"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur Ferid makamına mazhardır

Süleyman KÖSMENE
21 Eylül 2026, Pazartesi
Salih Bey: “Ferid makamı nedir? Nasıl bir makamdır? Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin Ferid makamına mazhar oluşu ne demektir?”

Ferdiyet Makamı

Ferid, kelime olarak ilk kaynaktan tek başına tefeyyüz etme ehliyetine ve müstakil hareket etme iznine sahip zattır. 

Ferdiyet makamı tasavvufta kutbiyetin ve gavsiyetin üstünde bir makamdır. Bu makamda bulunan zevat, araya hiçbir makamı koymadan, kimseden ders almadan, kimsenin manevî terbiyesine girmeden doğrudan Allah’tan, Kur’ân’dan ve Resulullah’tan (asm) tefeyyüz ederler ve bütün derslerini hiçbir aracıya ihtiyaç hissetmeden ilk kaynağa dayandırırlar.  

Bu makam sahibi zevata tasavvuf geleneğinde “mukarrebler” de denmektedir. Yani bu zevat Allah tarafından seçilirler, hidayet nurunu doğrudan Allah’tan alırlar ve İlâhî sünuhata ve ilhama mazhardırlar. Bunlar kutup dairesinin tasarruflarından hariçtirler. Dersleriyle alakalı olarak keşfiyata ve müşahedata maliktirler. Bunların melâike içinde benzerlerine “Ervah-ı Müheymine” deniyor.  

NADİR BULUNAN BİR MAKAM

İmam-ı Rabbanî (ks) diyor ki: “Ferdiyet kemalatını da kendisinde bulunduran bir irşad kutbu çok nadir bulunur. Böyle bir cevher birçok asırlardan sonra meydana gelir. Karanlık âlem, onun gelişinin nuru ile aydınlanır. Onun irşad ve hidayet nuru bütün âlemi kuşatır. Ta Arş’tan dünyanın ortasına kadar her kime doğru yol, hidayet, iman ve marifet gelse, onun vasıtasıyla gelir, ondan istifade eder.”1 

Bu makam sahibi eğer peygamberse ıstılahî manada nebî değil, resuldür. Yani Allah’tan yeni bir kitap ve yeni bir şeriat almaya memurdur. Önceki hiçbir Peygambere bağlı kalmadan doğrudan Allah’tan vahiy alır, yeni bir kitaba ve yeni bir dine mazhar olur. 

Eğer Peygamber değilse, bir velî ise, araya bir şeyh, bir kutup veya bir gavs koymadan, doğrudan Son Peygamber’den (asm) tefeyyüz eder, onun (asm) kitabının manası ve tereşşuhatı bu makamda tezahür eder. 

BU ZEVAT KİMLERDİR?

Peygamberler içinde bu makamın en has sahibi Hazret-i Muhammed’dir (asm). Dini cihanşümuldur, kitabı rakipsizdir, vahyi emsalsizdir, sünneti benzersizdir, şeriatı müstakildir, yolu tek yoldur.

Nitekim Bediüzzaman, risalelerinde birçok yerde Efendimiz (asm) için kullandığı “Ferîd-i Kevn ü Zaman”2 sıfatıyla Efendimiz’in (asm) bu tek ve yektâ şahsiyet-i ulviyesine ve müstakil makamına işaret ediyor.  

Veliler ve imamlar içinde bu makamın en has sahibi ise, Hazret-i Mehdî’dir. Günümüz itibariyle zuhuru anlaşıldığı için söyleyelim: Bediüzzaman Said Nursî’nin telif ettiği Risale-i Nur ve onun etrafında teşekkül eden şahs-ı manevîdir. Nitekim İmam-ı Rabbanî, bu makam sahibinin Peygamberimize (asm) en has biçimde uymak suretiyle, Peygamberimize (asm) mahsus olan makamdan bir pay aldığını ifade ediyor.3 Ve Hazret-i İmam bu makam sahibine “Mirza Bediüzzaman’a mektup” başlığı ile yazdığı mektupta “Tevhid-i kıble et!” diye hitap ediyor.4 Tevhid-i kıble etmek, yani kutupları ve gavsları aşarak sadece Kur’ân’ın ve Resulullah’ın (asm) arkasından gitmek ise ferdiyet makamının gereğidir.  

Ledün ilmine vakıf Hızır (as) ile kutbiyet ve gavsiyet makamlarını kendi şahsında toplayan Hazret-i Abdülkadir Geylanî’nin de (ks) ferdiyet makamına sahip oldukları tasavvuf ehlince ifade edilmektedir.   

BEDİÜZZAMAN NE DİYOR?

Taraf-ı İlâhice kendisine verilen mehdiyet makamını ifşa etmeyerek imana ve Kur’ân’a hizmete devam eden, ceberut baskılar altında susmayan bir mücahede vizyonuna sahip bulunan, defalarca zehirlenerek öldürülmeye çalışıldığı halde Hazret-i Cercis (as) gibi Allah’ın izniyle ölmeyen Bediüzzaman, İstanbul’da bir şeyh tarafından incitici sözlere ve itirazlara maruz kalınca o yapmak istemediği açıklamayı yapıyor ve “Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsinin ve o şahs-ı manevîyi temsil eden has şakirdlerinin şahs-ı mânevîsinin “Ferîd” makamına mazhar olduklarını” ifade ediyor.5  

Dipnotlar:

1- İmam-ı Rabbani, Mebde ve Mead, çev. Dr. Necdet Tosun, Sufikitap, İst. Ekim, 2005, s.23; 2- Bediüzzaman, Sözler, s.72, 240; Mektubat, s. 201; Mesnevi-i Nuriye, s. 42; Nurun İlk Kapısı, s.133; 3- İmam-ı Rabbanî, Mektubat, 285.Mektup; 4- İmam-ı Rabbani, Mektubat, 75.Mektup; 5- Kastamonu Lahikası, s. 197

Okunma Sayısı: 132
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı