Müslümanların mukaddes saydığı şehir olan Mekke’ye drone saldırılarının yapılmasını kabul etmek mümkün değil. Yeni bir Siyonist ve Acem aklının ortak planı olarak karşımıza çıktığını ve bu senaryoyu iyi okumak gerektiğini düşünüyorum.
-Kâbe’ye yapılan baskınlara baktığımızda 1979 Cuheyman’ın Suudi rejimine karşı çıkan ve mehdi inancını istismar eden yaklaşık 200-300 silahlı militanın Mescid-i Haram’ı ve Kâbe’yi basması,
-1987’de İranlı Şiî hacıların ABD ve İsrail karşıtı düzenlediği siyasî yürüyüşün çatışmaya dönüşmesi ve yüzlerce can kaybı.
-Mekke’ye yapılan İran’ın vekil kuvvetleri olan Husiler’den gelen son drone saldırısı, yapmadık deseler de Mekke’ye bir saldırı söz konusu.
Türkiye-Pakistan ve Suudi Arabistan’ı içine alan Mekke Anlaşması olarak bilinen savunma paktının hatırlayın. Anlaşma gereği üç devletten birine saldırı yapıldığında her üç devlete de saldırı yapılmış şeklinde algılanacak ve ortak savunma pozisyonu alınacaktı. Anlaşmanın isminin özenle seçildiğini görüyoruz. Bu anlaşma sonrasında “İttihad-ı İslam’ın tesisi” noktasında yorumlar hızlı yayılmış, birçok kalemşör köşesine bu anlaşmayı takdire şayan olarak taşımıştı.
Suudi Prens Selman’ın Husiler’in saldırısı sonrası direkt Trump’tan yardım talep etmesi enteresan. Elinin boş dönmesi, ABD–Suudi ilişkilerin boyutunu da göstermiş oldu. Mekke Anlaşmasının gerçek boyutu bir yerde test edildi. Burada Siyonist ve Acem aklının devreye girdiğini söyleyelim.
Bu anlaşma, sıkışıp kalan İran’a bir çıkış yolu üreteceği kimin aklına gelirdi. Vekil güçleri olan Husiler’i Suudi Arabistan üzerine salarak Suudi Arabistan’ın bu paktı harekete geçirmesini beklemek ne kadar gerçekçi. Türkiye’nin savaşa dahil olmasını sağlamak için yeni bir senaryo. Bu planın en çok kime yaradığını ortaya koymak için İsrail-Amerika- İran savaşı öncesine göz atalım.
ABD İran’a saldırmadan önce hazırlık aşamasında Venezuella’yı (petrolünü ve yer altı zenginliklerini) ele geçirmek ve el koymakla başladı. Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip olan bu ülkenin başkanını derdest ettiler.
Ayrıca ABD’nin İran’a savaş açmasının sebebi olarak İran’ın sahip olduğu zenginleştirmiş (48 kg) uranyum gösterilmişti. Oysa savaşın geldiği noktada durumun Hürmüz Boğazı’na kilitlenmiş olduğunu göreceksiniz. Asıl mesele uranyumdan ziyade Hürmüz Boğazı’ndan petrol arzının bloke edilmesi ve bölgede petrol ihraç eden ülkelerin (Katar, Kuveyt, Suudi, BAE vb.) zor durumda bırakılması hedefe konmuş olabilir.
İran’ın vekil güçleri vasıtası ile Suudi Arabistan‘a saldırması sonrası (Bab al-Mandab) Babülmendep’in kuşatılması ile petrol tankerlerinin geçişinin bloke edilmesi, dünyaya petrol arzının bir anda azalması piyasaları hareketlendirdi.
Amerika el koyduğu Venezuella petrolünü daha yüksek fiyatlardan dünyaya pazarlamaya sürdürecek. (An itibariyle Brent Petrol varil fiyatı; 107 dolar) İran, el altından Çin’e ve Rusya’ ya satışlarını devam ettirirken, gelinen noktayı iyi analiz etmek gerekir. Umman’ın öncülüğünde ABD ve Husiler’in başkent Maskat’ta ABD büyükelçilik binasında görüştükleri, Husiler’in İsrail ve ABD gemilerini vurmama kararı aldıkları ama bunun yanında Suud’a ateş açacakları bilgisi basında yer alıyor. Siyonist ve Acem aklı durmuyor diyebiliriz.
Ankara temkinli; Mekke anlaşmasının gereğinin yapılması, diplomasinin aktifleşmesi, Husiler’in Mekke’ye drone saldırısı ve İran’ın vekilleri yeniden sahneye sürmesi gibi birçok sorun masada. Anlaşmanın ayaklarının yere basar şekle dönüşmesi için zaman şart.