Üstadımız neden bizleri şiddetle harama nazardan men ediyor, niçin Allah’ın emri ve Peygamberimizin (asm) hadisleri bizi şiddetle haram nazardan tedip ediyor?
Haram nazar sadece namahreme yapılan bakış değil; insanlara haset, öfke ve art niyet ile bakmaya da haram nazar denir.
Namahreme bakılan şehvetli bakışın sonucunda ruhun algoritmasında bazı değişiklikler meydana geliyor, Üstadımız bunu şu cümleyle anlatıyor: “Evet, ehl-i İslâm’da nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda su-i istimalât ile israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan tıbben kuvve-i hafızasına zaaf gelir. Evet, bu asırda açık saçıklık yüzünden, hususan bu memalik-i harrede o su-i nazardan, su-i istimalât umumî bir unutkanlık hastalığını netice vermeye başlıyor. Herkes cüzî-küllî o şekvadadır. İşte, bu umumî hastalığın tezayüdüyle; hadis-i şerifin verdiği müthiş bir haberin tevili ucunda görünüyor. Ferman etmiş ki: ‘Ahir zamanda hafızların göğsünden Kur’ân nez’ediliyor, çıkıyor, unutuluyor.’”1 Üstadımız, ahirzamana yansıyan bir hadis-i şerifi de unutkanlık hastalığı ile yorumlayıp haram nazarın ne kadar şiddetli ve sıkıntılı olduğunu bizlere anlatıyor. Harama nazarın diğer sorunu ise insanda oluşan ulvi hissiyatların sönmesine sebebiyet vermesidir. Üstadımız şu cümleyle anlatıyor bize: “Nasıl meyyite bir karıya nefsanî nazarla bakmak nefsin dehşetle alçaklığını gösterir; öyle de, rahmete muhtaç bir bîçare meyyitenin güzel tasvirine müştehiyâne bir nazarla bakmak, ruhun hissiyat-ı ulviyesini söndürür.”2 Günümüz teknolojisinde her an elimizin altında olan televizyon, telefon ve bilgisayarlar vs. harama nazara ulaşmayı maalesef kolaylaştırıyor. Telefon ve bilgisayarlardaki haram tasvirlere bakılması sonucu insanda ulvi hislerin sönmesi ile; Risale-i Nur okuyamaz, namaz kılma iştahı olmaz, sohbetlere ve derslere gidemez, akraba ziyaretleri yapmaya enerjisi kalmaz bir hale geliriz.
“Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmin!”3
Kaynakça:
1. Kastamonu Lâhikası, s. 91
2. Sözler, Lemaat, s. 986 (Haşiye)
3. Sözler, On Üçüncü Söz, İkinci Makam s. 213