"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Seni de, beni de Rabbim yarattı”

Aytekin COŞKUN
08 Eylül 2020, Salı 01:59
“Gelen hastaya spinal pozisyonu verdiğim zaman elimi hastanın sırtına koyduğumda onun ne kadar siyah, benim ise ne kadar beyaz olduğum ortaya çıkıyordu. Hatta bana orada şunu söylemişlerdi: ‘Hocam çok beyazsınız, (Very White).’ Ben de onlara, ‘Seni de, beni de Rabbim yarattı, ama kardeşiz’ demiştim. Çok etkilenmişlerdi.”

DİZİ - 2: Op. Dr. Aytekİn COŞKUN
mdaytekincoskun@gmail.com

Kenya ‘Very White’ notları

HAKUNA MATATA

Afrika’da işler çok yavaş akıyor ve hiç kimsede bundan şikâyet etmiyor. “Hakuna matata” diyorlar, yani sorun yok, sakin olun, bekleyin. Bu kadar, siz sadece bekliyorsunuz. İki saat bekledikten sonra saat 10.30’da ikinci yolculuğumuz başladı, yaklaşık 1,5 saatlik yol giderek Garissa’ya vardık. İndiğimiz havalimanı inanılmaz, Garissa şehrinin tam göbeğinde yer alıyor. Sadece bir pist var, etrafında hiçbir şey yok, Afrika’nın bitki örtüsü olan yeşillikler mevcut, çok enteresan, ama tabi Afrika şartlarında ve Garissa’da böyle bir havalimanı olması çok güzel. Biz bir önceki gelişimizde jeeplerle gelmeye çalışmıştık. Tam 750 km ve yollar ise kumdan tepelerle, balçıklarla ve küçük çukurcuklarla dolu idi. Garissa’ya gelmiştik, o yolculuk başlarda güzel geliyor insana, bir anda karşınıza ceylanlar, zürafalar falan çıkıyor ama çok yorucu. Afrika’nın sahanlarında, bozuk yollarında ilerlemek enteresan geliyor, survivor gibi ama yol çok uzun ve hız da yapamadığınız zaman sıkılıyorsunuz. Tabiri caiz ise haşatınız çıkıyor, o yüzden uçak inanılmaz bir seçenek. 

FAKİRLİK HAD SAFHADA

VİP salonu açık, yeşilliklere bakıyor, etrafında taraktör lastikleri ve varillerle çevrelenmiş durumda. Bekleme ve VİP salonları ayrılmış durumda. Uzun boylu sim siyah renkli askerler, ellerinde makineli silahlarla cirit atıyorlar. Bir kaç adet tek kişilik sandalye koymuşlar, burası bekleme salonu, varilleri aşınca VİP salonu geliyor karşımıza. Bizler uçaktan indik pasaport kontrolü için ve valizlerimiz için bekliyoruz. Bir karavan tüm valizleri uçaktan alarak önümüze kadar getirdi, herkes valizini alarak salonu terk ediyor, diğer açık alana doğru ilerliyoruz. Bizi karşılayan arkadaşlarla buluştuk, ilk izlenim havanın çok sıcak oluşu. Soğuk bir ülkeden geliyorduk ama burası çok sıcaktı. Sıcaklık had safhada, 40 derecenin üstünde. Garissa, Somali kökenlilerin çoğunlukta olduğu bir yer, zenginlik buralarda yok. Somali kökenli Kenyalılar tarafından oluşturulmuş, Müslüman çoğunluğu olan bir merkez, tabi bundan dolayı çok geri bırakılmış. Haliyle yakın bir zamanda da sel baskını olunca şartlar iyice kötüleşmiş, zaten fakirlik had safhada iken bir de sel, daha büyük sıkıntılar oluşturmuş.

BİZDE 50 YIL ÖNCE OLAN KAMYONETLER

Bizler kalacak olduğumuz “LANTERN OTELE”e doğru gidiyoruz. Otelimize yerleştik, güzel bir otel. En önemli şeyi otelimizin suları tabi, sarı renkte akıyor, yüzümüzü yıkamaya çekiniyoruz, mecburen bir duş alıp, hazırlanarak hastaneye tüm ekip olarak yola koyulduk. Suyun ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu biz kez daha burada hissediyor ve görüyorsunuz. Bölge çok kötü, yollar çamurlu, tümsekli, çöpler etrafa serpilmiş, toz-duman etraf, ayrıca ağır bir koku. Biliyorsunuz o bölgelerde atık su kanalları bulunmuyor, dolayısıyla yolların kenarlarında atık sular, çöpler ve kendi başlarına yürüyen inek ve keçilerden oluşan bir manzara var. Elli yıl önce bizim Türkiye’de bulunan kamyonetler, kamyonlar, pırpır dediğimiz küçük motorlu arabalar, motosikletleri de buralarda görebilirsiniz. Her taraftan fışkıran siyahî insanlar, tabii çok enteresan ama ayrı bir keyif, yer yer kadınlar el arabalarda mango ve diğer meyveleri sattıklarını gördüm, ilgimi çeken bir diğer şey ise, ağaçların üzerinde oraya has akbabaya benzer kocaman gagalı, siyah kuşların olması, burası gerçekten çok enteresan.

BİSMİLLAH DEYİP BAŞLADIK

Bütün ekip olarak Saat 12.00’a doğru hastanedeyiz, bizi bekliyorlar. Başhekim bizi karşıladı ve hemen işe koyulmamız için uyardı. Bizi dört gözle bekleyen ameliyat olmak üzere sıra bekleyen hastalarımızın olduğunu görünce içimiz burkuldu. Hemen ameliyathanenin yolunu tuttuk. Ameliyat malzemelerimizi yanımızda getirmiştik. Hastanemiz buranın şartlarına göre fena değil. Hastanenin içinde hastalar dolaşırken, bu arada keçiler de ekmek peşinde dolaşabiliyorlar. Bunlar çok doğal, kimse onlara bir şey yapmıyor. Ayrıca hastanenin bir diğer önemli özelliği tek katlı binalardan yapılmış olması ve her branşa ayrı ayrı bir bina yapmış olmaları. Kadın doğum, cerrahi, infeksiyon hastalıkları, çocuk hastalıkları gibi. 

Bismillah deyip ilk ameliyatımız olan Bilateral Hidroseli (yumurtalıklarda şişlik) yaptık. İlk gün başarılı geçti, gerçi onlarda da bir çekince söz konusuydu. Beyaz ve Müslüman bir doktorla çalışıyorlardı, etrafımızdaki teknisyenler ve hemşirelerle yeni yeni kaynaşıyorduk. Renkleriyle bizim rengimiz arasında ciddî bir fark vardı ama kalplerimiz birdi, ilk gün tanışma faslı ile geçti. Çevreyi ve etrafı tanımaya çalıştık,  ameliyathane her yerde aynı idi, ama donanımları farklı olabiliyordu. İlk düşündüğümüz hangi ameliyatları yapabiliriz, diye sorgulamak oldu. Her şeyden önce zarar vermeden, yardımcı olmaya çalışmaktı. Maceraya gerek yoktu ve biz de macera aramaya gelmemiştik. Anestezi yapan arkadaşlar doktor değil teknisyen ama gerçekten elleri çok başarılıydı, özellikle Spinal Anestezi (belden uyuşturma) yapmalarında, hastayı uyutmalarında, takiplerinde çok başarılı işler çıkarıyorlardı. Gerçekten inanılmazdı, onları hakikaten tebrik ediyorum. Bizim anestezi doktoru arkadaşlarımızın yaptığının aynısını, faydalı ve yararlı bir şekilde çekinmeden, korkmadan kendi halkına yapıyorlardı.      

EN KRAL TEKNİSYENİM

Bu, beni çok etkilemişti onlarla tanıştık, Abdi Muhammet, en kral teknisyenimdi. Hastalarımız, bizim için ayarlanmış, sıraya konmuş sadece ameliyat olacakları zamanı bekliyorlardı. İlk gün ameliyat yapabilmenin keyfini yaşadık. Onlar da bizi tecrübe etmişlerdi. Akşam saat 17.00 olunca “Bizim çalışma saatimiz bu kadar. Bizler ayrılıyoruz” deyince bizlerde otelimize geri dönmek zorunda kaldık, dolayısıyla ilk günümüz böyle geçmiş oldu. Yorgunluk, ama tatlı bir yorgunluk söz konusuydu. Bununla birlikte çalışacağımız yerde şartlar daha önceki gittiğim birçok yere göre çok daha iyiydi, en azından ameliyathanede anestezi cihazları tamamdı. Bir önceki seyahatimizde hiç böyle bir şey görmemiştik. Şartlar daha iyi ve sterilizasyona daha çok dikkat ediyorlardı. Hastalarımız yürüyerek ameliyat masasına geliyorlardı.

İLMİMİZİN ZEKÂTINI VERİYORDUK

Ameliyat masasının üstüne muşambalar seriliyor, bu muşambalarla hastayı ameliyat sonrası diğer yataklara alıyorlar ve götürüyorlardı. Muşambalardan, tahmin ediyorum, birkaç tane vardı onları yıkayıp, temizleyip tekrar getiriyorlar, bizde ameliyatlarımızı yapıyorduk. Spinal anestezi yaparlarken onları bazen seyrediyordum. Gelen hastaya spinal pozisyonu verdiğim zaman elimi hastanın sırtına koyduğumda onun ne kadar siyah benim ise ne kadar beyaz olduğum ortaya çıkıyordu. Hatta bana orada şunu söylemişlerdi: “Hocam çok beyazsınız, (Very White).” Ben de onlara, “Seni de beni de Rabbim yarattı, ama kardeşiz” demiştim. Çok etkilenmişlerdi.

İlk günümüzde ameliyat yapabilmek biz de büyük bir keyif oluşturmuştu. Göz doktoru arkadaşımız katarakt ameliyatlarına başladı ve hızına yetişmek çok zordu. İlk gün on tane yapabildi. Kendisinin geliştirdiği bir metotla 10 dakikada bir katarakt ameliyatı yapabiliyor, maşallah, dolayısıyla ilk günümüzün verimli geçmesi çok güzel olmuştu. Onlar bizi tanımışlar bizde onları tanıma fırsatı bulmuştuk. Rabbimin bizden razı olması için oradaydık, ilmimizin zekâtını vermek için oradaydık. Diğer arkadaşlar da oradaki fakirlere hem maddî destek olmak, hem de onların gıda ihtiyaçlarını, çocukların mama ihtiyaçlarını karşılamak için seferber olmuşlardı. Yaklaşık beş gün içerisinde birçok ameliyat yaptık. Umbilikal herni; (göbek fıtığı), inguinal herni; (Kasık fıtığı), Hidrosel; (testislerin su toplaması), Kitle exision; (kitle çıkartılması), Orşiopeksi; (İnmemiş testis), varikosel; (damarların genişlemesi), insizyonel herni, (ikinci kez operasyon). Elimizden gediğince ekip olarak tüm ameliyatları yapmaya çalıştık, ikinci gün altı ameliyat yapabildik. İlişkilerimizde de daha sıcak bir hava esmeye başladı.

RENKLERİN KARDEŞLİĞİ, VERY WHİTE…

Çünkü namaz kıldığımızı görünce, onların bize yaklaşımları daha farklı oldu. Yanımıza gelip az buçuk İngilizcemizle birbirimizi tanımaya yönelik bazı şeyler sormaya başladık. Tanışıklığımız arttıkça, ilk ameliyatı yaptığımız ameliyathanede SELFIE ÇEKMEK oldu. Bizler beyazdık, onlar ise siyah, beyaz ve siyahın karışımı çok etkili oluyordu. Renklerin kardeşliğini bir anda yaşamaya başladık. Hatta benim beyaz olmam orada biraz daha öne çıkınca, ismim bile değişti. Very White; çok beyaz, demeye başladılar. Bu da o günlere ait, hoş bir sada olarak hatıralarımızda kaldı. Bugüne kadar çok lakabımız olmuştu, ama Very White=çok beyaz, lakabı çok hoşuma gitmişti. Eskilerin, Kızılderililerin lakapları gibi geldi, ama olsun, hoş bir lâkaptı.

-DEVAMI YARIN-

Okunma Sayısı: 2904
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • süleyman ALIÇ

    8.9.2020 11:05:32

    Tebrikler Aytekin Hocam Allah razı olsun Hem İnsanlık Hem İslamlık adına çok güzel hizmetlere vesile olmuşsunuz yazınızı büyük bir heyecanla takip ediyorum.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı