"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Rebiülevvel ayını müjdeleyelim mi?

Süleyman KÖSMENE
23 Ekim 2020, Cuma
Âdem Başkaya: “Rebiülevvel ayını müjdelemeyle ilgili bir hadis dolaşıyor. Bu hadisin sıhhatı nedir?”

Hadis Diye Dolaşan Sözlere Dikkat!

Resulullah Efedimiz (asm) Rebiülevvel ayında dünyaya gelmiş, yine Rebiülevvel ayında dünyadan Refik-i Ala’ya ayrılmıştır. Rebiülevvel ayının diğer aylara göre başka bir özelliği yoktur. Bu ayda salâvatı çok çekmek veya bu ayda ibadetleri çok yapmak gibi bir dini emir söz konusu değildir. Resulullah Efendimiz’e (asm) salâvatı çok çekmek hayat boyu her ayda tavsiye edilmiştir. Keza ibadetlerin de ömrün her gününe belirli bir sistemle yayılmış bir takvimi vardır. Bu takvimin Rebiülevvel ayına gelen kısmında diğer aylarda ne yapılıyorsa o yapılır.

Rebiülevvel ayı ile ilgili hadis diye dolaşan söze bakalım: “Kim bu ayın girdiğini birbirine haber verirse onu Cennet’ine alması için kıyamete kadar duâ edeceğim.”

Bu sözün peygamber hikmetinden uzak olduğu ilk bakışta görülebilir.

1- Öncelikle kaynaktan yoksundur. Uyduran kişi Allah’tan ki, yalandan bir kaynak iliştirivermemiş.

2- Rebiülevvel ayının girişini haber vermek gibi bir emir mi var? Hazret-i Peygamber’in (asm) doğrudan doğumu veya vefatı olsa, salavata vesile olması gibi bir hikmet düşünülebilir. Uydurmacı, ayın girişinin haber verilmesini buyurmuş! Oysa bu bir Ramazan ayı değil, bir Zilhicce ayı değil ki, ibadet ayının girişini tebrik hikmetine dayandıralım! Kaldı ki, ibadet ayının veya gününün tebrik edilmesi gibi bir dinî emir de yoktur. Hatta namaz çıkışlarında namazdan dolayı tebrikleşmek de bid’attir.

Ne Söylediğine Dikkat Et!

3- Namazda ve oruçta sünnet olmayan tebrikleşmenin Rebiülevvel ayı gibi özel bir ibadet yükümlülüğü de getirmeyen bir ay için ileri sürülmesi gerçeklerle örtüşmüyor.

4- Bu sözde Hazret-i Peygamber’e (asm) atfedilen “kıyamete kadar dua edeceğim” sözü de nübüvvet hikmetine muvafık düşmüyor. Salt salâvat olsa acaba böyle bir müjde olabilir mi, diye belki düşünülür. Fakat burada söz konusu edilen salavat da değil, bir ayın girişidir. Mübalağanın ucu fazlaca kaçmıştır. Kaldı ki salavatlar için bile “kıyamete kadar dua edeceğim” gibi bir taahhüt yoktur.

Evet, ümmet Peygamber Efendimiz’i (asm) sevmeye dâvet edilmiştir. Salavat getirmeye teşvik edilmiştir. “Sünnetimi ihyâ eden ve yaşayan beni sevmiştir. Beni seven Cennette benimle beraberdir.”1 gibi veya buna benzer teşvik hadisleri vardır.

Bir gün bir adam gelerek: “Ya Resulallah! Ben seni seviyorum.” dedi. Allah Resulü (asm):

“Ne söylediğine dikkat et!” buyurdu. Adam yine.

“Ya Resulallah vallahi ben seni seviyorum!” dedi ve bunu üç kere tekrarladı.

Resulullah Efendimiz (asm) bu defa: “Eğer beni seviyorsan fakirlik için bir zırh hazırla. Çünkü beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha hızlı gelir.”2 buyurdu.

Hz. Peygamber (asm) Ne Vasiyet Ediyor?

Ashab-ı Suffa’dan Ebu Firas İbn-i Ka’b el Eslemî anlatıyor: “Resulullah (asm) ile gecelerdim. Abdest suyunu ve diğer ihtiyaçlarını getirirdim. Bir gün bana:

“Dile benden ne dilersen!” buyurdu. Ben de:

“Cennette seninle beraber olmak isterim.” dedim.

“Başka bir şey dile!” buyurdu. Ben, “Bunu istiyorum Ya Resulallah!” dedim.

“O halde çokça namaz kılıp secde ederek nefsine karşı bana yardım et!” buyurdu.3

Bakar mısınız: Hz. Peygamber (asm) kendini sevene bile ne vasiyet ediyor? “Duâ ederim, seni Cennete aldırırım, o iş kolay!” demiyor. Resullulah’ın (asm) kıyamete kadar duasına mazhar olmak, öyle bir ayın girişini birbirine haber vermeye bağlanabilir mi?

Üstad Hazretleri sakal-ı şerif ziyaretleri için, “o şeyin zatına bakmaz, vesilelik cihetine bakar” diyor. ve “vesile-i salâvat” olması cihetiyle uygun görüyor.4 Fakat bir ayın girişinde vesilelik cihetini aramak da zor gözüküyor.

Böyle meselelerle, Müslümanların safi inançlarıyla oynayan bir şebeke varsa o da ayrı bir garabettir.

Dipnotlar:

1- Câmiü’s-Sağîr, 4/1468.

2- Tirmizî, Zühd, 36 (2351).

3- Müslim, Salât 226. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 22; Nesâî, Tatbîk 79.

4- Lem’alar, s. 196.

Okunma Sayısı: 2803
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • süleyman ALIÇ

    23.10.2020 16:33:46

    Çok teşekkürler ADAŞIM Hocam Allah razı olsun

  • Veli Kul

    23.10.2020 03:04:45

    On Birinci Lem'a, Altıncı Nükte:"Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ وَكُلُّ ضَلاَلَةٍ فِى النَّارِ Yani, اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ (*) sırrıyla, kavaid-i Şeriat-ı Garrâ ve desâtir-i Sünnet-i Seniyye tamam ve kemâlini bulduktan sonra, yeni icadlarla o düsturları beğenmemek veyahut -hâşâ ve kellâ- nâkıs görmek hissini veren bid’aları icad etmek dalâlettir, ateştir." (*)"Her bid'at dalâlettir ve her dalâlet cehennem ateşindedir." “Bugün sizin için dininizi kemâle, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim. Sizin için din olarak İslâm’dan razı oldum.” (Mâide, 5/3)

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı