Canlılar için vazgeçilmez olan suyun tanımı şöyle veriliyor: “Hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde; ab.”
Burada özellikle dikkat çekici olan su nimetinin renksiz, kokusuz ve tatsız olarak belirtilmesi. Fizik, kimya ve biyoloji gibi fen ilimleriyle de tespit edilen bu durum, insanı hayrette bırakmaya yetecek bir hikmet perdesi. Çünkü suya müştak kalan herkes bilir ki suyu tükettikçe tarifi emsalsiz bir lezzet alınır ve rahatlama gelir. Hayatın temel taşlarından olan, insana bu kadar lezzetli ve rahatlatıcı gelen, kavimlerin yönlerini belirleyen ve şehirlerin kaderine etki eden, uğrunda kavgalar, savaşlar verilen bu sıvı; renksiz, kokusuz ve tatsız bir sıvı… Dolayısıyla yaz aylarının sıcak günlerini yaşadığımız şu süreçte ülfet perdesini kaldırarak her yudumladığımız suda sonsuz bir hikmetin ve rahmetin izlerini hissedebiliriz. Birbirimize su ikram etmeyi de ihmal etmemeliyiz. Bu hususla ilgili Saîd (b. Müseyyeb) tarafından rivayet edildiğine göre: Sa’d (b. Ubâde) Hz. Peygamber’e (asm) gelerek “Hangi sadaka(nın verilmesi) daha çok hoşunuza gider?” diye sordu. Hz. Peygamber, “Su.” cevabını verdi.” 1
Peki, maddî cismimiz suya bu kadar muhtaçken ve yaşamamız için bizlere su lazımken; manevî cismimiz ne âlemde? Ruhumuz, duygularımız, vicdanımız, hislerimiz hangi suya ya da sulara ihtiyaç duyuyor? Elbette onların da ihtiyaçları var. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Kur’ân tefsiri Risale-i Nurlar’ın insanlara ekmek, hava, su gibi lüzumlu bulunduğunu pek çok yerde ifade ederek, ruhun gıdasızlığının büyük yıkımlara sebep olacağını söyler. Susuz kalmış bir vücut nasıl harap oluyorsa, Kur’ân nurundan mahrum kalmış bir ruh da Allah korusun harap olacaktır. İnşallah maddî cismimizi su ile manevî cismimizi de Kur’an’dan süzülen Risale-i Nurlar ile besleyelim. Nur talebelerinden Halil İbrahim (rh) dediği gibi: “Risale-i Nur kâinata, baharın feyzini veren bir âb-ı hayat ve ayn-ı rahmet ve mahz-ı hakikat ve bir gülzar-ı gülistandır.” 2
Maddî-manevî yangınlardan rahmet sularıyla korunabilmek duası ile…
Dipnotlar:
1- Ebu Davud, Zekât, 41.
2- Emirdağ Lâhikası, s. 63.