Kitapta, “Melekler: Yâ Rab! Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur” ibaresi yer almaktadır.1
Demek, bilmek, Mevlâ’mızın ihsanı!
Öğrenmeyi istemek ve buna gayret etmek ise, her insanın görevi.
Çünkü imanı bile, “Cenab-ı Hak, kulunun kalbine, o kul cüz’i iradesini sarfettikten sonra koyuyor.”2
Müslüman’a, cahil olmak yakışmaz.
Öğrenmenin zamanı zemini, mekânı; yaşı, başı yok. Yeter ki insan, öğrenmek maksadıyla solungaçlarını, yani idrak kapısını açık tutsun.
Birçok eğitim materyali, birçok kurum-kuruluş hazır hâlde duruyor; “buyur” diyor bizlere. Kitaplar, dergiler, CD’ler; eğitime katkı sağlayacak filmler hizmete hazır hâlde.
Ah, bir de pahalı olmasa!
Her şeye rağmen ilgisiz, yani bilgisiz kalmak akıl kârı değildir.
Bilmeyen, öğrenim göremeyen, okumamış kimseye “cahil” kişi denir. Bu hâldeki bir insanı, Kur’ân bile yeriyor; orada, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”3 deniyor.
İşin lâmı cimi yok!
Hiçbir fark gözetmeden bugün, yarın; zor, kolay cehalet yenilecek.
Çünkü, bizi Yaradan, “Oku!”4 emrediyor; oku…
Biz, bizden, ilelebet mes’ulüz. Onu doğru yolda götürmek, çalışıp “adam” etmek, zimmetli görevimiz.
Âhirette sorulacaklar, hesabı görülecekler arasında bu da var.
Ebu’d-Derda’nın (ra) rivayet ettiği bir hadiste, Peygamberimiz (asm); “Ey Uveymir! Kıyâmet günü sana ‘Âlim miydin, cahil miydin’ diye sorulduğunda hâlin ne olacak? Eğer ‘Âlimdim’ dersen sana, ‘Bildiğinle ne amel yaptın?’ diye sorulacak. ‘Cahildim’ dersen ‘Cahil kalmana mazeretin neydi? Neden ilim öğrenmedin?’ diye sorulacak”5 buyurmaktadır.
“Cehl” ile “cehalet”, lügatta aynı mana. Arasındaki yegâne fark; “cehl”, kişinin inanç, söz ve davranışıyla ilgili bilgisizliği; “cahalet” de, dışta kalan durumlar. Meselâ:
Bir kimsenin, namaz kılarken konuşmanın namazı bozacağını bilmemesi, cehl; satın aldığı eşyanın ne işe yaradığını bilinmemesi ise, cehalettir.
Maddî, manevî alanda gelişmek; ilim, marifet ve sanat hakkında yeterli bilgiye sahip olmak için, “hedef” koymak gerekir.
Cehaleti âdeta toplum hayatının kamburu olarak gören Bediüzzaman, “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz”6 yorumuyla, önümüze hedef koymaktadır.
Zira bilmek, cehaletin panzehri.
Sınaî, ticarî her türlü iktisadî alanlarda kalkınmanın yolu bilgiden, ilgiden, idrakten ve iradeden geçiyor.
“Yokluk mertliği bozar”, ister kişi, ister kurum olsun; başka zaman yapmayacağı, ilkelerine aykırı bulacağı davranışları ya da o davranışlara mecbur eden şartları, durumu kurtarmak için yapmak zorunda kalabileceğini ifade eden bir atasözümüz.
Bu cümleden olarak; zayıf düşene, akbabalar çullanıyor; eziyor, üzüyor; “nân”e muhtâç ediyor. Ve arkasından başlıyor kavgalar, gürültüler; harpler, darplar…
Müslüman, bilinmesi gerekeni bilmeli; ilim, irfan, bilginin envaıyla genç dimağlar dolmalı.
Ne dolması, taşmalı; hedefe ulaşmalı.
Dipnotlar:
1- Bakara Suresi: 32.
2- Said Nursî, İşârâtü’l-İ’câz, s. 44.
3- Zümer, Suresi: 9.
4- Alak Suresi: 1.
5- Câmiü’s-Sağîr, 4: 1353 (İbni Asakir).
6- Said Nursî, Divan-ı Harb-i Örfi, s. 19.