"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Anne-babaya düşen görev, sorumluluk

M. Latif SALİHOĞLU
03 Mart 2021, Çarşamba
Bir önceki yazıda, yeni neslin, yani evlâtlarımızın karşı karşıya bulunduğu dehşetli, hatta helâk edici tehlikelerden söz ettik. Böylesine dehşet veren tehlikeler karşısında, şüphesiz herkese düşen birtakım vazife ve mesuliyetler var.

İşte o vazifelerden biri ve belki de en mühimmi ebeveynlere düşüyor. Bugün bu nokta üzerinde bir parça tahşidat yapalım.

*

Müslüman neslinden oldukları halde, dünya ve âhiret hayatını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan günümüz nesline, yani evlâtlarımıza, en başta ebeveynler nasıl yaklaşmalı, nelerden kaçınmalı ve onların yetişmesinde ne gibi hususlara dikkat edilmeli?

Günümüzde, hayat ve hizmetimizin en ciddî ve en mühim meselesinin bu olduğu kanaatiyle, o can alıcı soruların cevabını bulmaya çalışalım.

Evet, anne ve babalar, çocuklarına fazla baskı uygulayarak eğitmeye çalışmamalı; aynı şekilde, sınırsız bir serbestlik veya itimatla onları aşırı derecede sergerde bir halde de bırakmamalı.

Zira, biri ifrat, biri tefrit hükmünde olan her iki durum da sakıncalı; dolayısıyla  iki tarafa da zarar verir.

Şimdi, bu iki durumun ne menem bir şey olduğunu ve bu tür hallerin ne gibi neticelere sebebiyet vereceğini sırasıyla izaha çalışalım.

*

Büyüklerinden sürekli azar işiten veya baskı gören çocuklar, baskıdan kurtulmak için çoğu zaman kaçarak uzak durmaya çalışır; kaçma fırsatı bulamadığında da, yılana sarılır gibi yalana sarılmayı tercih eder.

Aynı durumun devam etmesi halinde, o çocuk zamanla adeta bir "yalan makinası"na dönüşür. Gitgide, artık doğru söylemeyi ve doğru hareket etmeyi unutur bir hale gelir.

Doğru konuşmaktan uzaklaşan ve yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren çocuklar ise, sakıncalı yollara yönelmeye ve her an için kendini bir tehlikenin içine atmaya adaydır.

Ancak, tehlikeli tuzakların içine düşse bile, bunu büyüklerine söylemez; yani, onları saplanmış olduğu durumun vehâmetinden haberdar etmek istemez. Çünkü, gördüğü baskılar onu zaten ürkütmüş, korkutmuştur. Bir türlü derdini açma cesaretini gösteremez.

Muhtemeldir ki, katı ve kaba tutumlar sebebiyle, aile bireyleriyle dertleşme, halleşme yolu önceden kapatılmış; yani, karşılıklı sohbet etme imkânı bertaraf edilmiştir.

Dolayısıyla, çocuk, saplandığı batağın içinde boğulma noktasına gelinceye kadar, o fecî vaziyetten ebeveynini haberdar etme cihetine gitmez, gidemez.

Boğulma sınırında yapılan kurtarma çalışmalarında ise, ne yazık ki çoğu kez başarılı olunamıyor. Zira, ya geri dönüşü mümkün olmayan çıkmazlara girilmiş, ya da "şuyûu vukûundan beter" hallere düşülmüştür... 

Demek ki, baskıcı yaklaşımlar ve katı davranışlarla, evvelâ kendimize, sâniyen aile fertlerine ve bilhassa çocuklara yazık etmiş oluruz.

Bu işin mutlaka bir orta, bir vasat yolu olmalı. Ki, en mühim mesele de o vasat ayarını tutturup onu bir alışkanlık, bir hayat tarzı haline getirmektir.

*

Öte yandan, aşırı serbestliğin de kendine göre mahzurları, sakıncaları var. Sınırsız bir itimatla tamamen serbest kalan ve kendi başına hareket eden çocukların şansı, çoğu zaman yaver gitmiyor. Zira, yaşları itibariyle hem toy, hem de hayat tecrübeleri olmadığından tehlikenin sınırını göremiyor, uçurumları fark edemiyorlar. Hem, önlerinde daha nice nice tuzaklar kurulmuş olduğunu bilemiyorlar.

Bilhassa şu zamanda, öylesine vicdansız, öylesine merhametsiz türediler (kişi, ya da komite) var ki, bunların işleri güçleri gençlere, çocuklara tuzak kurup avlamaktır. Bunlara kısaca "insan avcıları" demek mümkün. İnternet ve telefon gibi hızlı iletişim sistemleri de işlerini nisbeten kolaylaştırıyor.

Ne yazık ki, aile baskısından kaçanlar gibi, aşırı serbestlikle hodserâne giden çocuklar da, bu merhametsiz şebekelerin tuzağına acemice veya sarhoşçasına düşebiliyor.

Demek, serbestlikten yana olanlar da, kontrolü büsbütün elden bırakmamalı.

*

Baskı altında tutulan çocukların kabiliyeti doğru yönde inkişaf etmez. Serbest bırakılanların ise, şansı yaver giderse şayet, bazı kabiliyetleri gelişebilir. Buna göre, aşırı baskı veya serbestlik yerine, ölçülü, kontrollü bir serbestlik tarzını ihtiyar etmek çok daha isabetli olur.

Bu vasat ölçüye göre, hem tehlikeli tuzaklardan nispeten emin olunur, hem de çocuğun kabiliyetleri müsbet yönde inkişaf eder.

Kabiliyetleri gelişen çocuğun iradesi de kuvvetlenir; dolayısıyla kendine olan güveni artar.

Ki, zaten asıl mesele "irade terbiyesi"dir. İradesi kuvvetlenen bir çocuk, kolay kolay zaafa düşmez ve zaafın eseri olan hataları işlemez.

Elhâsıl: Anne veya baba, her an için çocuğunun yanında olmadığına ve olamayacağına göre, onu işte böyle dengeli bir yaklaşımla hayat mektebine hazırlaması gerekiyor.

Okunma Sayısı: 1678
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı