"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hakikate ulaştıran yollar

Süleyman KÖSMENE
04 Şubat 2019, Pazartesi
Atilla Yılmaz: “İhlâs Risalesi’nde, ‘Ehl-i tasavvufun mabeyninde fena fi’ş-şeyh, fena fi’r-resul ıstılahatı var.’ cümlesi geçer. Burada geçen ‘resul’ kelimesinden kasıt Peygamber Efendimiz (asm) ise bizler de fena fi’r-resul değil miyiz? Bizler bu makamın neresindeyiz?”

HAKİKATE İKİ SURETTE GEÇİLİR 

Üstad Bediüzzaman Hazretleri zahirden hakikate iki suretle geçildiğini zikrediyor.

Birincisi: Tarikat berzahına, rabıtasına, murakabesine girip, manevî mertebeleri seyr-i süluk ile kat ederek hakikate geçmektir. Tabiînden sonra bin küsur yıldır nefis tezkiyesi ve terbiyesi bu yollardan geçerek yapılmıştır. İmam-ı Rabbanî’ye (ra) göre bu yol, velâyet-i suğra veya velâyet-i vusta yoludur.1

İkincisi: Tarikat berzahına uğramadan, doğrudan doğruya lütf-u İlâhî ile zahirden hakikate geçmektir. Bu ikincisi Sahabe mesleğidir, yol kısadır, fakat birincisinden daha yüksektir ve daha metindir. 2

Çünkü bu ikincisi veraset-i nübüvvetten gelir, yani Peygamber Efendimiz’in (asm) tebliğine, ilmine, dinine ve sünnetine varis olma mesleğidir. Akrebiyet-i İlâhiyenin inkişafına bakar, yani bu yolda sahih bir niyetle ve kısa bir çaba ile Allah’ın yakınlığı inkişaf eder. Bu yol velâyet-i kübra yoludur. Bu velâyet yolunun harikaları, keşif ve kerametleri azdır, fakat meziyetleri çoktur, manevî mertebesi daha baştan yüksektir.

SENİ BENDEN KİM KURTARACAK?  

Hicretin dördüncü yılındaydı. Gavres bin Haris bir takım kimseleri başına toplayarak Müslümanları basmak istedi. Bu sırada Peygamber Efendimiz (asm) gazveden yeni çıkmış, bir ağacın altında istirahat buyurmakta idi. Gavres sinsice Peygamber Efendimiz’in (asm) başucuna yaklaşarak kılıcını kaldırdı ve bağırdı:

“Bu gün seni benim elimden kim kurtaracak?”

Efendimiz (asm) emsalsiz bir cesaretle, “Allah!” dedi.

Gavres’in kılıcı elinden düştü. Kılıcı Resulullah Efendimiz (asm) aldı ve:

“Şimdi seni benden kim kurtaracak?” buyurdu.

Gavres korktu ve yalvardı: “Beni kurtaracak kimse yok!” diye inledi.

Resulullah Efendimiz (asm) onu serbest bıraktı. Gavres kalbi yumuşamış olarak kabilesine döndü, kabilesinin şaşkın bakışlarına karşı, “ben şimdi insanların en hayırlısının yanından geliyorum” dedi, Müslüman oldu ve kabilesini İslâm’a dâvet etti. 3

Maide Sûresi’nin 11. âyeti bu olayı açıklıyor.

Gavres gibi nice sahabe vardır ki, müşrik ve düşman iken Resulullah’ın (asm) bir bakışıyla bir kademde imana geldi, dost oldu ve Sahabe makamına yükseldi. İşte bu velâyet-i kübra yoludur. Bir kademde akrebiyet-i İlâhiye inkişaf etmiştir. Bu yol kısadır, ama yüksektir. Bu sebeple sahabelere yetişilmez.

GÜNEŞİ DOĞRUDAN GÖREN AY MİSALİ 

Birinci yol, yani tarikat yolu fenafişşeyhle başlar. Salik mürşidine itirazsız itaat eder, şeyhinde fani olur. Şeyhi saliki en azından makbul bir amele, farzları ve sünnetleri yapmaya, itaate, takvaya, nefis terbiyesine ulaştırır ve ahiretini genişletir. Sırasıyla fenafirresul ve fenafillah gibi daha yüksek disiplinlere şeyhin ve salikin kabiliyetine göre bu aşamadan sonra ulaşılır. Bu aşamaların hiçbiri mürşitsiz olmaz.

İkinci yolda ise mürşit ya ilk kaynaktır, ya da ilk kaynağı doğrudan gören ayna-misal bir rehberdir. Güneşi bulutsuz, aracısız ve doğrudan gören ay gibi. 

Bahsimizde Resulullah Efendimiz’i (asm) ve Kur’ân’ı doğrudan gören Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri ve O’nun bu asırda mazhar olup ümmete hediye ettiği Risale-i Nur, güneşe karşı ayın konumu gibidir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Kur’ân’da tevhid-i kıble edişi 4, Ferid makamında oluşu 5, mesleğinin sahabe mesleği oluşu 6 ve hususî üstadının İmam-ı Ali (kv) oluşu 7 bu manaya gelir. Aradaki gavsları, kutupları, şeyhleri, mürşitleri kaldırmış, doğrudan Kur’ân’dan ve Resulullah’tan (asm) tefeyyüz etmiştir. Bu sebeple Nurcular fenafilihvan düsturuyla şahs-ı manevî oluştururlar, başka mürşit aramazlar.

Dipnotlar:

1- Mektubat, s. 40. 2- Mektubat, s. 595, 596. 3- Müslim,  4- Mektubat, s. 59. 5- Kastamonu Lâhikası, s. 278.  6- Kastamonu Lâhikası, s. 207; Emirdağ Lâhikası, s. 130.  7- Emirdağ Lâhikası, s. 239, 246.

Okunma Sayısı: 1280
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı