"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çanta

Muzaffer KARAHİSAR
10 Şubat 2021, Çarşamba
Anadolu insanlarının gönül dünyası, hayatın renkleriyle olgunlaşıp şekillenirmiş.

El emeği, alın teri, göz nuru ile kazanılan helâl rızık, bereket hazinesi olarak inanılır. İnsanların ufkunu açacak, ışık tutacak, yol gösterecek renkli, bereketli, zengin kültür değerleri, ibretli insan hikâyeleri vardır.

Bitlis’in yüksek dağlarının yalçın kayalıklarına yaslanmış, tepe üstünde şirin bir köyde doğmuş Cihat. Küçük yaşta hayata yaylada başlamış. Yemyeşil otlakları mesken edinmiş. Sürü peşinde koşmuş, kuzuları kucaklamış, hayvanları sevmiş. Zaman olmuş, ıssız dağların enginliklerinde kuşlarla, kelebeklerle, çiçeklerle iç içe olmuş. Derenin akışını görmüş, rüzgârın sesini dinlemiş. Zaman olmuş steplerde, bozkırlarda, köy yollarında koşarak geçmiş günleri.

İlkokula başlayınca duyguları, dünyası, hayalleri birden değişmiş. Başka bir sevinç ve heyecan sarmış içini. Hayvanları çok sevse de okuma yazmaya hevesi daha da ağır basmış. Yazmak, çizmek, anlamak istiyor her şeyi. Kitaplar kucağında, sevinçle koşarak okula gidip geliyordu. Herkesin renkli, cicili, parlak okul çantası var, Onun yoktu! Kalabalık ailede, her istenenin alınmayacağını bilse de annesine nazlanıp çanta istedi. Çocuğun masum gözyaşları, annesini razı etmişti. Baban, Bitlis pazarına derileri götürecek. Söyleyelim de alsın, dedi. 

Hayvan ölümlerine ailede kimse bir anlam veremiyordu. Babası, günaşırı ölen hayvanlara üzülüyordu. Düşünceli vaziyette ölmüş hayvan derilerini atın terkisine yüklüyordu. Çanta sevinciyle uyuyan Cihat, gece rüyasında renkli çantalar görmüştü. Erkenden kalktı, annesine çantayı hatırlattı. Babasını uğurlarken annesi, bak! Cihat ne istiyor, dedi. Babasının bakışlarından biraz tedirgin oldu. Annesine yaklaşıp başını önüne eğdi. Ürkek ve heyecanlıydı. Babası, önüne bakan Cihat’ın eski pantolonu ve ayağındaki delik lastik ayakkabıları gösteriyor sandı! Zamanı gelince bakarız, alırız dedi…

Annesi o değil, o değil!.. Okul çantası istiyor, dedi. Babası bir derilere, bir Cihat’a baktı, baktı… Başını iki tarafa salladı. Mırıldanarak zamane çocukları, dün okula başlamakla çanta filan… Baytar mı kesilecek başıma! Zaten masraf çok, para yok. Dese de konuşmasından kimse bir şey anlamadı. Atı mahmuzlayıp hızlıca giden atın ayaklarından sıçrayan çamurlar, kurşun gibi savruluyordu. Dağların eteğinden kıvrılıp giden yolda gözden kayboldu. Arkasından bakan Cihat, bu şehir, şehir dedikleri nasıl bir yer acaba? diye içinden geçirdi… 

Babası şehre varınca derileri, sattı. Dericiye, at dışarıda bağlı. Geçerken alırım, diye oradan ayrıldı. Çarşıda alış veriş yaparken seyyar çanta satıcı gördü. Renkli, güzel çantalar… Cihat’ın masum duruşunu hatırladı. Kalabalık ailede kıt kanat idare ve geçim sıkıntısı! Yine de Cihat için satıcıdan güzel bir çanta beğendi. Hayvanlara ilâç aldıktan sonra işler bitince dericiye uğradı. Elindeki çantayı yan tarafa bırakıp aldıklarını heybeye yerleştirdi.

Dükkânın dışından bir kişi avazı çıktığı kadar bağırıyordu! Yol kenarındaki atın sahibi kim? Cankurtaran geliyor. At ürkerse, üstündeki eşyalarla perikir kaçar! Dericiye eyvallah, diyebildi. Acele ile koşarak dışarı çıktı, atına atlayıp köy yoluna koyuldu. Köye yaklaşınca çantayı hatırladı! Hayli uzaklaşmıştı. Haftaya dericiden alırım, diye düşündü, yola devam etti.

Cihat çanta heyecanıyla akşamı zor etmişti. Okuldan çıkınca sokağa gitmedi. Annesine yardım ediyor, ne isterse yapıyordu. Koşarak iş görüyordu. Koyun sağmaya kova getiriyor, kuzuları ayırıyor ne söylense yapıyordu. Akşam gelecek çantanın yolunu gözlüyordu.

Babası at üstünde, uzaktan göründü. Çocuk kalbi, sevinçten yerinden fırlayacak gibiydi. Koşarak babasını karşıladı. Gözleri gelen eşyaların arasında çanta arıyordu. Atı çekip ahıra götürdü. Eşyaları taşıdı. En son heybenin içine baktı, ama çanta görünmüyordu! Hayal kırıklığına uğramıştı. Belli etmedi, bir kenara çekilip oturdu. Bir şey demeden gizlice ağlamıştı. Üzüntüye dönen hayali, köpek havlamalarına, kuzu seslerine karışıp gitmişti. Belki parası yetmedi haftaya alır, diye ümidini yeniledi. Çocuk aklıyla yine çantanın hayaline döndü. Kitaplarını bez torbasında omzuna takıp okula koştu, koştu… Dünyasını kaplayan çanta hevesi, sevgisi, arzusu duygularını sarmış, unutamıyordu.

Babası ertesi hafta çantayı almak için dericiye uğramıştı. Derici, çanta çok güzelmiş, bizim çocuk götürdü. Parasını vereyim, aynı yerden bir daha al! dedi. Cihat’ın babası, seyyar satıcıydı, bulamam dese de nafile. Üstelik her hafta getirdiği derileri alacak ondan başka derici de yoktu. Çaresiz sustu, üzüldü, içine attı, eli boş geri döndü! 

Aradan yıllar geçmişti. Cihat azimli, kararlı ve çalışkan bir gençti. Veteriner Fakültesi son sınıfta, üniversite eğitiminin yanında Risale-i Nurlar’ı da tanımıştı. İnançlı bir genç olarak izne gelmişti. Ailede herkes sevinçliydi. Babasına aldığı hediye için çantayı açtı. Çantanın bir gözünde veteriner ilâçları, öteki gözündeki Seyda’nın kitapları, babasını mest etti. Cihat, elini öpüp hediyesini verdi. Yaşlı adamı oğlunun sevgisi ve saygısı mutlu etmişti. Artık hayvanlar telef olmayacaktı… Hayali yıllar öncesine gitti. Çanta hikâyesi gözünün önüne geldi. “baytar mı kesilecek başıma!” dediğini hatırladı…

Okunma Sayısı: 1228
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı