe yönetimlerin gönüllü olarak terk etmesi oldukça zordur.

Bu noktada kitlesel ve radikal kopuşlardan ziyade, yapının kılcal damarlarında varlığını sürdüren mikro ölçekli bağımsız halkalar hayatî bir önem kazanmaktadır. Bu küçük gruplar, ana gövdenin resmî söylemine ve iktidar ilişkilerine mesafeli durarak kendi içlerinde hakikati, adaleti ve samimiyeti yaşatırlar.

Bu yapaylaşma ve güç sarhoşluğu çağında savrulmadan var olabilmenin ilk şartı ihlâs ve samimiyettir, ardından ise fikrî derinlik gelir. Çıkar hesabı olmayan, ikbal peşinde koşmayan, gösterişten uzak bu mikro tefekkür adacıkları; bürokratikleşmiş devasa kurumların kaybettiği o ahlâkî temsili sessizce muhafaza ederler. Geleceğin toplumsal ve manevî ihyasını hazırlayacak, dinden ve kurumlardan soğuyan gençliğe birer sığınak olacak yegâne güç de bu mikro halkaların biriktirdiği gösterişsiz ihlâs ve birikim olacaktır.

TARİHî PARALELLİK VE SEMBOLİK BİR KAPANIŞ

Eski Türkiye’nin kuruluş yıllarında, Tek Parti iktidarı döneminde partili Cumhurbaşkanlığı sistemi vardı ve o dönemin katı seküler politikaları doğrultusunda camilerin kapılarına kilit vurulmuş, toplumsal din eğitimi baskılanmıştı.

Yeni Türkiye’de de biçimsel olarak yine Tek Parti dönemini andıran Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi yürürlüktedir. Ancak dikkate değer fark şudur: Tek Parti döneminde dine mesafeli politikalar sebebiyle manevî mekânlar fiziken kısıtlanırken; Yeni Türkiye’de ise dindar aktörlerin döneminde, kurumsallaşmanın getirdiği şekilcilik ve dünyevîleşme sebebiyle camiler ve manevî alanlar zaman zaman o eski samimî coşkusunu ve manevî derinliğini kaybetme riskiyle yüzleşmiştir. Bununla birlikte, kurumsal yapıların yaşadığı bu dönemsel samimiyet ve temsil kayıplarına rağmen; köşesinde ihlâsla, samimiyetle ve nura sarılarak hakikati dert edinen o küçük halkalar, yarınlara kalacak olan yegâne sahih damardır.

Okunma Sayısı: 147
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı