Nefis, insanın en büyük düşmanı. İnsî şeytanlar da ifsat için nefsi hâkim kılmaya gayret etmekteler; ta ki cam parçası elmasa tercih edilsin, dünya için ahiret feda edilsin. “His ve heves ise kördürler, akıbeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih ederler.” 1
Aslında bu, bir nevi “Dopamin bağımlılığı...”
Dopamin nedir dersek şöyle tabir edebiliriz: Dopamin, beyindeki sinir hücreleri arasında mesaj taşıyan bir kimyasal maddedir. Motivasyon, ödül beklentisi, hareket kontrolü ve öğrenme süreçlerini yönetir. Bir çikolata ve yemek yediğimizde veya bir şey başardığımızda salgılanan hormondur. Kısaca bizi bir durumdan tatmin eder; tatmin olduğumuz için de o eylemi bir daha yaparız.
Bağımlılıkların temelinde, o hazzı ve haz anını tekrar yaşama isteği yatar. Çünkü salgılanan anlık dopamin, insanın sürekli aynı hazzı arzulamasına yol açar.
Biz dopamini tanımlarken “ödül beklentisi” demiştik. Peki, insan uzun süreçli bir şeyi başarınca, gelişmeyi görünce haz almaz mı, dopamin salgılatmaz mı? Elbette; ama bu uzun süreçli olduğundan ve günümüz tüketme çağı olduğu için vücudumuz bunu istemiyor. Vücut uzun süreli işi bırakıp kısa süreli o ufak dopamini istiyor. Bunun en güzel örneği ise sosyal medya uygulamalarındaki kısa videolar, yani reelsler. Eskiden YouTube’dan 30-40 dakikalık videolar izleyebiliyorduk ama bugün o uzunluktaki bir videoyu izlemek çok zor geliyor. Sosyal medya kullanımımız azalmadığına göre, tercihlerimiz değişti. Kısa videolarda bir şey hoşunuza gitmediyse geçmek çok kolay ve karşınıza hemen hoşunuza gidebilecek başka bir kısa video çıkabiliyor. Bir süre sonra algoritma öyle bir hale geliyor ki hemen hemen bütün ‘keşfet’iniz hoşunuza gitmeye başlıyor. Biz de aslında bu işi boş vakit geçirme olarak yapıyoruz ama saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyoruz; telefonu bıraktığımızda ise herhangi bir zevkle bırakmıyoruz. Hatta bu kısa zevkler öyle bir hale geliyor ki, boş durduğumuz her an elimiz telefona gidiyor, sohbet edeceğimiz halde telefona bakabiliyoruz.
İnsî ve cinnî şeytanlar bu tuzağı, teknoloji bu kadar her yerimizi ele geçirmeden de kullanıyorlardı tabii. Üstad bunu, “Akıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti ileride bir batman lezzete tercih eder”2 diye belirtmiş. Yani Üstadın ifadesiyle, 2400 kat fark olduğu halde tercih etmez.
“Evet ehl-i İslâmda, nazar-ı haram ziyadeleştikçe, hevesat-ı nefsaniye heyecana gelip, vücudunda sû’-i istimalât ile israfa girer. Haftada birkaç defa gusle mecbur olur. Ondan, tıbben kuvve-i hâfızasına zaaf gelir.”3 Yazımıza çalışırken buradaki “israf” kelimesinden ne anlıyoruz diye düşündük: Buradaki israf kelimesini yalnızca vücuttan atılan kazurat olarak anlamak eksik olur. Bu israf kelimesinin birçok alanda düşünülmesi gerekir. Bizi düşündürdüğü ise israf edilen his ve latifelerin yanında dopaminin de israf edilmesidir.
Şimdi bu israfatın kolay anlaşılması için farazi sayısal değerler vererek inceleyelim:
Helal olan fıtri olaylarda vücutta ortalama 100 dopamin salgılansın. (Örneğin yemek yemek 105 dopamin, yürüyüş yapmak 80 dopamin, arkadaşlarla muhabbet etmek 120 dopamin, kitap okumak 90 dopamin) Bu dopamin salgılandığında bağlanacağı reseptörler de (yani dopaminin algılandığı yer) İsm-i Adl cilvesi olarak bir denge içindedir. Böylece keyifli bir yaşam süreriz. Ancak harama baktığımızda (hatta haram olan çoğu şeyin mekanizması böyledir) bir anda 3000 dopamin salgılanır. Normalde 100 dopamine alışkın reseptörler bu dopamin israfı karşısında çılgına döner. O an yüksek bir haz hissedilir; ancak mekanizmanın devamı içler acısıdır. Anlık bir “ifrat piki” yapan dopamin israf edilmiştir ve fıtri dalgalanma olan “sırat-ı müstakim”den uzaklaşılmıştır. Fıtri olarak 100 dopamine alışkın olan reseptörler 3000 dopamini karşılamaya çalışınca —hele bir de bu hal devam ederse— 3000 dopamini karşılayacak şekilde bozulur. Artık yemek yeme (105), yürüyüş yapma (80), muhabbet etme (120) gibi davranışlar zevk vermez. “Risale-i Nur; bu dünyada bir manevî cehennemi, dalalette gösterdiği gibi; imanda dahi bu dünyada manevî bir cennet bulunduğunu ispat ediyor.”4 hakikati tıbbi olarak da tasdik edilir. Hatta bundandır ki bazı insanlar, -haşa- ahirette hesap verme kaygısı olmasa bile bu dopamin ifratlarından kaçınır. Son zamanlarda trend olan “dopamin orucu” akımı bunun tezahürüdür.
İnsanı hem dünyada hem ahirette mutsuz eden, zarar veren günahları işlemek hiç mantıklı mı? Asla. Biz acaba neden böyle mantık dışı hareket ediyoruz? Çünkü orada aklımızla hareket etmiyoruz; bu asrın acayip özelliği olan —hususan gençlerde— hislerle hareket edip aklı ve mantığı köşenin dışına itiyoruz.
Peki, bu günahlardan kurtulmak için ne yapmalı? Tek çare var! Üstad “çare-i yegâne” olarak şunu ifade ediyor:
“Bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabını ve elemlerini göstermekle olur ki; Risale-i Nur o meslekten gidiyor.”5
“İşte, Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalâletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip, aklı başında olanları tevbeye sevk eder.” (...)“Fakat, bu fırtınalı zamanın hissi iptal eden ve beşerin nazarını âfâka dağıtan ve boğan cereyanlar, iptal-i his nev’inden bir sersemlik vermiş ki, ehl-i dalâlet mânevî azabını muvakkaten tam hissedemiyor; ehl-i hidâyete dahi gaflet basıyor, hakikî lezzetini tam takdir edemiyor.”6
“İşte hayat böyledir. Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”7
Kaynakça:
1- Şualar,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul,2019 ,sf 504
2- Şualar,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019,sf 504
3- Kastamonu Lahikası,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019, sf139
4- Eski Said Dönemi Eserleri,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019,sf 232
5- Eski Said Dönemi Eserleri,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019,sf 232
6- Şualar,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019,sf 706
7- Sözler,Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2019,sf 171