"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hz. Meryem’in iffetine dil uzatılamaz!

Prof. Dr. İlyas Üzüm
08 Ocak 2022, Cumartesi
Problem, İslâm’ın ‘bilgi metodolojisini’ dikkate almamaktan kaynaklanıyor!

Son yıllarda, İlahiyat Fakültelerinde görev yapan bazı akademisyenlerin genel İslâmî anlayışlara aykırı, temelsiz, sahih bilgilerle örtüşmeyen açıklama ya da yorumları zaman zaman medyaya yansıyor, gündeme geliyor. Bazen temel İslâm inançları bazen ibadetler bazen de muamelata ilişkin bu tür yorum ya da açıklamalar toplum çoğunluğu tarafından haklı tepkilere yol açıyor. Bunun son örneği, geçtiğimiz günlerde bir İlahiyat hocasının Hz. Meryem’in iffetine dil uzatan beyanları oldu. Medyaya ses kaydı olarak düşen, ilgili üniversitenin yaptığı açıklamaya göre ise senelerce önce yapılmış bir mezuniyet konuşmasının bir parçası olduğu söylenen konuşmada şu ifadelere yer veriliyor: 

“Yani aslında, hani biz ‘babasız-mabasız doğdu’ da bir de o çocuğun dünyasından bakın babasız doğmaya. Bu, aslında bize anlatılmayan hikâyedir. (Bir öğrenci ‘o kısım yalandır’ deyince), bilmem. Ama çok önemli bir cümledir. ‘Sen de ben küçükken beni bırakıp bir yere gidiyordun.”

Bugün itibariyle İlahiyat Fakültesi’nde idarî görevi de olduğu anlaşılan Hocanın bu açıklamalarının, lâfzen Hz. Meryem için iffetsizlik anlamına gelen çirkin kelimeler kullanılmamış olmakla birlikte, mânâca onun iffetine dil uzatma niteliği taşıdığı meydandadır. Nitekim söz konusu kayıtlar medyaya düşer düşmez dinî duyarlılığı olan hemen her kesim bunu böyle anlamış ve açıklama sahibine şiddetli reaksiyon göstermiştir. 

Hz. Meryem validemize ap açık iftira niteliği taşıyan bu açıklamalara gösterilen tepkinin yerinde olduğu ortadadır. Zira Kur’ân-ı Kerîm’de, birkaç farklı yerde Hz. Meryem’in temizliği, iffet sahibi olduğu, kendisine bir beşer temas etmeksizin mu’cize eseri olarak Hz. İsa’ya hamile kalıp doğurduğu hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlatılmaktadır. 

Meselâ Âl-i İmran Sûresi’nde şöyle denilmektedir: “Hani Melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah seni Kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’dir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır. O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır. (Meryem), “Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?” dedi. Allah, “Öyle, ama Allah dilediğini yaratır. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece “ol” der, o da hemen oluverir” dedi. (Âl-i İmran 3/42-47)

Görüldüğü gibi âyetler çok açık biçimde Hz. Meryem’in “tertemiz olduğunu, dünya kadınlarına üstün kılındığını, bir insan eli değmeksizin İlâhî irade ve kudret gereği Hz. İsa’ya hamile kaldığını” ifade etmektedir.

Aynı şekilde başka bir âyet-i kerîmede de şöyle buyrulmaktadır: “Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan ve itaat edenlerden olan İmran kızı, Meryem’i de inananlara örnek gösterdi.” (Tahrim 66/12) âyette de Hz. Meryem’in “iffetini koruyan bir hanım olduğu” (ahsanet fercehâ) vurgulu biçimde dile getirilmektedir. 

Kur’ân’da Hz. Meryem’in gerek yaşadığı dönemde gerekse sonraki dönemlerde iftiralara maruz kaldığı olay, bizzat Rabbimiz tarafından uzunca, -aynı adı taşıyan sûrede-, şu şekilde anlatılmaktadır: 

“(Ey Muhammed!) Kitap’ta (Kur’ân’da) Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve (kendini onlardan uzak tutmak için) onlarla arasında bir perde germişti. Biz, ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü. Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi. Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi. Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mu’cize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi. Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi. Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: 

“Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı. “Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de. (Doğum gerçekleştikten sonra) Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın! Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.” Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler. Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti. Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir).” İşte, hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa budur. (Meryem 19/16-34)

Hadislerde de Resul-i Ekrem (asm) Hz. Meryem validemizin iffet ve üstünlüğüne işaret etmiş, meselâ bir rivayette onu, Hz. Âsiye (Firavun’un hanımı), Hz. Hatice ve Hz. Fatıma ile birlikte ‘âlemlerin en faziletli hanımları’ olarak anmıştır. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 135)

Burada değinilmesi zorunlu olan başka bir husus, bunca açık âyete rağmen bir İlahiyat Fakültesi hocasının neden ya da nasıl böyle bir fikre sahip olduğudur. Gerek genel anlamda bu tür “arızalı” yaklaşımlar gerekse söz konusu olayla ilgili olarak şahıs ya da şahıslar bir tarafa, sıralanabilecek birçok sebebin başında, kanaatimizce, usûl yani metodoloji problemi vardır. Bir kişinin alanı, akademik unvanı yahut statüsü ne olursa olsun “temel İslâmî metodolojiye/usûle” dayanmayan her türlü görüş, kanaat ya da fikri temelsiz olmak zorundadır. Zira din en temel özelliği itibariyle vahye yani ilâhî açıklamalara dayanan inanç, ibadet ve esaslar bütünüdür (Elbette vahyin hakikati, onun öncesinde uluhiyetin gerçekliği gibi konular belli sorgulama aşamalarından geçerek kabul edilecektir). Vahyin açıklayıcısı ise vahyin ilk muhatabı olan Peygamberimizdir (asm). Dolayısıyla İslâmî bilgi metodolojisi bu iki temel üzerine inşa edilir. Ancak vahyin yani Kur’ân’ın sübûtu kat’i olmakla beraber ‘delâleti’ konusu ayrı bir husus olup bu konuda tefsir usûlünün prensipleri göz önüne alınmalıdır. Kur’ân’ın açıklayıcısı konumunda olan hadislere gelince, bu da hem sübût yani hadislerin sıhhati hem de bunların delâletinin kat’i olup olmadığıyla ilgili hadis usûlünün prensiplerine göre belirlenir. Bundan sonra ise üçüncü delil, alan uzmanlarının konsensüsü diyebileceğimiz “icma” ile, dördüncü olarak fıkhî konularda “kıyas” gelir. “Akıl” konusuna gelince, yine özellikle inanç konularını ele alan disiplin demek olan kelâm ilminde “akıl”, ana bilgi kaynaklarından birisi olarak kabul edilmiştir. Genel bir prensip olarak da, “Akıl ile nakil yani âyet veya hadislerdeki bilgiler çelişirse akıl esas alınır, nakil tevil edilir” denilmiştir. Ancak aynı prensibin altını çizen Bediüzzaman’ın ifade ettiği üzere, “o akıl, akıl olsa gerektir” (Muhakemât, Birinci Mukaddeme, s. 11) yani Kur’ân ve sünnetin aydınlattığı bir akıl olmalıdır. 

Bu açıdan bakıldığında, Hz. Meryem’in iffetini açıkça beyan eden onca âyet ortada iken, hiçbir delile dayanmaksızın bu konuda farklı çağrışımlar uyandıracak şekilde açıklamalar yapmak İslâmî metodoloji ile bağdaşmaz. Şahsî olarak bir kimse yahut bir akademisyen kendince farklı kanaat ya da görüşlere sahip olabilir. Ancak İslâm adına yapılan açıklamaların sağlıklı olabilmesi ancak İslâmî metodolojiye uygun bilgi üretimine bağlıdır. 

Sonuç olarak Kur’ân’da bizzat Allah’ın ‘temiz ve iffetli kılındığından’ bahsettiği Hz. Meryem validemiz hakkında, onun iffetini gölgeleyecek şekilde ileri sürülen görüşlerin hiçbir İslâmî değeri ve dayanağı yoktur!

Okunma Sayısı: 2004
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    8.1.2022 19:17:08

    Bediüzzaman’ın ifade ettiği üzere, “o aklı, akıl olsa gerektir” (Muhakemât, Birinci Mukaddeme, s. 11) O akıl, aakıl olsa gerktir.Aakıl; akıllı akıl.

  • Muzaffer Erol

    8.1.2022 13:00:52

    İlyas Hocam, gayet açık ve net şekilde Hz. Meryem validemizin iffetine atılan iftiraya ayet vehadislerin ışığında izah ederek cevap vermişsiniz. Cenab-ı Hakkın çok sevdiği, mucizelerle, nimetlerle ihsan ve ikramlarda bulunduğu, Hz. İsa (a.s.) Anne olarak yüce mertebeler bahşettiği, Kur'an-ı Kerimde sena ettiği mübarek ve iffetli bir anneye asırlardan sonra atılan iftira inancı ve vicdanı olan herkesi üzmüştür... Sizin hakikatleri açıklamanız, delillerle izah ve ispat etmeniz içimizi rahatlattı. Peygamber Efendimiz (asm) Hz.Meryem Validemizin iffet ve üstünlüğünü işaret etmiş, haber vermiş. Ona iftira atanlar, kimi rehber almışlar sormak lazım...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı