Babası Zeynep’e: “Bu yıl okullu olacaksın” dedi.
Zeynep korkmuş ve ürkmüş gözlerle babasına bakarak “Baba okuldan korkuyorum. Okula adımımı attığımda bir daha eve geri dönmeyeceğim diye içinde bir korku var. Okulda kendimi yalnız ve kimsesiz hissedeceğim. Okul lafı edildiğinde kendimi hasta gibi hissediyorum. Karnıma ağrılar giriyor. Geçen yıl ağabeyimle bir gün okula gitmiştim. Sırasına oturmuştum. Herkes çivilenmiş gibi sırasında hareket etmeden oturuyordu. O gün zil çalıncaya kadar canım çok sıkılmıştı. Okulu hiç sevmedim” dedi. Babası ise Zeynep’i sabırla dinledi.
Zeynep: “Baba sınıfta konuşan çocuklara öğretmen ceza verir mi” diye sordu. Babası, “Ceza veremez ancak derste izin almadan konuşursan, sınıfta gürültü olur, öğretmeni ve dersi anlamakta zorluk çekersin, izinsiz konuşma olmaz” dedi.
Zeynep’in babası: “Okulun ilk günü belki istediğin gibi olmayacak. Bir hafta içinde okulu çok seveceğine inanıyorum. Çünkü sınıfında seninle aynı yaşta çok sayıda çocuk var. Okulda bu sayı yaklaşık yüz çocuktan fazladır. Arkadaş sayın hayatının hiçbir döneminde göremeyeceğin kadar çok olacaktır. Okul demenin arkadaş olduğunu, oyun olduğunu, eğlenmek olduğunu göreceksin. İşte senin gideceğin okul böyle güzel bir yerdir. Öğretmeninin dediklerini yaparsan hiçbir sorun yaşamazsın. Derste her gün yeni şeyler öğreneceksin.
Baba, “haydi göreyim seni“ diyerek Zeynep’i sınıf kapısından içeri gönderirken öğretmen elinde liste ile Zeynep’e “adın ne” diye sordu. “Zeynep” dedi. İsmini söyleyince öğretmen onu sınıftaki orta sıraların ikinci sırasına oturttu. Zeynep sıraya oturunca yüreği güm güm atmaya başladı. Her şey ona yabancıydı. Sıra, masa, dolap, tahta, tebeşir ve üzerindeki forması dahi ona yabancıydı. Sınıftaki gürültünün arasında öğretmenin sesi yükseldi “çocuklar beni dinler misiniz” dedi. Tüm gözler öğretmene dönerken gürültü kesilmişti. “Hoş geldiniz çocuklar. Bu gün okul açıldı ve siz okullu oldunuz. İçinizde kimin bir ihtiyacı, bir sıkıntısı olursa bana söyleyecek. Ben okulda anneniz, babanız kadar size yakınım. İleriki günlerde sınıfın evinizden dahi daha güzel olduğunu göreceksiniz. Beraber oyunlar oynayacağız, şarkılar söyleyeceğiz, eğleneceğiz, şakalar yapacağız ve hep beraber yazı yazmayı öğreneceğiz” dedi.
Öğretmenin konuştuğu her kelime Zeynep’i saran korku zincirinin halkaları bir bir kırıyordu. Dersin sonunda Zeynep sıra arkadaşıyla okul bahçesinde ilk oyununu oynadı. İkinci teneffüste üzerindeki çekingenlik ve “öğretmenim beni döver mi?” düşüncesi kafasından tamamen silinmişti. Zeynep okula gelmeden önce okulu, öğretmeni ve öğrencileri hayalinde canavarlardan daha zararlı ve korkunç görüyordu. Sınıftaki her anı güneşin karanlığı dağıttığı gibi kafandaki kötü düşünceleri yok etmişti. Öğretmenin gülümsemesi ve her öğrenciyle ayrı ayrı ilgilenmesi Zeynep’i okula daha da bağlamıştı. Sanki yıllardır aradığı ama bir türlü bulamadığı oyun alanını bulmuş gibiydi. Okul ona her teneffüste doya doya oynadığı bir oyun alanı olmuştu. Her ders onun için dondurma yemek için gittiği bir kafeye dönüşmüştü. En çok hoşuna gidende aynı yaşta bu kadar çok öğrencinin bir arada olmasaydı.
Zeynep’in okuldaki her günü bayrama dönüşmüştü.