Nur Talebesi, önce Kur’an’ı sonra hadis külliyatlarını ve elindeki bir hazine olan Risale-i Nuru planlı bir şekilde devamlı okur. “Yaratıcıyı tanımak ve O’na ibadet etmektir.”1 ayetine uygun olarak ibadetini istekle yapar.
Nur Talebesi, haramdan ve günahtan kaçar, sorumluluğunu bilir, intizamlıdır ve hizmet için daima plan yapar, daima hayrı teşvik eder şerden kaçar ve etrafındakileri de korur. Maddî veya manevî ihtiyaçlar için var mı yok mu diye düşünmez. Sözlüğünde yorulmak, usanmak, dinlenmek, ihmal, adam sendecilik, yeis ve inançtan taviz yoktur. Ayıplanmaktan korkmadığı gibi yanlış her hareketin ve sözün karşısındadır. İslâmî hakikatleri nezakete feda etmez.
Nur Talebesi, söz verdiğinde muhakkak yapar, sözünden dönmez. “Her söylediğin hak olmalı fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur.” prensibine uygun davranır.
Hakkın ve hürriyetin yılmaz savunucusudur ama Üstadının “Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dava etmek hakka bir nevi haksızlık...” dediğini bilerek davranır.
Nur Talebesi, hayır yolunda acelecidir. Rahat düşkünü değildir, zoru gördüğünde eğilmez, ezilmez dik durur.
Nur Talebesi, özü-sözü doğru, edeb ve hayâ timsalidir ve büyüklerine hürmet eder küçüklerini ve diğer sevdiklerini mana-ı harfî ile sever. Kadirşinastır. İnsanlara önce insan olduğu için değer verirr. Bir kötü huy veya hareketiyle karşısındaki kötüye yorarak yargılamaz. Kılık kıyafetine, giyinişine tavırlarına itina gösterirken sağlığına dikkat eder, özellikle de zamane hastalığı olan stresle başarılı bir şekilde başa çıkar.
Nur Talebesi, imana, İslâm’a tamamen karşıt olmayan herkesle barışık ve gerektiği yerde hoşgörülüdür. Bir hizmet ve iş teklif edildiğinde tereddüt etmeden; “Yaparım inşallah” diyendir.
Üstad’ının tabiriyle; “Bu dâr-ı fânide medar-ı tesellîleri, bu diyar-ı gurbette enîsleri ve esrar-ı Kur’âniye’de beni iştiyaklarıyla konuşturan zeki, ferasetli muhatapları”dır. 2
Nur Talebesi, ihlâslı, gayretli, hizmet-i Kur’aniye’nin sadık şakirtleri ve kardeşlerdir. Ve “Sözleri kendi malı gibi kabul ederek onun neşrini ve ilanını hayatının en mühim vazifesi telakki edendir”
“Beş vakit namazı kılar ve ardından tesbihatını yapar ve büyük günahları işlemez”. “Kur’ân’ın “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” emrini, Peygamber Efendimizin (asm) “Ya hayır söyle yahut sus.” tavsiyesini ve Üstadlarının “Her söylediğin doğru olmalı...” düsturunu nefsinde birleştirendir.
Hulusî ağabeyin tarifi ile her bir Nur Talebesi şunu demeli; “…ondan (Risale-i Nur) ayrılmayalım, hizmetten kaçmayalım, fütur getirmeyelim. Sermayesi yalan ve yalancılık olan siyaset propagandaları, sû-i kesbimizle kazanılan ve bugün tevarüs edilen fena şeylere karşı, kaderi ittiham derecesinde muradullaha müdahaleye cesaret etmeyelim. […] İşte o Nur elimizde mürebbî, yanımızda muarrif, aramızda Nurları neşre, mürebbî ve muarrifimizi dinlemeye çalışalım.”3 Ve “Risale-i Nur’un şakirtlerinin ruhları birbiriyle alâkadardır. Cesetleri müteaddittir; ruhları müttehid hükmündedir.”4 Hâsılı, Nur Talebesi, Said Nursî Hazretlerinin, “Hakaik-ı imaniye her şeyden evvel bu zamanda en birinci maksat olmak ve sair şeyler ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalmak ve Risale-i Nur’a hizmet etmek en birinci vazife ve medar-ı merak ve maksud-u bizzat olmak lâzımdır.” 5 prensibini benimseyendir.
Dipnotlar:
1- Zariyat Suresi: 56
2- Barla Lâhikası, 23. mektup
3- Age., 234. mektup
4- https://sorularlarisale.com/risale-i-nur-kulliyati/barla-lahikasi/145
5- Tarihçe-i Hayat, s. 464.